İlhami Atmaca’ya
Ben de hepiniz gibi büyük bir tehlike içindeydim, açtım. Hukuk
Fakültesi’ni
kazanmış şişko bir çocuk, ilk kitabımı çok beğenmiş, ziyaretime geldi. “Dostum,
böyle bir kitabı ben yazmayı çok isterdim!” dedi. Kızılay’a, bulvara yürüyüşe
çıktık. Şişko, “Dostum,
ben sizin yerinizde olsam, başka bir kitap yazmam!”
dedi. Birkaç adım attık. “Dostum, siz artık geri çekilmelisiniz, asla bir daha
kitap yazmamalısınız, insanlara kitabınız üzerinde düşünebilmeleri için zaman
vermelisin!” dedi.
Birkaç adım daha attık, “Dostum, sizin gibi büyük bir yazarla yürümek benim için
büyük bir onur!” dedi. Birkaç adım daha attık, “Dostum, siz dünyanın en iyi
insanısınız,
inanamıyorum, söyleyin dostum, o kitabı siz mi yazdınız, sizin
elinizi sıkıp, yanaklarınızdan öpmek istiyorum!” dedi. Kalabalıkların,
vitrinlerin önünde küçük bir tören tokalaştık. Kontrollü bir saygı içinde,
aristokrat insanlar gibi
kibarca birbirimize sarıldık. Şişko, dengeli bir
üslupla soylu insanlar gibi sırtımı sıvazladı. Gözlerimin içine bakıp “Dostum,
yüzyıl geçse de bu anı unutmayacağım, siz dünyanın en iyi dostu, en iyi
yazarısınız” dedi...
Sırtındaki yırtık, eski deri çantayı indirdi. İçinden birkaç küçük kutu
çıkartıp, çantayı tutmam için bana uzattı. Çantayı tuttum. Elindeki kutularla
durağın önüne fırladı. Telaşla sağına-soluna bakınıp kalabalıkların içine doğru
bağırmaya başladı: “Teyplerinize-vidyolarınıza tornavida /
Teyplerinize-vidyolarınıza tornavida!..” Ne olduğunu anlayamadan, elindekileri
sattı, bitirdi. Yanıma gelip çantanın içinden birkaç küçük kutu daha çıkarıp
mesai
bölgesine döndü.
On,onbeş dakika içinde, bu şehrin sokaklarında tarihimi değiştiren hareketini
tamamladı. Kazandığı parayı cebine sokmadan, hesaplayıp ikiye böldü ve yarısını
bana uzattı: “Dostum, bunlar
senin” dedi.
Şaşkınlığımı belli etmeden, “neden, bu parayı sen kazandın?” dedim. “Dostum,
işte burada yanılıyorsun, en kritik görevi sen yaptın, çünkü çantayı tuttun,
zabıtalar çantayı
yakalamış olsa, işimiz bitmişti. Dostum, bir düşün bütün
mallarımız uçup giderdi ve bizler avcumuzu yalardık” dedi.
İşte hayat felsefemi sarsan cümleler burdaydı: “Mallarımız.. bizler..” Üç dört
dakika
içinde işportacı olup çıkmıştım. Şişko sayesinde üç-dört yıl açlığımı
erteledim. Üç-dört ay içinde Kızılay’ın bütün zabıtalarını tanıdım ve şişkonun
yanında işe başladım.
* * *
Bir müddet sigara
işi yaptık. Sigara işi kaçakçılığa giriyordu, küçük çaplı
birkaç felaketten sonra terkettik. Şişko “Üzülme dostum, büyük planlarım var”
dedi. “Nasıl planlar?” dedim.
“Dostum, bir düşün,
kış geliyor! İnsanlar evlerinde sıkılacaklar, küçük bir
gezinti yapmak isteyecekler. Dışarda uçuşan kar tanecikleri dansedecek. Bir
düşün dostum, bu sana neyi hatırlatıyor?” dedi.
İstanbul Tahtakale’ye gidip,
tanesi ikibinbeşyüz liraya Hero marka mızıkalar
aldık. Tanesini yedibin liradan satıyorduk. Günde beş tane sattığımızda, şişko
“Şansımızı fazla zorlamaya gerek yok, dostum, akşam yemeğimiz ve sigara paramız
çıkmıştır” derdi ve her defasında Sakarya’nın dilenci çingenelerine bir şeyler
ısmarlardı.
* * *
Şişko gerçek bir şairdi. Yerel bir gazete tam bir sayfa ondan bahsediyordu.
Manşetinde
“Domates Yanaklı Şair” yazıyordu. Alt başlığı ise şöyleydi: “Hem
işportacı, hem şair, hem hukukçu!” Şişko haberi okuduktan sonra bana dönüp,
“Dostum, benim şairliğimle domatesin, elmanın ne
alakası var, bu basın her şeyi
çarpıtıyor” dedi.
Mızıkayla tek bildiği parça, ünlü Babam İş Gezisinde adlı filmin müziğiydi.
Soğuk kış günleri yaklaştı. Karın altında mesaiye başladık. Kar serpiştiriyor,
yerler tül tül
kar tutuyor. Tezgâhın başında şişko. Etrafta, erkete, ben.
Şişkonun paltosu, kaşkolu, fötr şapkası karla örülü. İri gövdesinde daracık
palto, kozmonot elbisesi gibi. Bir elinde, olmazsa olmaz, purosu, diğer elinde
mızıkası. Arada bir,
paltosundan fırlamış göbeğine hafifçe vurup, “Unutma
dostum, bu şirin şey, benim en büyük karizmamdır, bu şirin şey olmazsa,
mızıkanın romantik melodileri bir işe yaramaz” derdi.
Birbirine sıcacık sarılmış
sevgililer, mızıkanın melodilerine dayanamayıp
tezgâha yaklaşıyor, gülümsüyorlar. Bir müddet dinliyorlar. Sonra, yumuşak
adımlarla yollarına devam ediyorlar, bazan, hiç ayrılmadan hayranlıkla, şişkoyu
ve mızıkasını izliyorlar. Şişko, bir
nefes ara verip purosunu tüttürüyor. Ve
tezgâhın başından bana bağırıyor:
“Dostum, görüyor musun, insanlar kendilerini ne kadar mutlu hissediyorlar!”
Bulvar ıssızlaştı. Kar giderek lapalaştı. Beyaz bastonuyla
orta yaşlı kör bir
adam. Kendi gibi kör, sekiz-dokuz yaşlarında kızına sıkıca sarılmış. Karda
kaymamak için yavaş yavaş ayak tabanlarını sürterek yürüyorlar. İkisi de çok iyi
giyimli. Çok sevinçli yüzleri var. Birbirleriyle fısıldaşarak,
mutlulukla bir
şeyler konuşuyorlar. Kız çocuğu boşluğa elini uzatarak avucuyla kar tanelerini
tutuyor. Sonra, onları, ağzına getirerek, avucundaki ıslaklığı emiyor.
Kör kız çocuğu mızıkanın melodilerini duydu ve durdu. Şişko,
kızın durduğunu
gördü. Kulağına seslenmek için, “Baylar, bayanlar! Bu gördüğünüz Hero marka
mızıka yalnız yedibinbeşyüz lira” diye bağırmaya başladı. Kız çocuğunun aklı
başından gitti. “Baba, bana bu
mızıkadan al” diyerek, babasını çekiştirmeye
başladı.
Kör adam cüzdanını çıkardı. Parasını saydı. Kızına dönüp “Kızım, cüzdanımda
yalnız beşbin lira var, sonra alırız!” dedi.
Şişkonun
yüzü, nihayet bir mızıka satıyoruz, diye, zevkten dört köşeydi. Kör
adam ısrarla kızını ikna etmeye çalışıyordu. Bu trajik gerginliği çözmek
zorundaydım. Şişkonun kulağına eğilip “hadi şişko, şu kıza beşbin liradan
verelim” dedim. Kör adam şişkonun kulağına fısıldadıklarımızı duydu, cesaret
alıp, tezgâha yaklaştı. Nezaketle, “Beşbin liradan olmaz mı, kurtarmaz mı!”
dedi. Şişko sert bir tonlamayla “beyim, biz bunları
beş bin liradan alıyoruz,
kurtarmaz” dedi. Kör adam sıkılarak bir daha “beşbinden olmaz mı?” dedi. Şişko
“olmaz” dedi. Kör adam, yavaş çekim hareketlerle kızına yapışıp, “Hadi kızım,
gidelim” dedi. Kız gidecek gibi değildi. Ağlayan bir sesle, “Baba ne olursun al,
baba ne olursun al!” diye yalvarmaya, sızlanmaya başladı. Şişko, kızın kulağına
doğru mızıkasıyla çalmaya başladı. Kör kız çocuğu,
karın üstünde zıplamaya
sıçramaya başladı. Şişko, melodilere profesyonelce keman inceliği vermeye
başladı. Kör kız, kendini yerlere atmaya başladı. Babası kaldırmak istiyor,
nafile ikisi de karın üstünde kayıp düşüyorlar.
Babası, yeniden tezgâha yaklaştı, sıkılan bir ifadeyle: “Üstümde fazla para
olsaydı verirdim” dedi, “kızımı durduramıyorum, beşbin liradan vermez misiniz?”
dedi. Öyle kibar nazik, öyle ezilmiş
bir ifadeyle konuştu ki, yer yarılsa içine
girsem. Şişko, sert tonlamasını birazcık bozdu: “Beyim, sizin için yedibin lira
yaparım, beşyüz liranızı almam” dedi.
Şişkonun gırtlağına yapışıp, onu orda boğabilirdim.
Tezgâhtan mızıkayı kaptığım
gibi, adama uzattım. Şişko elime yapıştı. “Dostum seninle özel görüşeceğim”
dedi, “Benimle gelir misin?” Şişko, “Dostum, müşterinin yanında senin gibi büyük
bir
yazarla tartışmak bana yakışmaz. Dostum, şunu unutma, sefil bir insanın,
vicdanı da, acıması da olmaz, önce para kazanmak, sonra acımak zorundayız” dedi.
Ve son söz olarak, sırtıma elini koyarak:
“Dostum, kazandığımız bütün paraları
yoksullara, açlara vereceğiz. Ancak, bana söyler misin, para kazanmadan neyi
verebiliriz” dedi. Tezgâhın başına dönüp profesyonel bir hünerle melodileri
inceltmeye devam etti.
Kör adam ve kızı uzaklaştı. Mızıka satışları kötü gidiyordu. Şişko “Dostum
uçuşan kar taneleri planı tutmadı” dedi, “halkımız henüz danseden kar tanelerine
hazır değil” dedi.
Şişko, kirpiklerine düşen kar tanesini silerken, “Dostum, sefil insanlar ancak
yüzlerini ekşiterek yoksullara acırlar, bunu unutma” dedi.
Kör kız aklımdan gitmiyordu, moralim bozulmuştu. Şişkoya
“ben artık
çalışmıyorum” dedim. Şişko “Dostum sorunları büyütüyorsun, seni anlıyorum, büyük
yazarların büyük vicdanları olur!” dedi. Şişkoya yüz vermedim. Şişko “Dostum,
sana iyiniyetimi
göstermek için elimden geleni yapacağım” dedi ve hemen tezgâhı
toplayıp kör adamın peşine düştük.
Arkasından koşup adamı yakaladık. Şişko kör adama “Beyim, hayat çok zor, biz de
kazanmak
zorundayız, ben talebeyim ve babamdan beş kuruş almıyorum. Beyim lütfen
bizi anlayınız” dedi. Kör adam şaşkınlıkla bizi dinliyordu. Şişko adama “Beyim,
arkanızdan koşup buraya kadar geldik. Bu davranış bizim iyi
insanlar olduğumuzu
gösterir” dedi ve bir müddet konuştu adamla. “Beyim, size bir öneride bulunmak
istiyorum. Birkaç gün içinde mızıkaları satamazsak, ortağıma fiyatlarımızı
düşürmek için baskıda bulunacağım.
Sanırım, o da benim düşünceme katılır. Çünkü
beyim, o, aynı zamanda bir yazar!” dedi.
Ve şişko cebinden bir puro çıkarıp Kör adama takdim etti. “Beyim, lütfen bu
puroyu kabul ediniz. İçimden geldi”
dedi. Kör adam, “teşekkür ederim, sigara
içmiyorum” dedi. Şişko ısrarla “beyim, lütfen kabul ediniz, bakın bu benim en
yakın dostumdur. Olup biten her şeye üzülüyor. Çünkü o büyük bir yazardır. Bir
gün bu
hikâyeyi yazacak ve beni acımasız bir işadamı gibi gösterecektir. Beyim,
muhtemel olarak siz de bu hikâyede yer alacaksınız. Lütfen alın bu puroyu, beni
tarih ve dostumun önünde zor durumda bırakmayın” dedi.
* * *
Sonra bana dönüp, “Dostum, artık aleyhimde yazamazsın, ben elimden geleni
yaptım” dedi.
Kompile Hikayeler'den
Nihat Genç' soru sormak için tıkla
www.nihatgenc.com