Soruyu Soran: Burhan Güleryüz
Soru: 3-4 gündur Hürriyet'te Özer Çiller'in
130 yıl yaşama sırlarını anlattigi
röportajı var, bu vampirleri senin kaleminden okumak istiyoruz. Şimdiden diline
kalemine sağlık
BURHAN GÜLERYÜZ’E CEVAP
Tek bir cümle söyleyeyim,
çok yaşamak bir put haline geliyor... Çok yaşarsın bok
mu olur.. Niçin ahlaklı, dürüst yaşamak işlerine gelmiyor. Ahlaksız yaşamışsın
ama beden genç kalmış. Bunlar saçma sapan ideolojiler. Değil 130 yıl, bir gün
yaşa onurla yaşa.
Tüm hayat boyunca tek bir kez samimi içten bir tebessüm tüm
dünyaya tarihe kainata bedeldir. Bir öpücük 200 yıldan büyüktür. Neyse saçma
bunlar…
İkinci Hafta Soru ve Cevapları Son
Bölüm
Soruyu Soran: Turgay
Soru: Daha geniş kitleye kaleminizin gücüyle ulaşırsınız ama daha geniş kitleyi
kontrol edebilecekmisiniz? Bu sizi daha fazla yormayacak mı? Kitleler sizi farklı
algılayıp farklı yorumlarsalar bu daha çok çalışıp artan okuyucu için daha çok
araştırma yapmanıza neden olmayacak mı? Samimiyetinize inanıyorum 13
senedir
inandım.
TURGAY’A CEVAP
Turgay yavaş ol, kitleyi neden kontrol edeyim, böyle saçmalık olur mu? Beni
onlarca yıl isteyen istediği şekilde yorumluyor. Görmüyor musun çakalı,
puştu,
sapığı yıllardır neler döşeyip gönderiyor. Bunları kontrol edemeyiz, niye
edelim. Benim bir okuma ve yazma ritmim var. Gündelik yazmam için gerçekten
büyük paralar teklif edildi, ama ben tek bir gün yazabileceğimi söyledim ve
yazı
başına 300- 400 gibi bir şey vereceklerini söylediler, ama belli olmaz , kendimi
gündelik tempoya alıştırabilirim. Ama değil, bir çok sıkı makale var kafamda ,
onları bitirmeliyim. Ne kadar farkındasınız bilmiyorum, yıllardır sağcı solcu
tezleri bitirmekle meşgulüm, dünyada yeni bir şey kuruluyor, hepsini, hepimizi
içine alan, açın yazılarımı kaç yıldır bu düşünceyi besliyorum. İşte bu yeni
tezleri herkese her şekilde anlatabilmek için neler yapmadım,
neler…
***
Soruyu Soran: Salih Bebecan
Soru: Türkiye Asya' nın neresindedir?
SALİH
BEBECAN’A CEVAP
Şimdi bir daha haritaya bakmam lazım..
***
Soruyu Soran: kaan
Soru: Sayın Genç,
Memleket Hikayeleri adlı kitabınızı gerçekten büyük zevkle
okudum. Fakat, bazı sözleriniz bende hayret ve şaşkınlık uyandırdı.Örneğin,
kitabınızda Karı Düşkünü isimli yazınızda Aklı yeten herkes, başta
tarihçilerimiz yenilgilerin baş
sebebini karı düşkünü, içkici sultanlarda ve
saray entrikalarında aradılar! Şaşılacak derecede sıklıkta, hangi tarih kitabını
açarsanız açın, en can alıcı sebep olarak bunları gösterirler (sf.174),
demişsiniz.Yazınızın mantığı benim
düşüncelerimle de paralel; Bu ülkede iyi kötü
bir şeyler üreten insan yok. Bırakın üretmeyi düşünmeyen insanların çoğunlukta
olduğu ve yönetici zümreye bunların hakim olduğu aşikar. Ancak, yukarıdaki
sözleriniz bana çok sıradan
geldi. Sizin günümüz entelektüellerinden (ki
bunların çoğu aslında entelektüel olamamış, fakat ellerinde bulunan sınırsız
imkan sayesinde isim yapmış laylaycılardır) farklı olduğunuzu düşünüyordum.
Çünkü gördüm ki, siz de bu
yazınızda eleştirdiğiniz düzen adamları ve yeknesak
yorumcular gibi yapıp Osmanlı sultanlarını klasik biçimde bayağı adamlar
yapmışsınız. 17.Asrın sonunda başlayan Osmanlı çöküşünün en önemli nedeni olarak
içkici , karı düşkünü
padişahların gösterildiği tarih kitapları çok az
sayıdadır. Tamam, çöküşün önemli bir nedeni saraydaki kadınlar saltanatıdır
ancak, sizin söylediğiniz gibi bir durum değildir bu. Seks düşkünlüğünden değil,
bilgili ve güçlü sultanların yerini
artık yetiştirilmemişlerinin almasından
kaynaklanır geriye doğru ilerleme. Bunun sebebi de şehzadelerin 17.asırdan
itibaren artık sancakta değil, sarayda yetişmeleridir ve bu da Kafes Usulü
denilen, ileride başarısızlıkları getirecek olan
sistemle olmuştur. Yani çöküş
karı düşkünlüğünden değil, yanlış devlet politikası sonucu sultanların pasif
yetişmesinden ve bu pasiflik sonucu belli bir süre saraydaki valide sultanların
yönetimde söz sahibi olmaya başlamalarıyla
başlamıştır (Avrupalıların ilerlemesi
de başka bir nedendir ama burada size tarih anlatmaya yeltenmiyorum).
Doğru, bir
zamanlar bu ülkede Batı karşıtlığı yapan insanlar efsaneleştirildi, ama bugün
Batı karşıtı olmak;
komplo teorisi üretme makinesi olmaktır, gerici olmaktır,
gerçeklere karşı olan olmaktır. Garip ve dengesiz bir ülkede yaşıyoruz.Herkes
işine geleni yazıyor, çiziyor ve söylüyor. Mesela siz, mutlaka bir hayat
felsefeniz var ve bu ne olursa
olsun saygı duyulması gereken bir felsefedir.
Ancak siz, bugün bir çok gencin okuduğu,takip ettiği,görüşlerine değer verdiği
-ben de dahil- bir şahsiyetsiniz.Hiç beklemediğim bir şekilde sizin de bir
şekilde düzene uyduğunuzu hissettim;
Sıradan tarihçiler Abdülhamid konusunda
ikiye ayrılır; Bazılarına göre Abdülhamid Kızıl Sultan, bazılarına göre ise Ulu
Hakandır.Ve siz de bir şekilde bunlardan birine katılmışsınız. Oysa tarih bu
şekilde kutuplaşmalarla analiz edilemez
ve başkalarına aktarılamaz. Tarih
tarihtir, yani ideolojilere göre değerlendirilemeyecek kadar gerçektir. Tamam,
Türk eğitim sistemi belli ölçüde devletçidir ancak, bu devletçilik Türk
devletçiliğidir ve yağlı tarafından yüz gram Abdülhamid
olmamalıdır. Bu anlamda
size katılıyorum. Fakat, bizdeki aydınlar bir türlü tam anlamıyla aydın
olamıyorlar. Çünkü bir konuyu eleştirirken,aynı ölçüde eleştirilebilecek
konuları es geçiyorlar, yani kafalarındaki görüşlerine hangisi uygun
geliyorsa
ona değiniyorlar.Bir insan Abdülhamidi baskıcı olduğu için(ben de katılıyorum)
eleştirir de neden İsmet İnönü’yü eleştirmez anlamıyorum. Bugün bu ülkede
yaşanan bir dizi sorunun kaynağı İsmet İnönüdür ve
Atatürk’ün getirdiklerini
İnönü götürmüştür bu ülkeden. Öngörülen imanlı, dürüst, bizden, vatansever, vs.
özelliklere sahip olan insan tabi ki bu ülke için uygundur ancak, bu
meziyetlerin tam zıttı meziyetlere sahip olanların ülkeyi
yönettiklerini de
gördük ve arada bir fark olmadığını da. Önemli olan bilgili olmaktır,Batıcı
değil ilerici olmaktır, yenilikçi değil, faydalı yeniliklerden yana
olmaktır.Tabi bunlar yattığımız yerden olmuyor iki yüz yıldır olmadığı gibi.
Bugün
de tutturmuşlar AB diye. Bakalım daha nelerimizi vereceğiz. AB arkamızdan
itiyormuş bizi ve bu sayede düşünen bir millet olacakmışız? Umarım bizi itmekle
yetinirler.
Sizden cevap bekleyen bir genç........ Sn. Nihat
Genç
KAAN’A CEVAP
Kaan görüşlerine katılıyorum, ancak, benim tarih konusunda çok daha iyi ve sıkı
makalelerim var, bahsi geçen makaleden dahi sayılmaz, şu kadarını söyleyeyim,
benim çok acemice yazılmış bir yazımdan yola çıkarsanız ayıp edersiniz. Aynı
konuda benim yüzlerce yazım var. Yazınızda belirttiğiniz çok şeye katılıyorum.
***
Soruyu Soran: Uğur Özkul
Soru: Mutlaka Denizli'ye bekliyoruz. Gelmezsen Trabzon'un şampiyonluğunu görme.
UĞUR ÖZKUL’A
CEVAP
Gerçekten Denizli’ye fazlasıyla haksızlık yaptık. İnşallah geliriz. Teşekkür
ediyorum.
***
Soruyu Soran: Burhan
Güleryüz
Soru: 3-4 gündur Hürriyette Özer Çillerin 130 yıl yaşama sırlarını anlattigi
ropörtajı var bu vampirleri senin kaleminden okumak istiyoruz. Şimdiden diline
kalemine
sağlık
BURHAN GÜLERYÜZ’E CEVAP
Tek bir cümle söyleyeyim, çok yaşamak bir put haline geliyor... Çok yaşarsın bok
mu olur.. Niçin ahlaklı, dürüst yaşamak işlerine gelmiyor. Ahlaksız
yaşamışsın
ama beden genç kalmış. Bunlar saçma sapan ideolojiler. Değil 130 yıl, bir gün
yaşa onurla yaşa. Tüm hayat boyunca tek bir kez samimi içten bir tebessüm tüm
dünyaya tarihe kainata bedeldir. Bir öpücük 200 yıldan
büyüktür. Neyse saçma
bunlar…
***
Soruyu Soran: Nemaz
Soru: Sevgili Nihat abi, Uzun zamandır televizyondaki programı takip
ediyorum. Ayrıca internetteki birçok
yazını okudum.İnanılmaz biçimde ilgimi çektin.Oturduğu kafelerin camında “CAFE”
yazan bir genç olarak dilimizdeki yozlaşmayı nasıl önleyebiliriz? Dildeki
yozlaşma kültür
emperyalizminin bir parçasımıdır?
NEMAZ’ A CEVAP
Dildeki yozlaşmayı bitirebilmek için çok şey yapmalı, önce şu tüm yabancı
tabelalar iptal edilmeli. Ama bunların dışında,
kendimiz kendimize Türkçe
konuşuyor muyuz? İç konuşmalarımız, kız arkadaşımıza iltifat ve okşayıcı
sözlerimiz, bunları besliyor muyuz? İnsan kendiyle konuşmasını Türkçeye
çevirmeli, gerisi akıp gelir, şırıl şırıl… Üç gün üst
üste sevgilinize güzel
sözler düşünün, Türkçemiz bir sevgili daha kazansın. Sen de kardeşim, sen de
sevdiğin erkeğe güzel sözler bulup söyleyiver, Türkçemiz seni de kazansın…
***
Soruyu Soran: Mehmet Batar
Soru: Leman dergisini alan gençler Milliyet gazetesini de alırlar genelde.
Lemanda çelişki var dediğiniz durum bu değildir
sanırım. Ve ben bu haliyle
Leman'ın sistemin çok da işine yarayan bir dergi olduğunu düşünmüşümdür hep.
Eleştiriyi cıvıklaştır, öfkeleri buda, böylece ayaklanmayı engelle taktiğinin
masum tetikçisidir bence Leman dergisi. Nihat Genç,
Leman gibi Posta gibi
ortamlarda, sırf Doğan Hızlan veya Ahmet Altan kafalı üç beş insana daha ulaşmak
için, kendi güzel öfkesinin ziyan olduğunu düşünmüyor mu acaba? Hani bir gül
bataklıkta da güldür ama ya batıp gidiyorsa
bataklıkta o gül.. Böylece gül
olarak değil de başka bir şey olarak ulaşıyorsa kokusu insanlara. Ben, Nihat
Genç için 'adam ne sövüyor abi ya' gibisinden yorumları aşamamış ne
dangalaklara rastladım. İçim acayip sızladı. Acaba Nihat
Genç'in içini de
sızlatmaz mı bu durum hiç?
MEHMET BATAR’A CEVAP
Mehmedim doğru söylüyorsun. Nihat Genç ne söyledi ne yazıyor, yazılarıma /
makalelerime dönüp bakıyorum, bir de
bu arkadaşların sapık cümlelerine
bakıyorum. Ben ordayım ben buradayım , bunların anlamı nedir, ben ne yazdım,
neler yazıyorum, işte bunların anlamı var. Okuyucunun gazını alalım yüzlerce
soruyu cevaplayalım dedik. Ama gördük ki
yazıların içinden soru gelmiyor. Sanal
dünyanın maskeleri arkasından bilinçaltlarını boşaltıyorlar. Kendilerine sormayı
cesaret edemediklerini bana soruyorlar. Bakın bu ülke için insanlık için neler
düşünmüşüm. Ki; bu soruların hiç birine
şahit olamadım. Mesela, Avrupa merkezli
bir kültürün karşısında, Orta – Doğu merkezli yazılar yazdım, tarihi yorumlar
yaptım, son kitabımdaki Şehir yazısı buna en güzel örnektir. Bakın İpek
Yolları’nın ne demek
olduğunu belki yüzlerce sayfa anlattım. Ülkemize bağlanan
yolların aslında bizim karakterimiz kimliğimiz olduğunu anlatmaya çalıştım.
Yani, bu yollar açık kalacak yine her tarafa açılacağız her taraf bize açılacak.
Bakın , ayrıca, Doğu
kelimesi üzerine çalıştım, ve yüz binlerce genç çocuğa,
‘Doğu’nun ne olduğunu beyinlerinden aşı yaparak anlatmaya çalıştım.
Bakın,
milliyetçilik hastalığına karşı yüzlerce yazı yazdım ve vatanseverliği ve
vatansever kelimesini on binlerce insana benimsetmeye çalıştım. Bakın, ülkemizin
sosyal dokusu, bütünlüğü üzerine onlarca yazı yazdım ve işçimiz, küçük
işletmecimiz, çiftçimizin bizim için hayati önemde olduğunu, işte bunları bir
arada tutarak bir ülkemiz ancak olur diyen yüzlerce yazı…
Şimdi Fransa’dan
sesini duyduğunuz “hayırlar”ı yıllar önce, bu sütunlarda dile getirdim,
ayrıntılar kitaplarımda...
Açın
sayfalarını bakın, Amerika saldırılarına, İsrail
saldırılarına karşı, onlarca yazı yazdım, sayfalarca. Darfur’da, Bosna’da,
Afganistan’da Irak’ta milyonlarca insan öldü geçtiğimiz on yıl içinde, işte
onlar ölürken
ben metinleri yazıyordum, her biri ağıt, her biri destan, her biri
direniş, her biri bu saldırıların karşısına dikilen. Daha neler neler. Ben
bunları yazdım, yazıyorum. Ama burada bakıyorum ki, insanlar bozulmuş, benimle
ilgisi olmayan
sorular, benimle ilgisi olmayan bozuk bozuk cümleler. Bana ne?
Bakın, yüzlerce soruya baktım, içlerinde, yukarıdaki metinlerimden tek birinin
içinden soru görmedim.
Nihat orada mı burada mı?
Kardeşim
Nihat Genç yazılarının
içinde. Yazılarımla yepyeni bir siyaset yapıyorum, hepinizin kafasını
karmakarışık yapıyorum, yepyeni bileşkeler çıkıyor ortaya.. Bunların ne demek
olduğunu henüz bilmiyorsunuz. Sizler neden, insanların bozum
olabileceğini
düşünüyorsunuz, bir hırsızlık, bir muzırlık , bir çelme atma peşindesiniz. Bana
ne olur, ben iki cümle yanlış laf etmeyle yıkılabilir miyim? Beni aldatarak
nereye varabilirsiniz? Hepinizin boyu kadar kitap yazdım. Sizse beni
burada
tufaya düşürmenin yolunu arıyorsunuz. Bu çocukça şeyleri çoktan aştığım için o
kitapları yazıp yüz binlerce insana satabilmeyi/ okutabilmeyi başardım.
Hala
annenizin babanızın ideolojileriyle tekme tokat
kelimelerle yaşıyorsunuz. İnsan
önce siyasi bir varlık olarak kendini tarif etmeli. Nihat Genç yıllardır bunu
yapıyor.Size sorarsak, siz orda mı yazıyor, burada mı yazıyor, deyip, başka
da bir bok bilmiyorsunuz. Ben nerde yazarsam
yazayım okuyucularımın, halkımın
kalbine yazıyorum. İşte Anadolu topraklarında en çok okunan kitaplar ve içinde
neler tartışıldı! Açıp bakarsınız. Ben birkaç gün daha buradayım, sonra yine
sizi internet / sanal alem karanlığında ve
mağarasında yarasalarınızla baş başa
bırakacağım.
***
İkinci hafta soru cevap birinci bölüm için
tıklayın
Karakutu.com - Nihatgenc.com
Hamiş:
Yazıları bilgisayar ortamına aktaran Sibel Büyük Demirci'ye
şükranlarımızla