Ülkemiz tarihinde görülmemiş şiddette büyük bir AYDINLAR SAVAŞI başlıyor
haberiniz olsun. AKŞAM'da yazma günüm
değil, ancak, bu alevli tartışmaya biraz
daha benzin dökmek için bu yazıyı kaleme alıyorum.
Özel bir yazı olacak ve birkaç küçük bilgi vereceğim. Bu yüzden okuyucularımdan
özür dilerim.
Önce kısa özet
verelim. Ermeni Konferansı'nı eleştiren bir yazım bu gazetede
yayınlandı: Sonra İletişim Yayınları, konferansı eleştirdiğim için beni
yayınevinden kovdu. Sonra AKŞAM ve Hürriyet olayı ön sayfadan haber yaptı. Ve
sonra TV'ler olayı
perçinleyip halka taşıdı. Soru şuydu? Orhan Pamuk 'Ermeni
Soykırımı' vardır, dediğinde, neden Ermeni Konferansı'nın içindeki yazarlar,
'harika, özgürlük, bırakın konuşsun' diye sevinç çığlıkları atarken, Nihat Genç
konuşunca aynı
yazarlar 'sansür' uyguladı.
Birçok köşeyazarı İletişim Yayınları'nın bu çifte standartlı sansürünü ağır
dille kınadı. Ve İletişim Yayınları'nın kurucusu Murat Belge'nin adı da bu kovma
işinde bolca anıldı.
İşte
Murat Belge suskunluğunu nihayet bozdu ve dün Radikal Gazetesi'nde 'Nihat
Genç Olayı' başlıklı yazısıyla eleştirilere cevap verdi. Bir ortaokul münazarası
diliyle lafı şuraya getirdi: 'Tamam biz Nihat Genç'i yayınlamadık, peki, ama,
siz
de benim yazımı Cumhuriyet Gazetesi'nde yayınlar mısınız?'
Yani, ülkemizde büyük bir Aydınlar Savaşı başladı. Yıllarca kesilip kesilip
sürecek bu savaşın işaret fişekleri atıldı. Artık sorun Nihat Genç'e sansür
koymak değil,
başka maceralara doğru kayıyor.
Mesela Milliyet'ten Melih Aşık ve Cumhruriyet'ten Ali Sirmen'in İletişim'in bu
tavrını eleştirmesi bomba etkisi yaptı. Sanırım eski tartışmalar günyüzüne
fırlamak üzere.
Yani
kardeşlerim, artık medyamızda, hangi gazeteyi açarsanız açın, bir büyük
aydın savaşının içine düşeceksiniz. Şimdiden, savaşın taraflarını iyi tanıyın.
Kim ne dedi, iyi takip edin. Tartışmanın öznesi Nihat Genç idi, ama artık ben bu
tartışmanın sadece 'bahanesiyim.'
Aydınlar savaşı, entelektüel kimliklerin, bilim ahlakı, aydın, vicdan, özgürlük,
demokrasi gibi kavramlardan neler anlaşıldığı olarak patlaya patlaya sürecek!...
Bence iyi ve sıkı
bir tartışma olacak ve Türkiye'de nihayet 'vicdan' 'onur'
ahlak, bilim adamı, yazarlık, neymiş, masaya yatırılacak!...
Ben istesem de artık bu tartışmadan çekilemem. Ama artık araya da girmek
istemem. Fakat, Murat
Belge'nin yazısında benimle ilgili söylenmiş laflar var.
Bu lafların çoğunu 'suçlama, ya da 'yanlış bilgi' ya da 'dolmuşa gelme' gibi
algıladım, bu yüzden araya girip bu 'yanlışlar' üzerinde birkaç bilgi
vereceğim..
Bir. (1).
Mesela Murat Belge, benden 'o adam' diye söz ediyor. Benim adım Nihat
Genç. Yazarlık hayatım boyunca medya desteği almadım. Okuyucunun karşısına
reklam bombardımanıyla çıkmadım. Arkadaşlık kulüplerinin, lobilerinin torpiliyle
yazar olmadım. Sadece yazarak yazar oldum. Galiba edebiyat ahlakını ciddiye
alanlara artık 'o adam' diyorlar. Oysa Orhan Pamuk medya torpiliyle yazar oldu.
TV'leri onyıllar boyu kullandı.
Orhan Pamuk'u İletişim'de
Murat Belge dışında beğenen olduğunu da sanmıyorum.
Kitapları satıldı ama okunmadı ve şimdi eski kitapçılarda Türkiye'nin en ucuz
reyonlarında satılıyor. Mesela beşyüzliraya dahi Orhan Pamuk, Ahmet Altan kitabı
bulabilirsiniz.
Ben ise hiçbir TV'yi kullanmadım, ayrıca kitaplarım 'Radikal iki' benzeri
ilavelerde çok satanlar listelerinde kasıtlı şekilde sansür gördü. Birçok
kitabım on baskıyı geçmesine rağmen hiç anılmadı. Nihat Genç
çok satılan ve çok
okunan yazar oldu. Bu yüzden, Orhan Pamuk ismini süsleyip cilalayanların düşmanı
oldu. Bu düşmanlık 'Nihat Genç' ismini yok sayarak kendini gösterdi.
İki. (2). Murat Belge benim için '.. o iki yıl önce
galiz küfürler ediyordu...'
benzeri bir laf ediyor. Galiz sayılabilecek ne söylemişim. Ben iki yıl önce mi,
yoksa geçen yıl mı, bilmem, Murat Belge'nin 'Türkiye'de en beğendiğim yazar
Orhan Pamuk ve Elif Şafak'tır' lafıyla dalga geçtim.
Ve Murat Belge'ye sizin
entelektüel kalibreniz işte bu dedim.
Ve birtakım yazarlar yıllardır hoşbeş ettiği yazarları büyük yazarlar ilan
ediyor, dedim. Tabii sert ettim. İyi ki etmişim. Yine ederim.
Çünkü
kardeşlerim. Bu ülkede birçok yazar, artık işi öğrenmiş. İyi yazmak, iyi
hikaye, iyi roman yazmak yerine, bakın ne yapıyorlar? Ortada yazdıkları bir eser
yok, ama Murat Belge gibi birkaç yazarın isminden 'o Türkiye'nin en büyük
yazarı'
gibi laflar çıkartıyorlar. Bu ibareler entelektüel bir cinayettir. Bir
yazarın niçin iyi olduğu eserinin kalitesiyle ortaya çıkmalı. Adını zikrederek
değil. Bu cinayetlere en çok kurban giden yazarım. Çünkü ben, kimseye ağbi
demedim.
Kimseyle, tarikat, tekke, arkadaşlık kulübü ilişkisine girmedim. Doğru
olanı yaptım, yazdım ve kitapçı raflarına bıraktım. Gerisine kamuoyu karar
verir. Ancak kamuoyunda köşebaşlarını ele geçirmiş Murat Belge ve o isimleri
parlatmakla
meşgul yayınevlerinin emrindeki dergiler, sık sık bu isimleri
sayarak büyük yazar icat ediyorlar. İsimleri söylemekle büyük yazar olunmaz. Bu
torpil savaşından bıkmayan kaldı mı içinizde? Bu arkadaş tutma, kayırma
savaşından artık
herkes utanmıyor mu? Ve talihin şu cilvesine bakın ki; Murat
Belge'nin cilasıyla övülen yazarlar Orhan Pamuk ve Elif Şafak bugün soykırım
konusunda aynen Murat ağbileri gibi düşünüyorlar. Onlar zaten yazarlar kendileri
gibi düşünsün
diye cilalarlar. Ve ülkemizde şöhret olmak uğruna ulusal
değerlerini hiçe sayacak yazar bulmakta hiç zorlanmazlar. Ve kendileri gibi
düşünmeyenleri sadece yok saymazlar, bir de 'faşist' ilan ederler.
Nihat Genç, ısrarla,
sabırla hikayelerini yüzbinlere taşıdı. Hepsinin burnunu
metinlerimin güzelliğiyle kırdım. Bence 'galiz' bir laf aranıyorsa, bu
topraklarda edilmiş en galiz laf Orhan Pamuk'un soykırım suçlamalarıdır!
Cevap 2'ye
devam..
Murat Belge 'galiz küfür ediyordu' cümlesinde şunu da ima ediyor. O da şu!
Anlatayım. Bu ülkede bankalar soyuldu. Dünya tarihinin en büyük banka soygunları
gerçekleşti. Ve medya içindeki yazarlar onyıllar
boyunca dünya tarihinin gelmiş
geçmiş en büyük banka soygunları karşısında sustular.
Oysa ben bağımsız Leman Dergisi'nde banka soygunlarına karşı onlarca sert, galiz
yazılar yazdım. Ve laf şuralara da geldi, dedim ki,
orada solcu ağbiler var,
neden tek cümlecik bu banka soygunlarına karşı laf etmiyorlar? İşte galiz
dediği, bu cümlem...
Murat Belge banka soygunlarından niçin rahatsız olmadı... Olsaydı, birkaç laf
ederdi... Ve bugün onur
savaşı verdiği köşesinden olabilirdi.. Bir sürçü lisan
etmemek için çırpınıp durdular ve banka soygunlarını görmezden geldiler. Bunları
söylemek niçin 'galiz' küfür olsun..
Başka da galiz ettiğim laflar varsa, buyursun ispat
etsin...
Ayrıca benim halen Güvenlik Güçlerine Hakaret'ten bir davam sürüyor. Ve sanırım
Habertürk'e Amerikan Bayrağını niçin salladın diye çıkıştığım için bir dava
açılmak üzere. Ve fakat Susurluk dönemi boyunca
hakkında en çok ağır ceza davası
açılan yazarım. Ağır cezaların sayısı 5-6'ya ulaştı, hakaret davalarım sanırım
otuzu geçti... Çok tazminat ödedim. Mesela, 12 Eylül'e 'cunta' dediğim için ağır
cezada yargılandım, başka bir ağır ceza
davasından 8,5 ay cezam kesinleşti,
lakin, Avrupa'dan gelen yasayla affa girdi.
Ancak, bu beyler devlete, güvenlik güçlerine karşı yazdığım yazıları 'galiz'
sıfatları içine almıyor, kendilerini eleştirdiğim zaman 'galiz'
oluyorum..
Cevap 3..(üç).
Ancak, bir yanlış, ya da yalan bir şey söylüyor Murat Belge. O da şu: 'Galiz
yazılar yazdığı için İletişim daha önce kitaplarını yayınlamamış...'
Bu yalan. Şimdi yalanın
hikayesini dinleyin...
İletişim Yayınları satmadığı ve kitapları depoda çürüdüğü için birçok yazara yol
verdi. Yıllarca beni ellerinde tutmasının sebebi, kitaplarımın iyi bir trafiği
olması ve istikbal vaat eden bir yazar oluşum.
Ayrıca, en çok transfer teklifi
alan yazarım. Defalarca beni İletişim'den istediler, İletişim bırakmadı.
Ancak İletişim çok sattığı için Orhan Pamuk için büyük reklamlar yaptı. Yapsın.
Ben bir yazar olarak yayınevimin
kazanmasını isterim. Ancak bize yaptığı reklam
'sıfır' düzeyindeydi... Ve hiç değilse, bine bir oranında, yani, Orhan Pamuk'a
bin ölçeğinde reklam yapıyorsanız, bize bir ölçeğinde reklam yapın, bine birlik
bir ölçek içinde
olalım..dedim.
Bu, bine birlik özeni dahi göstermediler, fazla ve çok sıkıştırmalarla sonra
sonra birkaç küçük ilan denediler.
Ancak şimdi Murat Belge 'galiz yazdığı için yayınlamamışlar' dedi. Benim dokuz
kitabım İletişim, sonraki beş kitap Leman'dan çıktı. Ve bugün yayınlamayı
reddettiği kitaplarım işte bu ilk dokuz kitabımdır.
Sonraki beş kitabımı galiz yazılar yazdığım için yayınlamadıkları düpedüz yalan.
Gerçeği
aşağıda yazılıdır.
Ben, kitaplarımı boğdukları için yıllardır İletişim Yayınları'ndan ayrılmak
istedim, ama bırakmadılar. Hiç değilse birkaç kitabımı verin, dedim, yine
vermediler.
Ama sonunda, ailevi trajediler
yaşadım. Mesela iki yıl içinde iki kardeşim vefat
etti. Bu aile mahremiyetini bu sayfaya dökmekten acı duyuyorum, ama, ne yapayım,
bu da bir onur savaşı. İletişim'e gittim. Bakın, dedim, bir gazete bana çok çok
büyük paralar teklif
ediyor, rüyanda göremeyeceğin kadar paralar veririz,
diyorlar. Ben onlara küfrettim, orada yazamam. Ben kitaplarımdan kazanmak
isterim.
Ama kitaplarımı siz beşyüz adet basıyorsunuz ve bir telif ücreti yekün olarak
oluşmuyor. Hiç değilse ikibin tane basın da elime para geçsin. Bunu da kabul
etmediler. Ancak, cenaze masrafları geldi dayandı, borçlar, ilaçlar...
İletişim'e dedim ki, 'bakın Leman Dergisi, benim kitapları bir çırpıda
beşbin/onbin adet basacak ve bir telif yekünü oluşacak, bana yardımcı olun...'
Onlar da son kitaplarımın Leman'a geçmesine izin verdi. Ve benim kitaplarım
İletişim'de iki, üç baskıyla boğdurulurken, Leman'da aynı kitaplar
onbeşbin
rakamına kadar ulaştı..
Yani, durum budur. Ben galiz yazdığım için daha önce kitaplarımı basmadılar,
cümlesi, yanlış bilgidir... Kitaplarımdan birkaçını ailevi ihtiyaçtan zorlayarak
ben aldım.
Son
söz olarak şunu söyleyeceğim, bu tartışmaya zırt pırt girmek derdinde
değilim, ancak, adımın geçtiği yerlerde 'yanlış, yalan' bilgiler varsa o zaman
müdahale etmek zorundayım. Bu özel yazıyı yayınlayan AKŞAM'a teşekkür ederim, ve
bu özel yazıyla vakitlerini aldığım için okuyucularımdan özür dilerim...
Ayrıca beni arayarak kitaplarımı seve seve basacağını söyleyen Bilgi Yayınevi,
YKB Yayınları, Everest Yayınları ve o telaşta adını unuttuğum yayınevlerine
teşekkür ediyorum.
Akşam
11/06/2005
Nihat Genç'e soru sormak için tıklayın