Cüneyt Yalçın'a Cevap:
"Şu küfür etme işini çok insan bayağı yanlış anlıyor.
Cehalet içindeler.
Küfür nedir, nasıl edilir, niçin edilir hala bilen yok. Önce küfür kötü bir şey
değildir. Küfrü nasıl ettiğin, hangi cümleler içinde ettiğin önemlidir. Kime ve
nasıl ettiğin önemlidir. Küfür soylu ve yüce bir çığlıktır, karşısına
geçmektir,
meydan okumaktır, eyvallahı olmamaktır, hepsine dayılanmaktır, güç gösterisidir.
Ve mağdur haksız, altta kalan, ezilen, hakkı yenenlerin feryadıdır. Şimdi ne
diyeyim, bin tane küfür şekli var.
Siz hangi şeylere
küfür diyorsunuz. Benim hakkımda uydurulan “Nihat Genç”
küfrediyor, ise, tamamen yalan, saçma, kuru iftiradır. İkibin sayfa içinde
birkaç paragrafı bile geçmez. Ama ben küfrü başka cümleler içinde yaparım,
gereklidir,
yeri saati gelir yine yaparım, ister misin, şimdi yine başlayayım...
Edebiyat bilgisi olmayan, küfür
ediyor gibi laflarla konuşur. Fransız ihtilalinin ilk günlerinde gazetelerin baş
yazıları ‘Ulan İbneler’ başlığıyla
çıkıyordu, bu kadar yeter mi? "
İkinci Hafta Soru ve Cevapları
***
Soruyu Soran: Cüneyt Yalçın
Soru: Kitaplarınızın çoğunu okumuş, okumaya da devam edecek biriyim. Yazılarınızda
bazı kimselere neredeyse küfür ediyorsunuz,
hatta bazılarına resmen... Durup bir
düşünüyor musunuz
acaba okurlarım bundan rahatsız olur mu diye? Su gibi akan bir yazı birden bire
kağıda balgam gibi yapışmış bir ateşten söz ile kesiliyor. Karadenizli
celalinizi hep anlayışla
karşılıyorum fakat haklıyken haksız duruma düşeceğinizi
düşünmüyor musunuz? Üstelik bunlardan payını en çok alan aydın doğanın d&r'ında
kitaplarınız satılıyor. Bundan rahatsız olmuyor musunuz? Bu zaman zaman çok
sertleşen
tavrınız sizi yormuyor mu? Eleştiriyi bu kadar etkili yapabilme
kabiliyetinde bir yazarken neden küfürlerle yaralıyorsunuz yazınızı? Eli ayağı
düzgün bir muhalif yazar ararken millet, ki siz buna çok uygunken, neden
kendinize " aa bırak o
ağzı bozuk herifi" dedirtiyorsunuz? Yaşı olgunluğa ermiş
okurları -böyle yaparak- kazanacakken kaybettiğinizin farkında değil misiniz?
En önemlisi; küfür etmezsem, yazarken kendimi kaybedercesine
yumruklar savurmazsam
"Nihat Genç, Nihat Genç olur mu hiç?" E mi
inanıyorsunuz?
Umarım bana çok kızmazsınız, çünkü bazen öfke insanın taşıyamayacağı bir
yük oluyor.
CÜNEYT YALÇIN’A
CEVAP
Şu küfür etme işini çok insan bayağı yanlış anlıyor. Cehalet içindeler. Küfür
nedir, nasıl edilir, niçin edilir hala bilen yok. Önce küfür kötü bir şey
değildir. Küfrü nasıl ettiğin, hangi cümleler içinde ettiğin
önemlidir. Kime ve
nasıl ettiğin önemlidir. Küfür soylu ve yüce bir çığlıktır, karşısına geçmektir,
meydan okumaktır, eyvallahı olmamaktır, hepsine dayılanmaktır, güç gösterisidir.
Ve mağdur haksız, altta kalan, ezilen, hakkı yenenlerin
feryadıdır. Şimdi ne
diyeyim, bin tane küfür şekli var.
Siz hangi şeylere küfür diyorsunuz. Benim hakkımda uydurulan “Nihat Genç”
küfrediyor, ise, tamamen yalan, saçma, kuru iftiradır. İkibin sayfa içinde
birkaç paragrafı bile geçmez. Ama ben küfrü başka cümleler içinde yaparım,
gereklidir, yeri saati gelir yine yaparım, ister misin , şimdi yine
başlayayım...
Edebiyat bilgisi olmayan, küfür
ediyor gibi laflarla konuşur.
Fransız ihtilalinin ilk günlerinde gazetelerin baş
yazıları ‘Ulan İbneler’ başlığıyla çıkıyordu, bu kadar yeter mi?
***
Soruyu Soran: Nihat Işık
Soru:
Orhan Pamuk hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilirmiyim? Ben bütün
kitaplarını okudum, bence çok iyi bir yazar ama bu ermeni meselesi ile ilgili
olarak çok fazla üzerine gidilmiyor mu?
NİHAT
IŞIK’A
Orhan pamuk sadece aptalları kandıran, tarih, edebiyat, sosyoloji, kültür
üzerinde bilgisi olmayan insanları aldatabilir, ki hep böyle oldu. Bu yüzden
tarih edebiyat bilgisi zayıf insanlar okuyunca şaşırır,
beğenir, bir şey buldum,
sanır. İlerde kırk yaşlarına doğru kültürünüz genişledikçe sizler de yüz
binlerce okuyucusu gibi kandırıldığınızı fark edeceksiniz. Zaten yurt dışında
okunmasının sebebi, onlar da, “yahu ülkesinde yüz bin
satıyormuş” diye
şaşırıyor. Oysa ülkesinde yüz binlerce okunmuyor, herkes yarım bırakıyor…
Sonra çok daha sıkı batılı eleştirmenler Orhan Pamuk’a hiçbir şeye benzemediğini
defalarca dile getirdiler.
Ancak Orhan Pamuğu koruyan çevreler bu yazıları Türkiye’ye aktarmıyor..
Velhasıl, bu adamın kitabı da kendisi de bir büyük yalandır, balondur... Değil
diyorsanız o güzelim zamanınızı doya doya harcar, siz de yüzbinlerce
insan gibi
hayal kırıklığına uğrarsınız. Bir de banane… Tuğla yemek isteyenler bunu sonunda
başarır.
***
Soruyu Soran:
Zekai
Soru: Sayın Nihat Genç;
Ben Türkiye'nin yaşamakta oldugu siyasi, ekonomik ve kültürel bunalımdan
çıkmasının tek yolunun tez zamanda bir dış düşman bulup, onunla savaşmasından
geçtiğini
düşünüyorum. 80 yıldır savaşmıyoruz. Bu da bizi çürütüyor. Birbirimize
saldırmaya, birbirimizin başının etini yemeye devam ediyoruz. Ben şahsen
savaşların toplumları dirilten ve/veya diri tutan bir araç olduğunu düşünüyorum.
Bu
konuda ne dersiniz? Selam ve saygilar...
ZEKAİ’YE CEVAP
Benim büyük bir ağabeyim var hala yaşıyor ve her gün Hürriyet okuyor ve
hayatında tüm okuduğu gazete de
Hürriyet’tir. Bir gün onunla nüfus çok hızlı
çoğalıyor ne olacak diye tartışıyorduk. Bana çok şaşkın ve çok oturaklı bir
şekilde , bunda üzülecek ne var,bir savaş çıkar yarısı kırılır…
Böyle bir şeyi nasıl
düşünürsün diye sordum, hiç heyecanlanmadı ve bana akıl
vermeye devam etti… Siz okudukça kafanız karışıyor, seller, depremler, savaşlar
nüfusu kırar ve dünya kendi düzenini bulur.
Tabii ki benim fikrim başka,
birbirimizin başını etini yiyoruz diyoruz, oysa
değil , başımızın etini değil başka şeylerini sarhoşluk bilgelik tatlılıkla
kendinden geçirebilirim. Hikayeler, sinemalar, sıkı sert tartışmalar ve soylu
uğraşlar ve soylu sözler ve soylu jestlerle
hayatımız çok daha iyi olabilir mi?
Daha iyiye inanmak zorundayız, çünkü iyiye inananlar yüzünden mağaradan bugüne
geldik. Hayır, hayır, burada kafam karışık , mağaradan iyi ki çıktık
demeyeceğiz... Kafam karıştı...
Ancak başka şeyler de söyleyeyim, Pentagon raporlarından söz edeyim. Şu
Güneydoğu Asya’da olup bitenlerin bir nüfus kırma operasyonu olduğu söyleniyor
ve geçtiğimiz yıllardaki Çin’deki sara hastalığı ve
bugünlerde Afrika’daki AIDS
için nüfus kırma operasyonu deniliyor. Ancak bu kadar ‘deniliyor’…
***
Soruyu Soran: Mustafa
ADIGÜZEL, Avukat
Soru: Sayın Genç,
Teröristbaşı Abdullah ÖCALAN'ın başvurusuna karşı AHİM'de Türkiye'yi savunan
Av.Şükrü ALPASLAN'ın, 12.05.2005 tarihli kararı değerlendirirken kullandığı
ifadeleri
özellikle de, Türkiye'nin bu kararı uygulamaması halinde zor durumda
kalacağına ilişkin beyanlarını nasıl değerlendiriyorsunuz ?
Müvekkili aleyhine böylesine ağır hükümler taşıyan bir kararın yargılama
sürecine katılmış bir
avukatın - aynı gün NTV'ye çıkan eski Devlet Bakanı Faruk
BAL'ın açıklamaları ile birlikte ele alındığında - bu beyanları karşısında Türk
kamuoyunun tepkisi, 'bu avukat bizi satmış !' şeklinde olursa fazla ileri
gidilmiş olur mu
?
Sevgi ve saygılarımla.
Av.Mustafa ADIGÜZEL
MUSTAFA ADIGÜZEL’E CEVAP
Bence sadece Türkiye değil, hepimiz kendi irademize göre davranmalıyız. Bu
toprakların siyasi
egemenliği bu toprakların çocuklarına, halkına aittir. Bunu
bizler başaralım. Ayrım gayrım yapmayalım ve kimselerden emir almayalım. Ben,
tarihin en ağır şerefsizliğini bir başka ülkeden, bir başka mahkemeden -emir-
almak olarak
görüyorum. Bizim kültürümüz , tarihimiz, değerlerimiz var, bu
yüzden bizim mahkemelerimizi bizler kurabilmeliyiz. Dışardan emir almamalıyız.
Dışardan emir almayı soysuzluk olarak görüyorum.
***
Soruyu Soran: Kadir Köz
Soru: Nihat Genç;bir Trabzonlu olarak bir şeyler yazmış çizmiş, fakat
meseleleri yeterince kavrayamamış.Trabzonun bugün geldiği
noktayı, sorunlarını,
bütün olumsuzlukları sağa yıkıp,solu bi güzel aklamanın peşinde. Tek parti
dönemini özlüyor herhalde. Sağın da solunda Allah bin türlü belasını
versin.Nihat genç anladığım kadarıyla İmam hatiplere acaip derecede
kıl
kapıyor.Trabzonu bu hale imam hatipliler veyahut muhafazakar insanlar getirmedi
.öyle bahsettiğiniz gibi kimseye sokakta baskı filan yapıldığı da yok Trabzonda
herkes hayvanlar kadar özgür.Özgür olmayan,olamayan sadece sizin
küçümsediğiniz
İmam hatipler.Yazık Gözümden düştünüz Nihat bey.Oysa bir hemşehriz
olarak,abonesi olduğum gerçek hayat dergisinde görüşilerinizi okuduğumda ne
güzel adam diyordum.hele arkadaşınız murat menteş hakkında
söyledikleriniz,kardeşlikten söz etmeniz filan,ne kadar iyi di,şimdi gözümden
düştünüz.Sol iyi sağ kötü öyle mi?yazık,gerçekten çok yazık.Yakuşmadi hemşerim
KADİR KÖZ’E
CEVAP
Kadir kardeşim, siz beni okumamışsınız, lütfen beni okuyun, şimdi sizin
söylediklerinizin ne olduğunu bilmiyorum, ben böyle şeyler söylemedim, yanlış
okumayın, yarım okumayın, ucundan okumayın,
benim sağcılık solculuk imam
hatiplik bilmem ne fikirlerim ortadadır ve sayfalar uzunluğundadır. Beni mahkum
etmek isteyenler istediği şekilde mahkum edebilir, ben kendi onurumdan
yazılarımdan sorumluyum.
Sizden
ricam, birkaç yazımın birkaç paragrafı hatta cümlenin içine girip
kafanıza ve vehimlerinize göre yorumlar yapmaktır. Sizinle çok daha uzun
görüşmek ve sıkı bir şekilde uğraşmak isterdim, ama, bu kadar saçma sapan
suçlamalarla
geliyorsunuz ki, ne diyeyim. Benim bahsettiğim fikirler ve
düşüncelerle hiç alakam yok. Eksik ve yanlış okumuşsunuz; bu kadar...
***
Soruyu Soran: Esari
Bayer
Soru: Amerikan Köpekleri kitabınızda rusyayıda diğer emperyalist
devletlerle aynı yere koyuyorsunuz, oysaki içinde bulunduğumuz koşullarda
dünyada kutupların çoğalması insanlık açısından daha iyi
değilmi?
ESARİ HAYER’E CEVAP
Çok doğru diyorsunuz, Rusya’ya ayrı yer vermek lazım, belki de hızla geçip
içinden giremedim. Ama son yıllarda
Rusya’ya karşı fikirlerim oldukça değişti.
Rusya’yla hesabım Çeçenistan üzerine sertleşmişti. Şimdi, dediğiniz gibi bu iki
kutuplu dünyada, Rusların siyasi duruşlarını çok daha onurlu, soylu
görüyorum.
Rusya’yla ve Putin’le ilgili çok şey okudum, ancak, bunları yazma şansım
olmadı.. Doğru demiyorsunuz, ama, doğruya yakın şeyler söylüyorsunuz... Benim de
kanaatlerim bu yönde
zenginleşiyor..
***
Soruyu Soran: Mücahit Yılmaz
Soru: Nihat Baba,
Milliyetçi sitelerdeki forumlarda gördüğüm kadarıyla son günlerde Kürt
düşmanlığı özellikle milliyetçi çevrede had safhada. Bende bu sitelerde cevap
olarak bu düşmanlığın en büyük hainlik ve vatana ihanet olduğunu ifade etmeye
çalıştım.Gerçekten bir iç çatışmanın tetiklenebilmesi sanırım Türkler
üzerinden
gerçekleştirilmeye çalışılıyor.Bu arada Kürt mafyasına gözyumulması ve kapkaç
olaylarından sürekli Güneydoğu'dan gelen çocukların kullanılması gibi haberlerde
de bir kasıt var gibi.
Bu konudaki değerli düşüncelerin
benim için çok önemli.
Sevgilerimle,
Mücahit Yılmaz’a CEVAP
Bu toprak hüzündür, ayrımımız gayrımımız yoktur, Hakkari’deki çöp kutusundan
yemek yiyen çocuklara da Mustafa
Kemal gibi saygı göstermek
zorundayız.Kars’takine de, Genelev’dekine de, aklınıza gelen herkese, içimizde
üstün, farklı, imtiyazlı, yoktur. Hepimiz bu toprakların çocuklarıyız . Birimiz
iyi, birimiz kötü değiliz, olamayız.
Değil insanlarımız, Diyarbakır’ın
karpuzundan, Edirne’nin ayçiçeğine kadar ürettiğimiz her şeye kutsal bir aşkla
sarılmalıyız. Bu fikirlerin bu ülkeye dışardan sokulduğunu düşünüyorum. Bu
topraklarda yaşayan herkes
beni yıllarca yönetebilir, danıştayım,
cumhurbaşkanım, hükümetim, milli eğitimim olabilir, olacak…
Özel isimle konuşamam, kimseye cins, mezhep, ırk adı veremem, çünkü hepimiz aynı
toprağın, aynı dağların aynı
şehirlerin ve aynı tarihin çocuklarıyız. Sanırım
birbirimize daha bir ihtimam göstermeli, birbirimizle laf yarıştıracağına,
birbirimizin elini gözünü yalamalıyız. Birbirimizi yalayıp öpmekten ve sevgiyle
ısırmaktan başka şansımız yoktur. Biz
yoksullarımızı, fakirlerimizi
düşünmeliyiz. Fakirin mezhebi, dini, ırkı yoktur, o bizim fakirimizdir, onun
fakir oluşu, bizim onurumuzu ilgilendirir.
***
Soruyu Soran: Sabri
Soru: Benim sizden bi ricam olacak Tarabzonspor Türkiyde Futbol
eğemenlerine satılmış medyaya köylülüğünden utanıp özünden kopup üst
bi kimlik
kazanmak için doğduğu topraklara kürfeden soytarılara inat Türk futbolundaki
devrimci mücadelesini sürdürmektedir son ferner maçı bizi derin den üzdü ama
yıldırmadı henüz küçük bi arkadaş grupuyla başlattığız medya
eğemelerine ve
onurlu futbol fedarasyonuna protestomuz da yazılarınız bizi yanlız
bırakmayacağınızı umuyoruz.
Alayına isyan inadına TRABZON
SABRİ’YE
CEVAP
Benim Trabzonspor’dan anladığım ve istediğim şudur: HARBİ FUTBOL. Trabzonspor
harbi futbol oynayan ve harbi futboluyla şampiyon olan ve harbi futboluyla
onyıllardır liglere renk katan takımın
adıdır. Bir sıfır olsun bizim olsun
anlayışını İstanbul takımları icat etmiştir. Bizim parolamız, oynayan kazansın…
***
Soruyu Soran: Fevziye
Çıracı
Soru: Sevgili Nihat Genç çok duyarlıı ve toplumsal gerçekçi bir yazarsınız.
Zaman zaman,ülkenin gidişatına bakıp umutsuzluğa kapıldığınız oluyor
mu?Karamsarlaştığınız veya? Bağışlayın ama bunu çok merak
ediyorum.Çünkü ben bu
ülkeden hiçbirşey umamıyorum. Siz böyle duygular yaşıyor musunuz? Eğer yanıtınız
hayır ise nasıl bu kadar güçlüsünüz? Veya nasıl güçlü kalabildiniz? Seksen
öncesini yaşayan bir aydın olarak...Sizi çok
seviyoruz...Ağva lisesi edebiyat ve
tarih öğretmenleri / FEVZİYE ve ULVİ ÇIRACI
FEVZİYE ve ULVİ ÇIRACI’YA CEVAP
Ben her zaman umutluyum. Ya da şöyle söyleleyim. Umutlu olmak,
umutsuz
olmakla uğraşmam. Çünkü benim işlerim var. Çalışmam lazım. Umutlu da olsam
çalışacağım, umutsuz da olsam çalışacağım. O halde, umutluyum umutsuzluğum diye
bakmadan önüme bakmak daha doğrusu... Bugüne
kadar kendime umutlu umutsuz diye
bakmadım, görevlerim, işim, yapmak istediklerim ve düşüncelerim nedir diye
baktım. Umutlu umutsuz tartışmasını arabesk bir tartışma olarak görürüm ve bu
soruyu soracağınız bollukta yazarımız
vardır! İyi dileklerinize teşekkürler...
Sağolun.
***
Soruyu Soran: Ali Nadir KILIÇ
Soru: Sorudan ziyade bir sitemde bulunmak istiyorum. Bütün
yazılarınızı
takip ediyorum.Bir değişim sözkonusu artık metinlerinizde: Sokak çocuklarının,
hemşirelerin, delilerin, tinercilerin, çırakların, dağların, buğday başaklarının,
ladin ağaçlarının, güzel kız kara denizin yanlız kaldığını görüyorum.
Hiç olmaz
ise ayda bir sefer o bizi ağlatan, coşturan yazılarınızı görmek istiyoruz. Lütfen
bunu cidiye alın. Bilinki sizin en sadık okuyucularınız bunlara aç ve oldukça
duygusal.
ALİ NADİR KILIÇ’A
CEVAP
Çok doğru söylüyorsunuz, yıllardır bahsettiğiniz konularda hikayeler
yazamıyorum, inşallah bir gün başlarım yazmaya… Ancak Amerika’nın Irak’ı
işgaliyle kendimi bir yerlere savurdum.
Ve daha da ötesinde yerlere doğru
evrildim. Şöyle yeni bir siyaset, yeni bir dünya, yeni kavramlar, yeni bir dil
peşindeyim. Kendimce dünyayı yorumluyor ve galiba, bütün değerlerinizi ve
işimizi ve ekmeğimizi ve emeğimizi ve ülkemizi ve
satın almakta olan bu holding
yangınına karşı bir şeyler yapmalıyız, telaşına düştüm ve hep bunları yazdım.
Yakında ‘melamiler’ üzerine yani Ahiler’in meşrebi üzerine siyasi bir düşünce
oluşturmadan ,
bahsettiğiniz konulara eğilemiyor. İnşallah bir gün. Ben de
susuzluğunu ve heyecanını çekiyorum..
***
Soruyu Soran: Yusuf Genç
Soru:
Selam.Leman'da ve Akşam Gazetesinde takip ettiğim kadarıyla sizin
için "sımsıkı bir yazar" ifadesini kullanmakta asla tereddüte düşmem.Sorum şu:
özellikle son dönem yazılarınızda değindiğiniz ve son olarak da Gerçek Hayat'ın
bu
haftaki sayısında, gördüğüm kadarıyla ve haklı olarak kapitalist modern
sisteme karşı altyapısını oluşturduğunuz "karşı" çıkış cümleleriniz var, merak
ettiğim aynı cümleleri insanın ve emeğin sömürülmesine neden olan sosyalizm
hakkında da çekinmeden sarf edip edemeyeceğiniz? Cevap için şimdiden teşekkür
ederim, yüreğinize sağlık.
YUSUF GENÇ’E
Şüphesiz öyle. Ancak işçi sınıfından kuşkuya düştüm.
Avrupa işçi sınıfı
üzerine çalıştım ve yorgun düştüm. İşçi sınıfı ve onun siyaseti üzerinde
endişelerim oluştu. Bu işçilerin, altta kalanların, emekçilerin yanında değilim
anlamı hiç çıkmaz. Hepsiyle beraberiz, yine eski günlerdeki gibi.
Ancak,
yaşadığımız dünya daha büyük cepheler, daha büyük siyasetler kurmamızı
gerektiriyor. Küçük esnafı, küçük işletmeleri, gecekonduları, önlerindeki
dükkanları, işleri, emekleri, altta kalanları, yani herkesi kapsamalı ve
hepsiyle ortak post-endüstriyel bu dünyanın karşısına çıkabilmeliyiz.
Şimdilik
sendikaların gidişatını iyi görmüyorum. Sadece sendika ve sadece işçi sloganları
beni kesmiyor. Hele Avrupa’da yaptıklarını gördükten
sonra bu insanlarla işim
olmaz diyorum. Galiba biz mağdur, mazlum, doğulu ülkeler ve holdinglerin
ülkemizi satın almaya başladığı ve ahlakımıza ve siyasetimize ve her şeyimize
karışmaya başladığı bugünlerde daha yüksek daha geniş
bir siyasi yapılanmaya
gidebilmeliyiz. Bunun için en çok üzerinde durduğum küçük işletmeler, ya da “tek
iş kolunda” çalışan, yani holdingleşmemiş bütün şirketleri, işleri
kastediyorum... Tabii uzun mevzuu, ayrıntılar
yazılarımda…
***
Soruyu Soran: Furkan Bolkan
Soru: Holdingler almış başını gidiyor. Bu ülkede her şey 2-3 kişininmiş gibi
sürekli onlara çalışmamız gerekiyormuş gibi medya gücünü de arkasına alan bu
insanlar şimdide 200-300 kişinin çalışacağı hal esnafını da kaldırmaya
çalışıyor.Amaçları bir kaç trilyon daha ceplerine indirmek.Pazarlarımız iş
yapamaz hale gelmiş kabzımallarıda kaldıracaklar,bunun sonucu en az 1 milyon
insan işsiz.Bu ülke nereye gidiyor.
FURKAN BOLKAN’A CEVAP
Aynen böyle diyorum, doğru
diyorsun. Holdinglerin ülkeyi yağmalamasına izin
veremeyiz. Holdingler sadece ülkemizin değil, insanlığın sonunu hazırlıyor. Her
şeye onlar karar veriyor, beğenileri, romanları, sinemaları, düşüncelerimizi,
her şeyimizi onlar
kararlaştırıyor. İşte Fransa’da isyan başladı, siz de bu
büyük isyana katılın.
***
Soruyu Soran: Mustafa ijaz & Muhammet Es'ad
Soru:
NİHAT ABİ BİZİ İRİ ANLA
Bir keresinde "bütün ayetlerini okudum ama yinede aşık olmaıyorum." Gibi bir
ifade kullanmıştınız. Somut bağlamda Rabbinin ayetine aşık olamayanın bize
söyleyecek ne sözü olabilir. körler
sağırlar birbirini ağırlar durumunda kalmış
olma gerçekliği size yanıldığınız payesini vermiyor mu? Herkesin bir şey
söylediği ortamda söylediğinizin sloganvari bir üslupla sunulmuş olması sizde ne
kadar bir cezbe hali oluşturmakta?
Sövgüyle dillendirdiğiniz ve zulme sövgüyle
mukabele ettiğiniz bir durumda sövgünüzün dikkate alındığı ama diyelimki mesela
amerikaya sövgünüzün bu anlamda dikkate değer alınıp fakat işaret ettiğiniz alan
olarak amerikanın ve
zulmünün dikkate alınmadığı gerçekliğini siz dikkate
aldınız mı hiç? siz kızılay meydanına çıkıp ağlasanız kaç kişi sizinle çıkıp
oturup ağlar hiç düşündünüz mü? kimse ağlamaz. Çünkü herkes nihat gencin
sövmesini ve konuşmasını
beklemektedir. o yüzyılımızın yaşlanmayan muzip
çocuğudur. ağlaması kendisinden beklenmez. herşey üzerine birşey söyleme
yüzeyselliğinden sıyrılıp birşey üzerinde derinleşme hakikatine ne zaman
bulaşacaksınız?gördüğünüz
gerçeklikler içerisinde kendi durumunuzun yer eden
erotizmini ne zaman farkedeceksiniz? tüm bunlara karşın bahaneniz rızkınızı bu
soytarılıkların içerisinde buluyor olmanız olabilir ama bu hiç te masumca
değildir. ıarakta yaralanmış bir
biçimde kanlar içinde yatan bir çocuğun
fotoğrafını çekmek komediliğinden uzaklaşıp çocuğa yardıma yönelmenin esas
hakikatine ne zaman vakıf olacaksınız? kendiniz gibi yeşil romantikler olan
hakan albayrak ve efradının sizinle
birlikte zulüm mümessileri tarafından arızi
bir duruma bırakılmış olmanızın ( mesela Hakan Albayrak'ın hapse girmesi ve
bunun üzerinden zulmü popülerleştiren ve tiraja döken duruşunun) size verilmiş
rüşvet olduğu ve sizin bu rüşveti
yediğiniz hakikatini ne zaman idrak
edeceksiniz? Söylem üslubunuzun erkekleşen bir kadın üslubu olduğunu
farkedebiliyor musunuz?
MUSTAFA / MUHAMMED ES’AD ‘A
CEVAP
Çok yakışıksız cümleler. Saygıdeğer hiç değil. Saçmasapan. Ve benim bokumdan
köfte yapıp yiyenler dediğim cinsten. Öyle yazılar yazmak size bir şey
kazandırmaz. Bahsi geçen şeylerin hepsi yalan,
iftira, sahte, anlaşılmaz, tuhaf,
bozuk. Benimle hiçbir ilgisi yok. Ne olur kendinize yazık etmeyin. İftira
etmenin daha harbi yolları vardır, adam gibi sizi beğenmiyoruz, deyin. Ben
yıllarca durmadan ve aralıksız binlerce sayfa yazı yazdım,
bu ülkeyi ,
geleneklerimizi, ahi birlikleri, Melamileri , madenlerimizi, annelerimizi,
hemşirelerimizi, Felluce’ yi, İsfahan’ı Doğu’yu ve onlarca güzel şehrini ve
hepimizin dedelerini, savaşlarını en güzel sözler en güzel
hikayeler içinde
anlatmaya çalıştım ve yüz binlerce insana okuttum.
Şimdi bana söyleyeceğin cümleler bunlar mı? Ne diyeyim, utanma duygusu zor elde
edilebilen bir duygu değildir, ama çok hızla kaybedilebilen bir
duygudur. Öyle
cümleler kuruyorsunuz ki ‘ben insan değilim’ diye bağırıyor cümleleriniz. Bu
internet denilen aleti neden herkes sapıklığa hizmet olsun diye kullanıyor...
Böyleyse cevap vermeyelim, derin şaşkınlık
içindeyim, susalım. Allah’tan
hayırlısı!
***
TEŞHİS OLUNAN RAHATSIZLIĞINIZIN REÇETESİ
1- Zihinsel masturbasyon yapmaktan,
2 Slogan
atmaktan,
3- Merkez medyaya kusup sonra merkez medyanın kucağına oturmaktan,
4- Türkiyenin karikatürize edilmiş bir kimliği olmaktan,
5- Sizde olmayan meziyetlerle sizi öven sizde olmayan meziyetlerle sizi
yerebilen gruplarla olmaktan "LEMAN VE VE BİLFİİL MEDYATİK GRUPLAR),
5- Kötü örneklerle kendinize düstur edinmekten ve bunu etrafınıza sadra şifa bir
şeymiş gibi sunmaktan,
6- "Ben kulumun zannı üzerineyim"
düsturunu edinmemekten (oysa biz "canım
yarabbim beni çok seviyor bak cola" diyen altı yaşındaki Döndü'nün hikayesini
sizden öğrendik),
7- Müzmin bir umutsuzluk haline bürünmekten,
8- "La" demeyip hayır demekten,
9- Medyaya pornografik malzeme sunmaktan,
10- Ahlaktan yoksun bir tavırla ahlaktan dem vurmaktan
İMTİNA EDİNİZ. İSTİMNA ETMEYİNİZ
Sanırım konuyu biraz uzattık asıl sorulması gereken soru şuydu:
siz yatsı
namazını erken kılıp sabah namazına kalkabiliyor VE DUA EDEBİLİYOR MUSUNUZ?
TEŞHİS OLUNAN RAHATSIZLIĞINIZIN REÇETESİ başlıklı yazıya cevap
Uyarılarınıza,
teşhislerinize, ikazlarınıza ve tebliğinize ve niyetlerinize
teşekkür ederim. Açık sözlü olursanız siz kazanırsınız. Harbi olsun canımı
yiyin. Ancak muhatap olduğunuz insanlara bir not göndermek ihtiyacı duyuyorsanız
o insanın herhangi
bir yazısını kitabını okumuş olmanız nezakettendir.
Tanımıyorsanız böyle bir not göndermeyin. Çünkü utanırsınız, mahcup olur
üzülürsünüz.
Bakın güzel kardeşim, benim medyadan aldığım para, bütün gazetelerin, herhangi
bir gazetenin kapısında nöbet tutan güvenlikçinin maaşından fazla değildir.
Medyada yazmamın nedeni , geniş kitlelere ulaşmak isteyişimdir. Ki, geçtiğimiz
hafta hepimiz bunun iyiliklerine şahit olduk.mesela ben yıllarca sağcı solcu
ayrımlarını parçalayan bir üslup ortaya koyuyorum. Bunun nedeni yaklaşmakta olan
büyük dünya savaşını görüyorum, gördüm ve defalarca yazdım.
Bu savaş eski dünyayla yeni dünyanın savaşıdır. Küçük işletmeciyle
,kendi
kişisel ahlakı, ülkesinin ahlakı, ulusal değerleri, gelenekleri, küçük evi,
kendi işi, kendi emeğiyle yaşayanların HOLDİNGLERE karşı verdiği kavgadır. İşte
Fransa’daki seçimlerden iki gün önce TV’ye çıkıp bunları
anlattım. Yazılarımda
da bunları anlattım, anlatıyorum.dünyada yeni bir ‘bileşke’ ortaya çıkıyor,
sağcısı da solcusu da holdinglere ve post-endüstriyel bu dünyaya karşı
ayaklanıyor. Neden yazılarımı takip edip yıllar
öncesinden bunları nasıl heyecan
ve aşkla kaleme aldığımı izlemediniz. Ve beni kurbağadan lavuktan boktan bir
adammış gibi sanıp, bu kadar aşağılık bir yazı kaleme aldınız. Beni okudukça ve
tanıdıkça, kullandığınız bu üsluptan
utanacaksınız…
***
Soruyu Soran: Cansel
Soru: Bir Temel fıkrası anlattın, bütün kardeşlerimi yanıma istiyorum dedin
duygulandın.
İşte o an...
Nihat Genç bu ülkenin yetişdirdiği aydınlardan birisimidir sorusu bende cevap
buldu. EVET, EVET ,EVET.
Sevgili Nihat, Ülkemin aydınlarını tanımak istiyorum. Onlara güvenmek istiyorum.
Bunu nasıl
başarabilirim?
CANSEL’E CEVAP
Cansel bunun için , bu ülkenin kıymeti olmuş, klasik yazarlarımızı
okuyacağız, Yakup Kadri’den girip Aziz Nesin’den , Kemal Tahir’e
,Orhan Kemal’e
, Necip Fazıllar’a, Nazımlar’a sağ, sol demeden, bu ülkenin değeri olmuş ve ses
getirmiş onlarca büyük değerde yazarımızı, hemen şimdi hatim etmeye
başlayacaksın. Ülkemizi tanımak için buna
mecburuz.
Sabahtan beri onlarca insana cevap veriyorum, ve çok şüpheliyim, ülkelerini
tanımıyorlar, yazarlarını, madenlerini, bu ülkenin şimdiki derdini, şimdiki
dünyanın çıkmazlarını, bilmiyorlar. İşleri güçleri
‘bozuma uğratmak’ , işleri
güçleri bir tuhaflık, bozuk yapmak. Ben onların cehaletini fark ettiğim için
yazar oldum.
Onların cümle tekniğinden nasıl bir zavallılık içinde olduklarını sezebiliyorum.
Sorunumuz
şudur, ülkemizi ve dünyamızı oluşturan insanlık değerlerine
yabancıyız. Soylu kavgalara, şövalye kavgalara, gerçek insanlara, sahici
tartışmalara, güzel sözlere, yüce, anlamı olan ve bizleri iki cihan sarhoş
edecek hikmetlere, yani
dünyaya yabancıyız. Galiba internet denen bu zıkkım
dünyadan uzaklaşmaya ve cahilliğe fazlasıyla hizmet ediyor..
Soruyu Soran: Nihat Işık
Soru: Boğaziçi üniversitesindeki konferansın
iptali için ne düşünüyorsunuz?
Lemanda yazdığınız şu mustafa hikayesini televizyonda da anlatabilirmisiniz?
Bunu herkesin duymasını istiyorum çok güzeldi..İyi çalışmalar
NİHAT IŞIK’A
CEVAP
Nihat, defalarca yazdım, TV’den de söyledim…
***
Karakutu.com - Nihatgenc.com
Hamiş:
Yazıları bilgisayar ortamına aktaran Sibel Büyük Demirci'ye
şükranlarımızla