Nihat Genç
Ana sayfa
Arşiv
Arama
Metin Hali
Metin Gönder
Tavsiye Edin
İletişim

Reklam


Reklam



Site içi Arama



Eskimez Yazılar
17.07.06
· Ece Temelkuran'a yanıt!
· Engin Ardıç'a yanıt!
26.05.06
· Karakutu Tv'ye 6 yeni klip eklendi.
12.05.06
· Söyleşi
10.05.06
· Karakutu Tv'ye 7 yeni klip eklendi.
16.02.06
· Müslümanlık eğilmiyor, bükülmüyor bunu gördüler
17.01.06
· Nihat Genç bir iftiradan kurtuldu
04.01.06
· Skytürk'te 30 Aralık Cuma Günü Yapılan Nihat Genç Söyleşisi: Orhan Pamuk Üzerine
09.11.05
· ARAPLAR İNSAN DEĞİL Mİ?
23.09.05
· Nihat Genç'le Söyleşi

Eski Haberler

Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Google Arama

Karakutu.Com - Arama


Nihat Genç: KOMEDYA
Tarih: 12.09.2004 Saat: 22:49 Gönderen: karakutu
 

Milliyetçilik hepimizi boğdu, sıktı, öldürdü. Biz, yumuşak, duygusal, çok rahat, üstün bir kültürden geliyoruz. Birçok milleti, kültürü barındıran Itri'nin müziği, Nedim'in şiirleri, fazlasıyla ince zevklerin, derin hassasiyetlerin, aşk zaferlerinin ülkesinden geliyoruz. İlk milliyetçi kuşağımız, içimizde ilk okuyan kuşaktı, bunlar Rum'du.
br>Okumuş Rumlar'ın ilk işi Yunan bağımsızlık savaşı oldu. Milli romantik heyecan ve maceraların kahramanı olmak hepsini sarhoş etti, bize de bulaştırdı. Osmanlı'nın milliyetçiliği kavraması, daha alt düzeyde, düşük, daha dar, edebi, milli duyarlılıkları kavraması yüzyıl sürdü. Bugün insan haklarını batıdan alıyoruz, tepki gösteriyorlar, yüzyıl önce de milliyetçiliği gidip batıdan aldık.

Batıya giden öğrenciler, Fransızca gibi dillerle haşır neşir yaşayan aydınlarımız milli romantik bir edebiyat, şiir yaratması 1890'ları bulur.




Vatan elden gidiyordu, vatan kelimesini Vatan Yahut Silistre oyunuyla yeni bulmuştuk. Fatih zamanında çıkartılan yasalarla kilisenin boyunduruğu altında yaşayan Ermeniler, Rumlar, kiliselerine vergi veriyor, miraslarını veriyor, kapalı cemaat halinde yaşıyor, başka bir kültürün içinde erimemek için direniyor, ortodoksluklarına sıkıca tutunarak ayakta kalmaya çalışırken, benzeri olmayan yobaz bir ortodoks hayat sürüyordu.

Öfkeyle dolup taşan Osmanlılar, ortodoks, katolik bu yaşamın fazlasıyla etkisinde kaldı, gavurun birbirine bağlılığı ve milli mücadelelerinden yalnız milliyetçiliği değil, yobazlığı da öğrendik.

Osmanlı aydınlarının karşılaştığı modernizm: Milliyetçilikti. Tüm Avrupa Fransız ihtilalinin etkisinde ve eteklerimizden milli devlet fırlıyordu. Padişahın mülkü yerine vatan duygusu, kahramanlık, savaşçılık. Türkçülük, Ergenekon, edebiyata, şiire girdi, şimşekler yıldırımlar çakıldı, yangınlar içinden milli misak sınırlarında, aç susuz, koleradan, açlıktan ölen bir nüfus Anadolu topraklarına güç bela tutunabildi.

Milli Edebiyat, Mehmet Emin Yurdakulları, Ziya Gökalpleri, Ömer Seyfettinleri yetiştirdi, muhteşem adamlardı. Bugün ortaokul çocuklarına okuttuğumuz Ömer Seyfettin ayarında dahi yazarımız yoktur, Muhip Dranas'ın deyimiyle, Selimiye'nin değil bir benzerini inşa etmek, Selimiye'nin güzelliğini anlatacak güçte dahi bir yazarımız yoktur. Milli edebiyatımız, fedakarlık, kahramanlık, savaş, bayrak için ölmek gibi derin duyguları bir ulusun inşasında baştacı etti. Vatana, savaşa, cepheye, şehitlere adanmış güçlü bir milli edebiyatımız vardır, nesillere öğretilmelidir.

Ancak, aradan geçen yüzyıla rağmen nesillere hala düşük, basit bir milli edebiyat, kof, sloganvari, Allah, bayrak, vatan gibi kavramlarla yetiştirmek, beyinleri sakat bırakıyor, nesilleri akıl hastası yapıyor. Çünkü, bugün anlatılan milliyetçilik o eski temiz kaynağından kopartılmıştır.

Bugün milliyetçilik Anadolu'da insanları öldürmek ve soymaktır! Elli yıldır milli edebiyat zengin sofralarına, ANAP, DYP, Demirel gibi partilerin iktidarına, askere yaranmak isteyen burjuvanın emrine girmiştir. Ulusumuzu inşa ettikten yüzyıl sonra bugün, ülkemizi çoktan dünyaya katabilmeliydik, dünya sorunlarını, insana ve insanlık kültürüne dair soylu eserler verebilmeliydik. Ulusumuzun insanlık kültürüne yetiştirdiği sanatçılar çok sesli batı kültürünü taklit eden, icra eden, cila üstüne cila, içi kof, Cemal Reşit Rey'ler, Adnan Saygun'lar, tek orijinal başarılı eser verememiş, milletimizin duygusal derinliklerini farkedememiş kasıntı insanlardı.



Dünyaya uzanabilmek için, dünyanın binbir sorununu, insan hakları, kapitalizm, yoksulluk, küreselleşme. Tanrı, evren, feminizm, doğu, batı gibi insanlık ailesinin sorunları içine girecek, bu sorunları özgürce tartışacak, bilgi ve heyecan ve edebi kapasitesi yüksek insanların hiç yüzüne bakmadık, ya da onları vatan haini gibi karşıladık, istedik ki, hepsi basit milli slogan ve marşlarla partileri şaha kaldırsın.. Bugün Ahmet Altanlar'ı sevmez görünürler.

Oysa Ahmet Altan türü kukla yazarları batıdan arzuyla ithal eden, icad eden, köşe minderlerinde ağırlayan, manşetlerinde oynatanlar milli burjuvamızdır. Ruhi Su gibi, Zeybekler'den, ilahilere kadar Anadolu kültürünü milyonlarca insana coşkuyla öğreten üstün sanatkarlara bir pasaport dahi vermeden öldürenler, Anadolu'nun işçisini, köylüsünü, emekçisini tiyatrolara, romanlara taşıyan Orhan Kemaller'in yüzüne bakmayıp, açlıktan, hastalıktan öldürenler, tercihlerini hep, kendi, kaba millet, devlet görüşlerine ve kucaklarına uygun zararsız Ahmet Altanlar ve taklitlerinden yana kullandı. Kaba, ucuz, basit, şarlatan eserler, Erzurum kahve aşıkları gibi suluzırtlak yazarlar kahraman yapıldı.

Orhan Boran gibi karpuz kabuğu adamlara hala madalyalar veriliyor, düzgün Türkçe konuşuyormuş, neyi konuşmuş, neyi tartışmış, üşenmedim Leyleğin Ömrü Laklakla Geçer adlı boktan püsürükten kitabını okudum, bu kadar zavallı insanları ve yüzlerce benzerini kahraman yaptılar. Sonunda partileri elli yıl iktidarda kaldı. Beyinler bu lakayt, sorumsuz, herkesin düzdüğü milliyetçiliği baştacı yaptı. Yazıp, çizen, konuşan, tartışan her bağımsız yazara saldırıldı. İçeri tıkıldı. Şiirin, tiyatronun, edebiyatın, hepsi ayranının suyunun suyu, en ilkel, en utanç dolu örneklerle defalarca karşımıza çıktı. Milliyetçi, müslüman radyolar, televizyonlar, her akşam Mevlana şiirleriyle mangal, ızgara sattı.

Konya halkı topyekün, Erzurum halkı topyekün, Siirt halkı topyekün, ben müslümanım diyen holdinglerce birer milyar soyulup soğana çevrildi. Milliyetçiliği, muhafazakarlığı cebini doldurmak için kullanmayan işadamı, holding, parti, yazar, gazeteci kalmazken, osuruk ağacı onlarca yazarı büyük romancı ilan ettiler. Tekrar tekrar aynı sözler, aynı ilkel sloganlar, aynı ilkel marşlar: "Merhabayın bayrağım / Merhabayın Türkiyem" gibi ucuzun ucuzu fare boku tadında milli marşlar gece gündüz çalındı. Binlerce beyne tıka basa dolduruldu. Şimdi bu pisliklerle doldurulmuş Anadolu topraklarında yüzbinlerce korucu kafalı yarı aydın, ilçe teşkilatlarını, üniversiteleri, holdinglerin bekçiliğini yapıyor. Şehirlerindeki sosyal hayata dahi müsaade etmeden, basit marş, basit milli, islami sloganlarla, hala vatan, hala Allah, hala bayrak satıyorlar. Köpek leşi beyinli bu insanların bu ülkenin kültürüyle, tabiatıyla hiçbir ilişkisi yok.

Çünkü bilgileri yok. Onlar Süleymaniye'yi ne bilir. Nedim'i nasıl tanısın, onlar bey, ağa bile olamayacak basit bodyguard, mafyacı, birkaç tetikçinin götünden ayrılmayan çakallar. İşte Türkiye milli manevi değerlerini, milli edebiyatını, milli gazetelerini, televizyon ve partilerini elli yıldır bu çakallara tutturuyor. Türkiye bu çakallarla küreselleşiyor, değişiyor, çağ atlıyor ve bu numaraları ancak bu kadar eksik kafalı Mehmet Barlas, Fehmi Koru gibi ucube zekalı yazarların ağzından yiyor. Hergün Hürriyet, Milliyet, Yeni Şafak, Zaman, Türkiye, Vakit gibi gazetelerde milli dangalaklıkların, milli pırasaların milli kusmukların biri bitiyor, diğeri başlıyor. Lahana yaprağına dönmüş yüzbinlerce yarı aydın, beyni bok çuvalına döndürülmemiş tek bir genç adam bırakılmadı!



Üretim yok, sıfır, ama iletişim inanılmaz. Binçeşit dergi, gazete, cep, internet. Ortada mal yok, imalat yok, peki bu kadar ne konuşulur. Çok tatlı ve zengin bu dile hayranlıkları mı var, bakın konuşmalara tek düzgün cümle yok. Dünyanın en az üreten ama en çok konuşan ülkesi, işte kaba milliyetçilik propagandalarının fiyaskosu! Bu adi çakallar vatan seviyormuş, bu pespaye köpekler müslümanmış, bunlar sağcıymış, derin inançları varmış. Bizim ülkemiz zeytin ağaçları, sedir ağaçları, ladin ağaçları, buğday tarlaları, sahillerimiz, ormanlarımız, onların ülkesi patronlarının götünden akan pekmez.

Üç kuruşluk götoğlanları bizim ne yazdığımızı bile bilmeden, kertenkele zekalarıyla arkalarına Hürriyet, Milliyet, Yenişafak gibi gazetelerden birkaç paçavra yazar bulmuş, hala kitlelere Büyük Türk Milleti, değerlerine sahip halk, inançları için yaşayan halk gibi bol keseden atıyorlar. Bu toprakları dünyanın en borçlu ülkesi yapan onlar değil mi, dünya tarihinin en büyük hırsızlıklarını yapan onlar değil mi, dünyanın en adaletsiz ülkesi yapan onlar değil mi, toprakları, sahilleri, ormanları, yağmalayan, coğrafyanın güzelliğini imha edenler, işe yaramayan, kullanılmayan yüzün üstünde baraj yapan onlar değil mi.

Hala Yaşar Nuri'ye sarılarak, hala Tansu Çiller'in peşinden giderek, hala bu isimlerle milli manevi değerleri şaha kaldıracaklarmış. Her seçimde, ama her seçimde yüzde otuzlarla meclise giren onlar değil mi? Şimdi, IMF ne dediyse başları önde el pençe yapmadılar mı? Avrupa ne dediyse köpek gibi koşup yasaları çıkartmadılar mı? Aydın Doğanlar'ın her davetine koşmadılar mı? Tayyipleri dahi TÜSİAD'larla oturup anlaşmadı mı? Bankacı, hortumcuları serbest bırakmadılar mı? Meclis iradesini, egemenliğini başkalarına gönüllü devretmediler mi? Bu üç yıl içinde başka ne yaptılar, ekranlara çıkıp Tarkan'ın ibneliği, Nazım'ın komünistliğini dangalak kitleleri önünde cırcır konuşmaktan başka ne yaptılar.

Ekranlarda yıllardır kuru traş beş kuruş, köpüklü traş on kuruş, laklakları bitmedi. Ekranlara her akşam on doğurmuş muhtar karısı gibi oturup, Mahmut'un öküzü gibi göz göz bakmadılar mı? Okuma yazma bilmezler, ama konuşmanın iti olmuşlar. Ossuruklarıyla gök boyuyor, ossuruklarıyla milli manevi değerleri ayakta tutuyorlarmış. Ossuruklarıyla vatan, millet, bayrak üfürdüler, gözleri hala mecliste, meclis lokantasında ziftlenirken, parmaklarıyla deldikleriyle yemek tabaklarında!.. Şimdi de kalkıp diyorlar ki Cem Uzan mitingleri neden kalabalık!.



Ciddi seçim anketleri Uzan'ı yüzde beş/altı gösterdi, telaş başladı, önce, herkes gülüyor, geçiyordu, şimdi yüzde onu geçer diyenler var. Yüzde üçte mi alamaz, bu da birbuçuk milyon oy yapar. Hiç oy almasın, meydanlara yüzbinleri nasıl topladı, bu dahi ciddi bir hezimet. Yüzde üçü küçümsemeyin, MHP bu ülkede otuz yıl yüzde bir'le yaşadı, küçük sol partilerin hepsini toplasan yüzde üç ediyor, bir yığın yerden bitme partileri dahi koysan, sollayıp geçiyor. Medyanın sağcı yazarları halk üzerine konuşmaya korkuyor. Ya Cem Uzan yüzde onu aşarsa.. Yüzde altıya varması dahi Türk sağının tüm kalelerini paramparça edecek.



Elli yılın iktidarı Türk sağı. Dünyada en çok gazete televizyon sahibi Türk sağı. Hürriyet, Milliyet, Türkiye, Zaman, Vakit, Yeni Şafak, Yılmaz Öztuna, Fehmi Koru, Ali Bulaç, Taha Akyol, Şerif Mardin, Nur Vergin, İlber Ortaylı, Abdurrahim Dilipak. Bin çeşit.. Yüz çeşit TV, dergi. Türk sağının doğrudan siyaset yapan yüzlerce holdingi var. Hepsinin iddiası nedir? Türk halkı geleneklerine ve inançlarına bağlı olduğu için sağı tercih ediyor. Türk halkının sağlam manevi gelenekleri, sağlam muhafazakarlığı var.

Bu yazarların hepsi elli yıldır Plevne'den çıkmam diyen Gaziosmanpaşa oldu. Sağcılığı öyle sıktılar ki, sonunda boku çıktı. Bu halkı elli yıldır ahırda yatırıp, düşünde padişah gördürttüler. Ne diyelim. Köylümüz akıllı insanlar için, aklı öküz mayısı gibi katmer katmer, der. Katmer katmer Türk sağının cazgır yazarları. Bir milyonun üstünde makale. Bu köşe yazarları, Cem Uzan ağızlarına ot uzatsın, Uzan'ın seçmenini de hemen inançlı, kararlı, yüksek seciyeli Türk milleti yapıverirler. Halk, sinekleşmiş, Cem Uzan'ı pekmez sanıyor. Yüzleri yoksulluktan hamsi kadar incelmiş kitleler zarıl zarıl ağlayarak Cem Uzan'a sarılıyor, içler acısı.



Türk sağı için elli yıl ne kolaydı, eğdiler dalı, aldılar gülü. Yani, dört dönüm bostan, yan gel Osman. Ne bereketli sağ seçmendi o, denize düştüler, götleriyle balık tuttular. Şimdi sağcılığın dalağı şişti. Aleme paşa gelmişler gibi cakaları bitmedi. Hepsi zırvadan efendi, bey, bankacı, holding sahibi beyfendi oldu. Çökelek gibi çöktüler iktidara. Sağcı işadamlarını, Aydın Doğan'ları, Enver Örenleri, holdingleri... Boku dökülmesin diye köpekleri götünden yediler. Bu cahil halkın gözü önünde elli yıldır müteahhitlerle karı koca her gece helva yapıp yediler. Bu halkı gavur diye öldürdüler, şehit diye kaldırdılar. Bu halkın elli yıl ekmeğini yediler bir kere kılıcını sallamadılar. Şimdi meydana yeni bir pehlivan çıktı: Cem Uzan. Ne yapsın halk, aç kuşlar gibi, neden şimdi sürüsüyle uçmuyor...



Bomboş konuştunuz elli yıl bomboş, ne gelenekmiş, ne inançmış, ne çevre, ne merkez, ne yorumlarmış öyle, bu laflarla köşelerinizde ceplerinize milyarlar indirdiniz. İşte büyük Türk milletiniz, işte ahlak sahibi halkınız, işte devletine, değerlerine bağlı insanlarınız, neden Cem Uzan'ın peşinde. Dilinizi yuttunuz, konuşmaya laf bulamıyorsunuz. Sebebini ben söyleyeyim, bu halk, köpek bokuna bile muhtaç, o yüzden. Ne yapsınlar Cem Uzan'dan daha iyi sağcı lider mi bulacaklar, bin devesi var, bin kesesi var. Her seçim dönemi puştluğuyla barajı geçen ANAP'tan daha çok puştlukları var! Üstelik adam çok ciddi, miting meydanlarını süslüyor, kuzu çeviriyor, şarkılar, törenler, marşlar, tam bir eski Türk şöleni.

Öyle sizin gibi arabadan soğan indirir gibi seçim mitingi yapmıyor. Ah benim zavallı halkım. Anadolu'da bir laf vardır, ak yarak kara yarak, hepsi sana mı gerek. Ne yapsın halk, önüne gelene ağa diyor, belki yağı bulaşır diye. Cem Uzan gibi dişlisini, sertini de bulamaz.. Cem Uzan, aha şeytan, aha meydan deyip daldı Anadolu'ya.. Hani sağcı hassasiyet taşıyan halkınız.

Gavur gelip meydanlarda helva, pilav dağıtsa hepinizden çok oy alır. Söyleyecek laf bulamıyor, MHP'den sökülen lümpen kitleler demeye çalışıyorlar. Anneler, babalar, ihtiyardan lümpen kitle mi olur. Yetmişinde hala lümpense bu halk, yazık yazık elli yıldır üfürdüğünüz sosyolojik tahlillerinize. Tabi alıştınız. Siz hergün muhtarın kızını düzdünüz birşey diyen çıkmadı. Gariban halk eşeğe dolansa, peşine jandarma gönderdiniz.

Devlet Bahçeli bey de çok kızgın, Uzan için: "İki şarkı arasında iki lafla olmaz" diyor. Hani kedinin önünden ciğeri alırsın, tırmalar, o hesap. Otuz yıl siz tek bir sloganın arkasına "ölürem Türkiyem"i koyup, yüzde otuzu nasıl aldınız, boş konuşuyorsunuz, boş. Yahnici bey de "Uzan oy alsın ülkeyi terkederim" diyor. Şükürler olsun şimdi onlara söylenecek "Ya sev, ya terket". Yıllardır Diyanet'in bütçesi nerdeyse, Bayındırlık Bakanlığı'ndan büyüktü, neden Türkiye, sağcı, inançlı seçmen yetiştirsin, siz iktidarda kalın. Sıçtığımın sağcıları, gördünüz mü inançlı halkınızı. Bu zırıl zırıl cahil, aç halkı, milli eğitimle, diyanetle, yüzlerce gazete ve TV'yle büyüten sizin marifetli yazarlarınız.

Onlar için halk nedir ki, kılsın namazını, tutsun orucunu, sonra boğazı kırk düğüm sussun, otursun! İşte sağcılık böyle, kokar mokar ama, tüm bu yazarları tok tutar! Sokma akıl kırk adım gider, siz kırk yıldır gidiyorsunuz. Artık hesap zamanı geldi, köpeğin yiğidi leş başında belli olur! 3 Kasım'da MHP, DYP, ANAP baraj altında kalıyor, ülkemizde halka küfretme sırası nihayet ve çok şükür şimdi sağcılara geliyor!



Cem Uzan meydanlarda etli pilav veriyor diye eleştiriyorlar, yıllarca makarna, mercimek dağıtan siz değil misiniz, gözümle gördüm, Eyüp Aşık Karadeniz köylerinde para dağıtıyor. Uzan şarkıcıları miting meydanına çıkartıyor diye eleştiriliyor, yıllarca en orospu sanatçıları değil sahneye çıkartmak, milletvekile adayı gösteren çıkartan siz değil misiniz? Uzan milyon dolarlarını harcıyormuş, yıllarca milyon dolar uzatanı milletvekili yapan siz değil misiniz?



Allah'tan korkmaz, kuldan utanmazlar, seçim meydanına yağmur bile yağsa, Allah'ın bereketiyle geldik deyip, Allah'ın yağmurunu bile partinizin promosyonu gibi dağıtan sizler değil misiniz? Üstelik Cem Uzan yakışıklı, yıllardır sarışın güzel Tansu'ya oy verenler, şimdi bu Yunan heykeli gibi oğlana neden oy vermesin.Üstelik Cem Uzan risk alıyor, meydana kendisi atlıyor, sizin gibi, o liderin bu partinin etekleri altına sığınmıyor.

Cem Uzan meydanlarda önceden hazır laflar ediyormuş. Yıllardır seçim meydanlarında milyonlarca pot kırıp, gafların Allah'ını yapıp, fıkralara geçen siz değil misiniz? Cem Uzan inanmadığı halde Allah, vatan diyormuş.. Ulan terbiyesizler, Uzan, elli yıl daha Allah dese, sizinle yarışabilir mi? Yıllardır İslam diye cin yediniz, yıllardır bayrak, vatan diye meydanlarda şeytan duası okudunuz. Kimi kandırıyorsunuz, bu bostanda hıyarlar, kim hoşt dese ona uyar.

(CHP dahi düşündü taşındı, bizim partinin Allah'ı çok az deyip, Yaşar Nuri'yle biraz Allah ısmarladı kendine. Yaşar Nuri, Baykal'a dahi liberal geldi. Bir CHP'li kadın Yaşar Nuri'ye sarıldı, bunda tuhaflık yok. Ancak kadın Yaşar Nuri'ye sarılırken söylediği cümle CHP tarihine geçecek cinsten: "Gel hocam gel, şu dinimize biraz da biz sarılalım!"..)



Fazla konuştuk, yazımıza geçelim. Büyük kültürü, geniş tarihi, sarsıcı tecrübeleri, yangınlar içinde büyümüş bu halk, şımarık köşe dönmeci insanlara nasıl güven duyabilir. Sorun basittir. Ancak ülkemizde hiç tartışılmamıştır. Sorun şudur, Türkiye'nin organik aydınları imha edilmiştir. Organik aydın, halkla içiçe yaşayan halk aydınları, okumuş insanlar. Hali vakti yerinde, edebiyatı, sanatı, kültürü bir parça takip eden, bakkalıyla, öğrencisiyle, hastasıyla, ailesiyle, arkadaşıyla heyecanlı tartışmalar yapan insanlar. Organik aydınlar, halkla aydınlar arasındaki bağlantıyı sağlar.

Bizim anlaşılmaz, zor cümlelerimizi onlar çözer, halka indirir. Her okul, her mahalle, her hastane, hem komşuluk çerçevesinde bu aydınlar ülke düşünce hayatının boruları gibi çalışır. Bu insanların kaybolması toplumun en büyük afetidir. Kim nerde, ne yapıyor, ülkesini, halkının menfaatlerini bir parçacık tanıyan, tartışan, kelime bilen, dergi koklayan insanlardı organik aydınlar. Gençleri, bakkalı, berberi, komşuları, heyecanıyla, tartışmasıyla, fikirleriyle etkiler, sanatı edebiyatı, gazeteleri ısrarla takip ederlerdi. Tümüyle yokoldular.

Sıradan halk partileri, fikirleri, gireni çıkanı tanımaz, bu insanların şahsıyla fikirleri özdeşleştirir, fikirler, partiler bu insanların şahsında ete kemiğe bürünür. Fikir heyecanları eşsizdir, Militandırlar, konuşması biter bitmez karnından sakladığı bayrağı çıkartıp sallayacak sanırsınız. Halkın kemiği, halkın sopası, halkın hafızası, halkın soy kütüğüdür bu insanlar. Yanıp tutuşan bir hayat sevinci taşırlar. Halkı ölümsüz yapan reflekslerini bu insanlar inşa eder. Bu halk savaşının kahramanlarıydı onlar, üniversiteye giden her genç, döndüğünde kasabasına bu insanların yanına katılırdı.

Çünkü onlar halkın arasında çene çalar, kağıt oynar, düğünde göbek atar, komşusunun hastasının başında refakat eder. Halkın ayaküstü tartışma, konuşma, düşünme atölyeleri gibiydiler. Sokak ve kahve ve ev savaşlarında hep onlar vardı! Halk kitleleri, enerjisini, coşkusunu onlardan alırdı. Organik aydınlar halkla tokat, yumruk, küfürleşme mesafesinde yaşar, aydınlar ve vekiller gibi plaza ve mecliste değil. Asıl, asal birey onlardı. Fısıltı gazetesini onlar yönetir. Ahlaki bir ideale bağlıydılar. Halkla bıkmaksızın makinevari serilikte konuşup, tartışırlar.

Gerçek bir jakobendiler, yani radikaldirler, sabah akşam asar, keser, ölümüne savaşırlar. Ceplerinde beş kuruş yoktur, ama, okudukları bir kitabın heyecanını tüm mahalleye yayarlar! Tümüyle yokoldular.. Halkın arasına karışıp "bu eşeğin peşinden niçin gidiyorsun" diye ikaz edecek işte bu adamlardı. Halkı uyaracak, ikaz edecek, kandırılması, kazıklanmasına karşı çıkacak bu basit halk adamları artık yok. Olayların, haberlerin arkasını koklayan, halkın hafızasını tazeleyen, tartan okumuşları artık yok.



Organik aydınların yokoluşu büyük bir tez konusudur, birkaçını söyleyelim. Organik aydınlar çevre, hayvanseverlik gibi bir yığın sözümona örgüt içinde nafile boğuşmaların içine gömüldü. Yokoluşlarının ikinci sebebi, sanat, kültür, edebiyat, fikir endişesi ülkeden, gazetelerden, TV'lerden uzaklaştırıldı. üçüncüsü, az buçuk okumuş insanlar ya Telsim bayilerinde ya İhlas bayilerinde, ya da sağcı ilçe, parti teşkilatlarında satılmış Tema gibi vakıflarda, tilkiliğe, fırsatçılığa başlayıp halkın kendilerine olan güvenlerini kaybettirdi.

Dördüncüsü, üniversitelerin kampüsleşmesiyle halk arasından ebediyyen çekilip, üniversite odasında genç taşralı kız öğrencileriyle haşnafişnaya başladılar. Beşincisi, yine, genç aydınlar, şehir merkezindeki barlara, kafelere, cafcaflı mekanlara kaçıp, halkı yalnız bıraktı. Altıncısı, medyanın ve yazarların şöhret, reklam kampanyalarıyla kandırılıp, halkın karşısında savundukları dalların çürük çıkması sağlandı, çünkü kafaları karıştı. Yani, Radikal gibi gazetelerde hem insan hakları hem Aydın Doğan hakları, halka ne diyeceğini bilemez oldular.

Yedincisi, Mehmet Barlas, Mehmet Altan, Fatih Altaylı, Emin Çölaşan gibi yazar türlerinin öne fırlaması. Bu şu demek, halk okumuşları, derinliği olmayan, duygusu olmayan, heyecanı olmayan, edebi zevk, tarih bilgisi, bilgisi sıfır yazarlarla beyinleri donduruldu. Diyelim Mehmet Barlas denen herif. Yüzbin makale yazdı. Hepsi birkaç kelimeyle. O da, değişim. Sadece değişim, kelimesi. O değişti, bu değişti, hadi değişelim gibi, yüzbinlerce makale, arkası, önü, anlamı, olmayan, ne olduğu belirsiz moda kelimelerle milyonların kafası düzüldü.

Diyelim Çölaşan. Tek bir edebi metin, tek duygusal metin, tek heyecan verici yazı yazma becerisi olmayan bir adam. Yirmi yıldır aynı kelimeleri yazıp duruyor. Bu metinlere muhatap okumuş insanların "aklı" bozulur. Halk aydınları, bu niteliksiz, zevksiz, kuru yavan yazarlarla dumura uğratıldı. Sekizinci bir sebep, internet denen akvaryum içinde bomboş bir iletişim tuzağına hapsoldular. Gerisini siz tamamlayın!



Şimdi, yanıbaşındaki okumuşlarından kopan halk, kendi derdinden, ekmeğinden, çocuğundan başka hiçbir şeyi düşünecek imkanı olmayan halk, nevrotik şebekler gibi artık ekranda kimi görse inanmaya, peşinden gitmeye başladı. Organik aydınlar, devlete, partilere, karşı halkın efeleriydi... Hey gidinin efeleri, onlar da insandı, onlar da canlarını kurtarmak zorundaydı!



Konumuzu daha derinden eşelim. Modern dünyanın ağır faturası, insanadır, ruhların çürümesi. Ruhların yılışıklaşıp, şımarıklaşıp, alalade, pespayelikle çöpleşmesi. Edebiyat, ruh ve ahlak eğitimidir. Yazarlarda ve metinlerde soyluluk ve derin tadlar arayışımızın sebebi budur. Biraz edebiyat dersi çalışalım, ruhların silikleşmesini anlatmaya çalışalım. Niçe, sanat kuramını eski Yunan'dan aldığı iki terimle açıklar, Diozenes, şarap tanrısı, kökeni, tarihin ilk yıllarından bugüne insanların topluca eğlendikleri şenlikler, kendinden geçme, kendini salmak, kontrolsüz, ağzına, aklına geldiği gibi davranması, bugünkü karnavallar, faşinglere kadar uzanır. Diozenes'in karşısına, Apollenier'i koyar, yüksek, yüce, soylu duyguları anlatır. Ağırbaşlılığı güzelleştirir. Kökenini efsanelerde, destanlarda, derin saygıda bulur. Tiyatro kuramı da bu iki kavramdan türer.

Komedya diozenesten doğmuştur. Alalade kişilerin hayatı, alalade konuşmalar, sıradan insanların eleştirisi, küçük düşürülmeleri, alayları... Trajedya Apollenir'den doğmuştur. Acıma ve korku duyguları. Derin vatan, derin ilahi duygular, yüksek bir tepeden okunur gibi, destani şiirlerle dile getirilir, ilk büyük örneği Homeros'un eseridir. Hızla günümüze getirirsek, Hacivat-Karagöz, ortaoyunları bugünkü TV dizileri komedyanın türevleri...

Zeybek türküleri, Ruhi Su'nun ses tonu o Apollenier söyleyiştir. Şairanelik, tok söyleyiş, gurur, onur ifade eden yüksek duyguları doruğa çıkartır. Bir küçük örnek de verebiliriz, 1950'lerden sonra Orhan Veliler şairanelikle dalga geçmiş, kitleler tarafından çok tutulan garip akımını yarattı. Bu akım, alalade söz ve duyuşları şiirde geçirip, hızla popülerleşti ve bugüne değin çok tutuldu. Ancak, bu sıradanlıktan açılan kapı, şiirdeki, soylu, yüce, derin, yüksek anlatımın sonunu getirdi. Daha sıkı bir örnek verelim.

Kızılordu korosunun yüksek, soylu ve insanda derin duygular uyandıran söyleyişini düşünün. Aynı Kızılordu, Tarkan'ın "Oynama Şıkıdım"ını söyleyince, komedyaya dönüyor. Komedyayla insanları eğlendirebilir, yalap şalap, göte parmak bir rahatlığın içine sokabilirsiniz, ki, buna çok ihtiyacımız vardır. Ancak, acıma ve korku ve soylu erdemli duyguları sertleştirip elmas gibi parıldatacak yüksek duygulara da ihtiyacımız vardır.

Fıkra, espri, ha ha hi hi, hayatımızda fazlasıyla yer ettikçe, coşmanın, başka türlerini hiç tanımadan, ciddi sorumluluk isteyen tarihi, vatani insani duyguları anlamayan, bir yığın genç hızla sünepeleşir. Bu gençlerin öğreneceği tek soylu söyleyiş stadyumlarda taraftarların söylediği koro şarkıları. Tragedya ve Komedyayı hayatın tüm alanlarına anlamada kullanabiliriz. Mesela, uzun, kara, yüce selvi ağaçları, parlak, asil Manolya ağaçları Tragedyanın konusunu oluşturur. Kavak, ossuruk ağacı, komedyanın konusunu oluşturur.



Mesela İstiklal marşımız, Çanakkale şiiri, tragedyanın konusudur. Bugün, MHP'lilerin dile getirdikleri, tüm bakanlıkların telefon sinyallerinde kullanılan yüksek vatan sevgisini dillendirdikleri türkü: "Ölürem Türkiyem".. Türkiye için ölelim ama, bu kadar basit, bu denli yılışık söyleyiş, bize soylu vatan duygusunu göstermez. Hey gidinin efesi, ne denli zırzop basitliğin içine düşmüş. Bu tür yılışık biçimsiz şarkılarla ancak lünpen cahil kitlelere seslenir, lünpen cahil kitleleri davar sürüleri gibi o yandan bu yana sürersiniz. Bu şarkılarla insan ruhuna yücelik katamazsınız. Yani, günümüz milliyetçiliği, tragedyanın konusu olan yüce duyguları, komedyanın konusu yapmıştır! Komik şarkılar, komik sloganlarla "vatan" sevgisi ayaklar altına alındı!



Vatan, tanrı, sorumluluk gibi yüce duyguları bu sulu zırtlak komedyanın içine alırsanız, başta Cem Uzanlar herkes bu ucuzluğu kullanır, bu ucuz komikliklerden meydanlarda vatan alır, Allah satar.

Halk aydınlarının yokolmasının sebebi, bu okumuş nesil, inandığı, insan, vatan, Tanrı, doğa gibi değerlerin medya ve partiler ve işadamları tarafından "komedya" haline getirilmesine dayanamadılar! Mideleri kaldırmadı. Bu komedya içinde halk aydınları halkın içinde göte parmak muhabbetten başka şansları kalmıyor!

Göte parmak suluzırtlak muhabbetin içinde vatan, Tanrı, evren, doğa gibi soylu duyguların yaşaması mümkün değil! Yani, duygu eğitimi. Söz, büyüdür, kuramcıların bu kavramlara fazla anlam yüklemesinin sebebi budur. Söz, insan kalbini açabilmeli. Söz, erdemin kalbine girebilmeli.



Hepimiz anamızdan birer köpek yavrusu gibi doğar, yüzümüze tükrülse, onun bunun kapısında bir kemik için kuyruk sallarız. Üzüm yiyen köpeği, pekmez sıçıncaya kadar kovalayacaksın. Yüksek insani duygularla peşinden koşacak, boğacak, cezalandıracaksın. Yoksa, yeni yetişen nesiller bu suluzırtlak muhabbetin içinde çürür, yıkılır.



Bakın, Amerikalılar Cavit Çağlar'a pekmez sıçırttı. Ama adam buraya gelince, Türkiye'ye dönünce, sıçtığı pekmezi yalamaya yine köpekler başına üşüştü.

Götünden pekmez sıçan öyle sağcı gazete patronları var ki, biraz da, solcu aydınlar yalasın diye solculara gazete dahi çıkartıyorlar. Böylelikle hepimiz bu suluzırtlak komedyanın içine gömülüyor ve meydanı Cem Uzan gibiler, ilerde daha niceleri boş bulup, at döndürüyor, "dağ başını duman aldı" marşlarını aç kitlelere söyletiyor!



Zeybek türküsü: "Yörük Ali'nin adını Hazreti Ali koydular".. Neden bir efenin adını bu halk Hazreti Ali koyar. Çünkü, kılıcına yiğit insanlar, sözüne de yiğit olmalı...

Korkusuz, gözünü budaktan sakınmayan, çok güçlü insanlar olduğumuz için bu sütunlarda efelenmiyoruz. Basit, zayıf, güçsüz insanlarız, ama, sözün namusu, sözün ahlak'ı için bu sütunlarda efelerin efesi gibi naralar atmak zorundayız...



Bugün, büyük gazetelerde edebiyat, sözün yüceliği, büyüsü olmaktan tamamen çıktı. İmla hataları, gramer savaşına döndü. Hayatı boyunca ansiklopedi tashihliğinden başka bir iş yapmayı beceremeyen kitapsız, esersiz ibrikçibaşı isimler köşeleri doldurdu. O kelime böyle yazılır, bu virgül buraya konur.

Bu imla ve gramerin edebiyatla hiçbir ilişkisi yoktur. Edebiyatı, sözü, duyguyu, erdemi hiçbir zaman içine alamamış donmuş kuyruk yağı suratlı adamlar, işi bilmiş imlacılıktan edebiyat profesörlüğü yapıyor. Çünkü muhatapları yazarlar, sünepe, yılışık, şöhret düşkünü manyaklar. İnsan ruhuyla ilişkileri ebediyyen kesilmiş. Ahlaksızlığın saltanatında osuruk ağacı gibi birgünde büyüdükleri için, yüksek ahlaki duyguları alaşağı etmekten zevk duyarlar..

Ülkemiz tarihinin en büyük trajedilerini yaşarken ülkemizi tasvir için ".mı gömü dağıtmış yağğğ ağbi" gibi ifadeler kullanan bu insanların yılışıklık ve sululuğu, trajedimizin ne kadar büyük ve amansız olduğunu gösteriyor.



Zeybek türkülerindeki yüksek söyleyiş nerden geliyor, birçok şey söyleniyor, ama, bir düşüncede çok eski Yunan'dan tragedyalardan geliyor... diyenler var!..

İnsan soruyor, yüksek ve soylu bir ses arıyan insanlar neden dağ başlarında eşkiya olmuş.

Şimdi anlıyorum, bu topraklarda sözün namusunu arıyorsanız yazarlığınız hızla eşkiyalığa dönüşür!

Pişman değilim, sitem etmiyorum kendime. Aynen Karacaoğlan gibi, "şükür bu sevdaya bana verene" diyorum..



Çıkın ülkenizin yüksek yaylalarına, geniş ormanlarına. Anadolu'nun tragedyasını, yüksek, coşkun, yüce duygular içinde ruhunuza yerleştirin! Anadolu, tarihin en kanlı hançeri gibi yerleşsin ruhunuza! O zaman siz de pabuç bırakmazsınız, bu suluzırtlak komik adamlara! Bu komik vatanlar, bu komik allahlar, bu komik siyasetçilerle işiniz olmaz.


 
İlgili Bağlantılar
· Nihat Genç Sitesi
· Doğu Konferansı Galerisi
· Skytürk Konuşmaları
· Daha fazla Nihat Genç
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Nihat Genç:
Sorularınız ve cevapları birinci bölüm


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 4.54
Toplam Oy: 51


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa


İlgili Haberler

Sorularınız ve cevapları ikinci hafta son bölüm
Sorularınız ve cevapları ikinci hafta birinci bölüm
Sorularınız ve cevapları ilk hafta son bölüm...
Orhan Pamuk ve Nobel
EY İRAN ZENGİN VE GÜZEL ÜLKE
Köpekleşmenin Tarihi'nden: İhtişam ve sefalet
Sorularınız ve cevapları birinci bölüm

"KOMEDYA" | Hesap Aç/Yarat | 3 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

Re: KOMEDYA (Puan: 0)
Gönderen: Misafir Tarih: 10.04.2005 Saat: 14:49
Cem Uzan güçlü bir siyasi liderdir!



Re: KOMEDYA (Puan: 0)
Gönderen: Misafir Tarih: 27.04.2005 Saat: 21:36
edebiyatçıda da edeb gerek .dilini kirletmişsin canım



Re: KOMEDYA (Puan: 0)
Gönderen: Misafir Tarih: 27.05.2005 Saat: 09:32
Komedyaya dönüştürülmüş bu durum ne kadar da vahimdir...Artık sağını solunu karıştırmış esasında bunun çokta önemli olmadığını düşünen ben nasıl olur da Nihat Genç'e hak vermem.Yazar,çizer,ne bileyim sanatla edebiyatla ilgili insanlar biraz sivri dilli olmalı yoksa bu uğultuda nasıl eleştirel düşenebiliriz...


 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke