Eski Amerikan filmleri TRT 1'de hala gösterilir. Batı'ya hücum eden göçmenler
başkasına ait
topraklara/çiftliklere gelip yerleşir ve çatışma başlar. Çünkü
çiftlik sahibi, adamlarıyla yerleşimcileri/kolonistleri tehdit eder. Sonra iş
kovboy çatışmasına döner.
Yerleşimci (işgalci) ile çiftlik sahibinin çatışmasına konu olan ne
çok film
izledik.
Ve bu filmlerde Amerikan kültür ve siyasetinin ve hatta kapitalizmin ruhunu ayan
beyan izliyorduk. Bu filmler bizleri vahşi kapitalizme hazırlayan gizli ve
etkileyici sahnelerle doluydu. Şöyle: Bu filmlerde
nedense, 'işgalciler' yani
sonradan gelip yerleşenler masum gösterilirdi. Toprağın gerçek sahipleri ise
gaddar, acımasız ve atlıları ve kovboy adamlarıyla bizlere hayat hakkı tanımayan
kötü karakterler olarak tasvir edilirdi. Oysa
çiftliğin/toprağın sahibi bu
gaddar gösterilen adamlardır. Kötü olması gereken de bu adamın toprağına gelip
işgal edenlerdir.
Amerikan sineması bize neden bu işgalciyi masum göstermeye ve hepimize
sevdirmeye çalışır!..
Neden? Çünkü Amerika'yı işgalciler kurmuştur
Oysa tam tersi, işgalcilerin çocukları melek, genç ve güzel kadınları 'meryem'
kadar saf gösterilir. Bu işgalci aileye duygusal yakınlık, çiftlik sahibine
karşı ise kin
duyarız.
Başkasının toprağını işgal edip toprağı süren, ekin eken, tohumlayan, tarlayı
çapalayan bu çekirdek ailenin bir küçük ev, bir yeni dünya kurmasını mutlulukla
izler, bu aileye taraf oluruz.
Oysa toprağın
sahibi o gaddar atlı adamdır. Oysa, bizim küçük çocuk, genç güzel
karısıyla hayat kurmaya çalışan 'işgalcidir'..
Sorumuz şudur? Amerikan sineması bize neden bu işgalciyi masum göstermeye ve
hepimize sevdirmeye
çalışır!..
Neden? Çünkü Amerika'yı işgalciler kurmuştur.
(İşgalcilerin başkalarının tapulu arazilerine gelip yerleşmesi ne sevinçli bir
serüvendir!)
Amerika ve kapitalizm buradan unutulmaz dersler
çıkartmıştır. Çünkü Amerika'da
toprak ve mülkiyet kanunu 'işgalcilerin' lehinde gelişmiştir.
Şöyle: İşgalciler, diyelim, geldikleri İngiltere'nin örfi hukukuna göre mal
sahibinin haklarını koruyan bin yıllık geleneksel yasaları
Amerika'da
çiğnemiştir.
Toprak ve mülkiyet kanunları kolonicilerin lehinde gelişti. Yani, toprak ve
mülkiyet kanunları işgalci mantığıyla geliştirildi.
Şöyle: Diyelim bir adamın çiftliğine gizlice ve izinsiz gidip
yerleşiyorsun, bir
sezon orayı ekip biçiyorsun, ya da orada herhangi bir faaliyette bulunuyorsun.
Böylelikle orada hak sahibi olabiliyorsun. Bunun hukuki tartışması çok uzun.
Zaten 1850'li yıllarda bu hukuk davalarının ebediyyen
bitmeyeceğini söylüyordu
hakimler. Amerika'da son üçyüzyıl en çok konuşulan şey, kimin toprağında kimin
hakkı olduğu, tartışmasıydı.
Ancak orada da işgalcilerin oyunu almak isteyen siyasetçiler ortaya çıktı ve
hukuku zorladı ve toprak davaları onlarca yıl sürse de yerleşimcilerin lehinde
sonuçlar çıktı!..
Bir başka soru soralım! Neden bu filmlerde bu kadar çok şerif ve kovboy vardır.
Çünkü ortada hukuk ve ahlak yoktur. Güçlü olan
ve bastıran kazanır. Artık
evrensel bir özdeyiş olarak şu sosyolojik sonuca ulaşıyoruz: Geçiş toplumlarında
hukuk ve ahlak yoktur!..
Tıpkı 1980'li yıllardan günümüze kadar, ülkemizde olduğu gibi. Buradan şuraya
sıçrıyoruz. Özal da tıpkı Amerikan politikacıları gibi oy uğruna şehir etrafına
yerleşmiş işgalci gecekondulara tapu dağıtmıştır...
Sonra yirmibeş yılda büyük şehir etraflarında tapu, arazi yağmaları, mafyatik
çatışmalar,
işgalciler, yıkımlar, ülkemizin en büyük sosyal sorunu olmuştur.
Ancak bugün, tapu krizleri yavaş yavaş sona ermekte. Şehre akın etmiş insanlar
nihayet bu uçsuz bucaksız varoş tepelerinde ev sahibi, mülk sahibi, toprak
sahibi, arazi sahibi olup, işgalcilikleri bitip hukuki haklar kazanmakta.
İşte kapitalizmin büyük devrimi için ilk büyük ayak tamamlandı.
Amerika'da oluşan büyük servetlerin nasıl sermayeye dönüştüğünün sırrı
burada
yatıyor. Bugün dahi dünyayı ele geçiren büyük Amerikan sermayesinin köklerini
araştıranlar, bize bu 'gayrimenkulları' gösteriyorlar.
Gayrimenkullerin ya içinde oturur, ya da kiraya verirsiniz. Ancak,
gayrimenkuller
başka işe de yarar. Gayrimenkulün 'sermaye' olabilmesi için bu
gayrimenkullerin 'ipotek' değerinin devreye grimesi lazım. Bunun için 'SİT
alanı' gibi ya da miras gibi ya da başka şekilde oluşmuş tapu davalarının
sonuçlanmış olması
şart.
Çünkü, arazini ipotek ettirerek kredi alırsın ve bu parayla yeni bir iş, ya da
yeni bir ev ya da bir küçük yatırımın ilk adımlarına başlayabilirsin.
Literatürdeki adı, küçük ve orta boy şirketler, yani, kabaca, küçük
esnaf
dediğimiz küçük girişimlerin tek şansı da budur. Evini, arabasını ipotek
ettirerek sokağına bir dükkan açacak.
Sorun şu: Amerikan sermayesinin kökeni uçsuz bucaksız Amerikan vadileridir.
Ankara'dan gaza basıp
yüzlerce gecekondu tepesini aşıp Bala'ya kadar giderseniz
uçsuz bucaksız tarlalar göreceksiniz.
Bu sonsuz büyüklükte arsaları ekonomik zihniyetimiz gereği, mahsulü, ekini,
kuraklığı, çiftçi borçları, faizleri olarak görüp
yorumladık. Oysa sermayenin
zihniyeti bu arsaları ipotek değerleri olarak düşünür. Şimdi, tapu dağıtılan
göçmen çiftçi/işgalci ailelerin okumuş çocukları düne kadar devlet kapısında iş
buluyor, KİT'ler büyüyordu. Şimdi satılıyor,
özelleştiriliyor. Artık bu
işgalcilerin çocukları kendi evlerine sadece oturulacak yer değil, bir yatırım
olarak bakmayı düşünecek.
Kendi gecekondusuna yatırım olarak bakınca ne olacak? Ucsuz bucaksız Amerikan
coğrafyasının sermaye haline gelmesinin sırrı işte bu. Bu sır, sermayenin sırrı.
Hernando De Soto, 'Sermayenin Sırrı' adlı kitabında işte bu sırrı anlatır. De
Soto, bir araştırma ekibiyle on yıllar boyu, Meksika'da, Orta
Amerika'da, Latin
Amerika'da, Güneydoğu Asya'da, Mısır'da, Türkiye'de, Rusya'da oluşmuş büyük
yoksul kalabalıkları ve şehir varoşlarındaki işgalci barakaları araştırır.
Sonuç şudur: Ellinin üstünde beş milyonu aşmış bu
devasa yoksul şehirler
Amerika'nın işgalci yüzyılını andırmakta.
Bu uçsuz bucaksız karmaşık teneke ev tepelerine iyi bakılırsa, bu işgalci
evlerin tapulandırılması, başka bir enerjiyi devreye sokacak.
Çünkü
dünyanın en büyük holdingleri dahi bu kadar büyük servete sahip değil. Bir
gecekondu mahallesinin tapu serveti o ülkenin en büyük holdingiyle başedecek
güçte. De Soto, bu sonuçlara on/yirmi yılını verdi. Yoksul mahallelerde dünyanın
en büyük servetleriyle başedecek servetler yattığını rakamlarla ortaya çıkardı
ve insanlığa tavsiyelerde bulundu...
De Soto bu araştırmayı neden yaptı? İki şey için. Birincisi.
Holdingler dünyayı ele geçiriyor.
Madenleri, fabrikaları, bankaları,
mahalleleri, ormanları. Bu dev holdingler karşısında güç kalmadı, direnç
kalmadı. Ve ortaya akıl almaz şu feci sahneler çıkıyor: Mesela Kahire'de, bir
tarafta plaza benzeri cam fanus içinde yaşayan
milyonlarca zenginin oluşturduğu
mahalleler. Diğer tarafta mezarlık içinde yatan milyonlar. Tek çare, bu yoksul
kitlelerin ekonomiye dahil edilmesi.
İkincisi şu: Yoksul kitleler tapu/ipotek değerleriyle, küçük işletme
yatırımlarıyla ekonomiye dahil edilmese facia dünyanın sonunu hazırlıyor. Çünkü
kurtarılmış mafya mahalleleri, eroin, kaçakçılık, cinayet, gasp. Polisin dahi
giremediği mahalleler. Tabii ki kayıtdışı ekonomi büyüyüp mafyatik ekonomiyi
besliyor, yani büyük paralar var ama sermayeleşemiyor.
Peki, ben bu yazıyı niye yazdım. Geçen hafta Bend Deresi'ne bakan
Hıdırlıktepe'yi yüzün üstünde polis arabası çevirdi. Esrar, eroin, hırsızlık,
cinayet kol
geziyor.
Ayrıca Hıdırlıktepe'nin karşısı Hacıbayram. Şehrin göbeği. Tinerciler, gaspçılar
yangınlar çıkartıp birçok ev sahibini kaçırttı... Evler yakılıp sahipleri
kovuldu ve gaspçıların, tinercilerin işgaline girdi. Yüzlerce evde
gündüz uyuyor
gece hırsızlığa çıkıyorlar. Burası Ankara'nın merkezi, tam ortası. Hacıbayram
Camii'ne yatsı namazına gelenler dahi soyuluyor.
Bir daha, ben bu yazıyı niye yazdım. Ülkemizde ekonomiyi herkes holding
ekonomisi biliyor. Holdingler satılıyor, bankalar satılıyor, borsa, döviz, işte,
ekonomi dünyası bu çerçevede oluşuyor. Geniş kitlelerin ve yoksul kitlelerin
ekonomisi konuşulmuyor ve şunlar-şunlar oluyor: Sizlerin ne kadar büyük
holdingleri olursa olsun, dışarıdan gelen daha büyük holdingler sizin
holdinglerinizi satın alıyor, işte bankalarınız, fabrikalarınız, hatta süt
ürünleriniz dahi yabancılar tarafından ele geçirildi.
Bize, pis ulusalcılar, yabancı
sermayeye neden karşısınız, ekonomi budur,
diyorlar. Biz de, ekonomi holdinglerin değil, daha geniş kitlelerin eline
geçerse ve servet daha geniş kalabalıklarca bölüşülürse yabancıların bunu satın
alamayacağını
söylüyoruz...
Mesela, Kalkan'dan İngilizler'in ev alması. Bize, yabancılar ev alıyor ne var
bunda, siz de Avrupa'da alıyorsunuz, pis ulusalcılar, siz ekonomiye karşısınız,
diyorlar.
Biz de onlara laf
anlatamıyoruz, diyoruz ki, Kalkan'dan İngilizler ev alıyor,
burada sorun yok. Biz alamıyoruz, sorun burda.
Kendi toprağının çocukları kendi memleketinde ev alamıyor, ama İngilizler
alıyor. O halde, ekonomiyi geniş kitlelerin
imkanlarıyla düşünebilmeliyiz
Mardin'den yirmi yıl önce gelmiş ve yirmi yıldır midye satan bir küçük aile
Kalkan'dan hala neden ev alamıyor. Bu aile Kalkan'dan ev alıp Kalkan'a İngiliz
aile gibi rahatlıkla
yerleşemiyor.
Bu aile Kalkan'da İngiliz aile gibi mutlu olamayacaksa, bir toplum nasıl
kurulur? Bu dünya nasıl döner...
Kendi toprağının çocukları kendi memleketinde ev alamıyor, ama İngilizler
alıyor. O halde,
ekonomiyi geniş kitlelerin imkanlarıyla düşünebilmeliyiz.
Kardeşlerim, ben bu yazıyı niye yazdım. Dünyada hangi iktisatçının kitabını
okusam, mutlaka, geniş ve yoksul kitlelerin halleri ne olacak diye bir araştırma
ve
peşinden bir büyük endişe görüyorum. Bu endişeyi neden ve hiç ülkemiz
medyasında göremiyoruz...
Özet: Ekonomi holdinglerden ibaret değildir. Besleme holding aydınları
holdinglerin gücüne bakarak 'ülke ekonomisi'
hakkında fikir, bilgi, düşünce
beyan edemez. Ediyorlarsa ya cahildirler, ya satılmış!.. Zaten holdingleriyle
birlikte satılıyorlar!
Sonra, sabah yürüyüşü sırasında içimden geldi çimenler üstünde bir takla attım.
Takla attığımı
gören insanlar etrafımda kalabalık oluşturdu. Deli seyrediyormuş
gibi bana bakmaya başladılar. Aman Allahım ben ne yaptım, sadece bir takla
attım. Yaşlı bir hanfendi kalabalığa sordu: Ne var burda, nereye bakıyorsunuz.
Kalabalıktan
biri: Adamın biri takla attı, ona bakıyoruz. Yaşlı hanfendi: Ne var
bunda merak edilecek.
İşte böyle bir toplum. Bu toplumun neresinde yaşayacaksınız, s.......
gidin.
Akşam
12/05/2005