|
İsrail, Filistin'de kan kusuyor, herkes susuyor. Bir avuç halk, yapayalnız.
Sokak sokak, ev ev katlediliyor. Kameramanları, gazetecileri dahi öldürüyorlar.
Delikanlı görünen herkes toplama kamplarında. Vahşeti Bosna'da olduğu gibi,
seyrediyoruz. Nazi ve Hitler'in ruhundan İsrail diye bir devlet inşa ettiler,
başına domuz Şaron'u koydular, çölü kanla yıkıyorlar. Gaddarlık, zalimlik,
acımasızlık, Hitler'den öğrendiler, Nazilerden ne gördülerse aynen
uyguluyorlar. Silahsız, savunmasız, çaresiz insanlara Hitler ne yaptıysa,
fazlasıyla, bir halkın burnundan fitil fitil getiriyorlar. Filistinli anneleri
her gün zırıl zırıl ağlatıyorlar. Saplantılı, hastalıklı bir manyak: Şaron!
Filistinli öldürmek, artık İsrail'in folkloru olmuş. İsrail askerleri, 10
yaşında çocukların karanlıkta burun buruna geldiği çelik suratlı fareler!
Filistinli kanı içerek yaşayan vampirler, korku ve dehşet siyasetinin adı: Şaron!
Bir bakın Filistinlilere, hepsi yaşayan ölüler! Hitler ve Nazilere aşık bir
halk: İsrail. Nazi subayları, gestapoların şıp demiş burnundan düşmüş. Üstelik
Hitler yalnızdı, İsrail'in arkasında ABD, Avrupa, dünya basını var. Şaron da
Hitler gibi rüya görüyor. Bir sabah kalktığında Filistin olmayacak. Bir sabah
kalktığında evrende yahudiden başka kimsecikler kalmayacak. Zaten koca evrende,
yabancısı, turisti olmayan, yüzde yüzü Yahudi tek devlet: İsrail. Bir tek kişiye
tahammülleri yok. Tank, bomba, misilleme, kan, işte korkunç Şaron! İsrail
devlet değil, hala kan labaratuvarı. Yüzde yüz Yahudilik üreten laboratuar.
Tarih, İsrail'den daha faşist, daha ırkçı bir devleti tanımadı. Hitler dediğin
beş sene gürledi, patladı, İsrail elli yıldır kan kusturuyor. İsrail'in vahşet
rekoruna bir de Miloseviç, Hitler sahip! Dünya basınını, ajansları bağlamışlar.
Herkes görmedim, duymadım diyor. Düşman bildikleri gazeteci, yazan, hemen yok
edebiliyorlar!
Şaron, bütün dünya bize düşman gibi büyük bir halüsinasyona tüm halkını
inandırdı. Oysa ne Türk ne de Arap topraklarında tarih boyu tek bir yahudinin
burnu kanamadı. Tek bir yahudi öldürülmedi. Avrupa'nın göbeğinde öldürüldüler,
Filistin, elli yıldır muhacir bir halk, dört milyon Filistinlinin ikamet edeceği
bir yer hala yok! İsrail hepsini öldüre öldüre bitirmeyi düşünüyor.
1917'de Osmanlı Kudüs'ün anahtarlarını İngilizler'e teslim ettiği günden beri,
bir tek gün huzur koymadılar. Bütün tarihçiler ittifakla 1917'ye kadar orada
nasıl bir siyaset vardı, şimdi hiç kimse geriye dönüp bunu öğrenmiyor, bunu
beceremiyor, diyor. Müslümanları da kendileri gibi halüsinasyon manyağı
yaptılar. Bu halüsinasyonculara Yalçın Küçük de katıldı, son üç kitabının
konusu, dünyayı yöneten yahudiler! Aslında, her deliğin, her kapının arkasında
onlar var düşüncesi çok işlerine geliyor. Böylelikle, gerçeğinden daha büyük
hayali bir güç olarak düşman gözünü korkutup sindiriyorlar. Birazcık derine
inince bu halüsinasyonlara herkes inanır gibi oluyor, diyelim, Dünya Bankası'nın
bütün başkanları, mason, istisna yok. Bütün büyük haber ajanslarının başında
onlar, istisna yok!
Türk devletiyle yaptıkları siyasi antlaşmalara, Güneri Civaoğlu gibi
kafaladıkları gazetecilere fazla güveniyorlar! Dünyanın hiçbir yerinde dobra
dobra ekrana, tartışmaya kendileri çıkmaz, her yerde, piyonları sürerler!
Türkiye'de basını susturdular, devleti susturdular, ama dünyanın hiçbir yerinde
gençleri susturamıyorlar. Dünyanın neresinden olursa olsun İsrail'i tanıyan
gençler kalkıp İsrail'e karşı savaşmak istiyor: Alın işte El Kaide örgütü.
Ebediyen insan öldürerek yaşayan İsrail'e karşı savaşarak ölmeye yemin
etmişler.
İki bin yıl önce iç savaşlardan, kardeş kanından yurdunu terk etti, iki bin yıl
sonra tekrar döndü, yine kaldığı yerden iç savaşlar, yine kan! İsrail devlet
olmayı bilmiyor. Adam gibi bir gün yaşamayı bilmiyor. Dünyada eşi benzeri
olmayan bir bela, alikıran baş kesen! Elli yıldır döktüğü kan yetmedi,
zorbalıkla topraklan işgal etti, cellatlıklarından hiç özür dilemedi, işgal
ettiği topraklardan bir adım geriye dönmedi!
Bir yazar, bir sanatçı yahudi yanlısıysa iki günde tüm dünyada şöhret edip güç
sağladılar, yüzlerce bilim adamı yetiştirdiler, ne oldu, bütün bu zekaları
toplayın, işte: Şaron! Dinlerinin, ırklarının, bilimlerinin, şöhretlerinin
özeti, işte: Şaron! Yüksek zekaları, büyük tarihleri, toplayın, işte: Şaron!
Hitler'in vahşetine yüz bin film çekip tüm dünya sinemalarını satın alıp
kendilerini acındırmak için oynattılar, elli yıldır Filistin'e dair tek bir
filmi vizyona sürmediler. Canavarlıklarını dünyaya hakim şebekeleriyle
gizliyorlar. İsrail'in döktüğü kanı görmezden gelmeyen, ya Saddam gibi, ya da
Ladin gibi olur! İsrail zulmünü anlatan yazarları, sanatçıları öldürür, yok
ederler!
Filistin'i ceset müzesine çevirdiler! Topraksız, devletsiz, silahsız, sınırsız,
sahipsiz bir halk elli yıldır saldırıp, zalim öykülerle acı çektiriyorlar.
Arafat'ın tüm silah arkadaşlarını öldürdüler. İsrail'e yerleştikleri günden beri
"öç" peşindeler. Öç almak için herşeyi kullanıyor, her yerde karışıklık, kaos
çıkartıyorlar. Her devletin içinde, her millet içinde öç almak için değerler
düzenini, ahlakı, hukuku, erdemi alt üst ediyorlar. Her yeri karıştırmak, her
şeye çomak sokmaya siyaset diyorlar, işte ne güzel bir devletiniz var, barış
içinde oturun, yok, tüm evrene ıstırap çektirmeye yemin etmişler. Dünyada
yahudilerden başka şeyler de var, göller, çiçekler, ama biz hergün İsrail’in
tank, top sesleriyle uyanıyoruz!
Girdikleri, çıktıkları her ülkede kaos yaratıyorlar. Koskoca bu Kosmos'da tek
bir mutlu gün düşünmezler! Bir tek gün huzur istemezler. İşte arkanıza ABD'yi,
Avrupa'yı, dünya basınını almış koca bir devletiniz var; barışı düşünmezler.
İsrail’i insanoğlundan öç almak için kurmuşlar. Bütün dünyadan öç, bütün
tarihten öç...
Bahar geldi kardeşim, iki gün durun, bir gün huzur verin. Dünyanın tapusu
cebinizde gibi davranmayın. Karşınızdaki her insanı kine, nefrete
zorluyorsunuz. Sonunda on yaşındaki çocuklar dahi intihar komandosu olarak
bedenini parçalıyor. Sizin suratınızı, vahşetinizi gören herkes intihar
komandosu oluyor!
İşte başardınız, Türkiye Devleti'ni kafalayıp, vahşetiniz karşısında susturmayı
becerdiniz. Susmak, görmemek, size yeter mi? Şimdi, Irak'a karşı savaşa
zorluyorsunuz. Irak'a girmezsek, üsleri, sınırlarımızı babanızın malı gibi
kullanacaksınız, işte başardınız, kullanıyorsunuz, Irak'ı yok etsek, yetecek mi,
sıra İran'a gelecek, İran'ı yok etseniz, bitecek mi, sıra Pakistan'a gelecek,
sizi doyurmak, durdurmak mümkün mü?
İşte Türkiye sınırlarını veriyor size. Bush hergün Türkiye'yi övüyor: "...laik
Türk devleti.." diyor, “... bölgenin tek laik devleti.." diyor.Yani, Türkiye'yi
öven yok, herkes laikliğimizi övüyor. Laik denilince Araplar'a karşı
oluyoruz. Bush bize laik deyip övdükçe, ne güzel paralar gelecek diye
seviniyoruz, İsrail’in yanına konuluyoruz. Bu sinsi siyaset gözlerimizin önünde
pazarlanıyor.
Laiklik, ABD'nin köpekliği mi demek, laiklik, İsrail'in yanında olmak mı demek,
laiklik, Filistinlilerin öldürülmelerine susmak mı demek. Laiklik, hiç işimiz
gücümüz yokken Arap topraklarına saldırmak mı demek..
Nasıl büyülü gücü olan bir kelime laiklik, bu bir kelimeyle koskoca bir ülkenin
ordusunu, milletini tavlamış, kafakola getirmiş oluyorlar, bir tek kelimeyle
koca bir Türkiye halkını boğazlattırmaya çalışıyorlar!
Türkiye'ye laiklik Mustafa Kemal'le değil, Mustafa Kemal'den yüz yıl önce,
İstanbul sokaklarında otuzbin yeniçeriyi öldüren modern Türk ordusuyla geldi,
ne ABD vardı dünyada, ne İsrail!
Gençler bilmez, İsrail ve ABD'nin son elli yılda, Ortadoğu topraklarında iki
büyük siyaseti oldu. Önceleri, marksist örgütleri darmadağınık etmek için tüm
bu ülkelerde komünistler Allahsız, dinsizdir, yaygarasıyla propaganda yapıp,
örgütlerin halkla ilişkisini kesti, Allah din konusunda pek hassas bu
topraklarda sonunda tek bir solcu bırakmadılar. Komünistleri temizlemek için
İslamcılar'a gaz verdiler, doldurdular, silah verdiler, yanlarına aldılar,
okşadılar. Sonunda İsrail ve ABD'nin fişfışiyle İslamcı örgütler büyüdü.
Komünistler yokolmuş, İslamcı siyasetlerle de Ortadoğu'ya, Asya'ya
yayılıyorlardı, ki, İslamcı ideolojiler tahminlerinin üstünde büyüyüp
kontrolden çıktılar... Bu sefer İslam cilan alaşağı etmek için "laikliği"
devreye soktular. Laik olmayanlar insan olamaz, millet olamaz, hakları olamaz,
deyip, Taliban ve Hizbullah gibi örgütleri çatışma alanına sürdüler! Yine Türk
ordusu, İstanbul sokaklarında otuzbin yeniçeri öldürdükten tam yüz seksen yıl
sonra, 28 Şubat'ta, yeniçerilik taslayan, içine Hizbullah girmiş, Türk polisinin
silahlarını alıverdi!
Oysa israil devleti, hayatında hiç laik olmadı. Tek bir yabancı dinden insanı
barındırmaz, tüm tarih içinde laikliğe en uzak ülke israil! Dinleri:
Anayasaları. Bizim ülkemize gelince laikliği övüyorlar!
Laikliği yeni tanıyormuşuz gibi, laik değilmişiz gibi. islamcı ideolojileri
gazladılar, devletle halkı savaş haline soktular, İslamcılığı onlar icad etti,
alevilere, iran'a, Araplar'a, hiçbir neden, hiçbir sebep yokken savaş haline
soktular. Bunu yapan, İsrail, ABD!
Ve sonunda bizi ençok laik yaptıkları, laikliğin şampiyonu ilan edildiğimiz
bugünlerde, Türkiye'yi, ABD'nin, İsrail'in mandası yaptılar. Laiklik,
bağımsızlığımızın elimizden alınması şeklinde geliştiriliyor, usul usul. Türkiye
bağımsızdır, diyen kalmadı, medyası, partisi, yazan, bağımsızlık denilince
artık kahkahalar atarak gülecek, dalga geçecek hale geldi!
Türkiye'nin önü açık, umudu boldur, siyasi görüşüm, Türkiye'yi Türk ordusu
değil, Türkiye halkı yönetmelidir, tarihiyle barışık, cumhuriyet terbiyesiyle
büyümüş, bağımsızlık ruhuna işlemiş, hassas ve çalışkan bu halkın çocukları ülke
idaresini ele geçirmelidir! Bugünkü eğitim ve medya yapısıyla imkansız bu.
Ancak, ülkemizde küçük görünen büyük devrimler oluyor. Mesela: YİBO'lar,
Yatılı İlköğretim Bölge Okulları. Köylü çocukları, yedi yaşında yatılı okula
başlıyor. Bu aklımın alacağı şey değil. Yedi yaşında çocuk, üst baş giymeyi
bilmez, yemek yemeyi bilmez, çişini tutmayı bilmez, nasıl yatılı okur bu ana
kuzuları? iyi birşey mi, kötü mü, bilemiyorum. Ama inanılmaz bir devrim.
Akşam Kur'an, sabah Kur'an, köpeğin kızı olsun bu evde duran, deyip, Kur'an
kurslarından bıkan halk çocukları yarının ülkesini YİBO'larda kuruyor. Bu minik
çocuklar ülkenin kaderini değiştirecek. Hala çocuklara gizli gizli Adnan Hoca
kitapları dağıtan hocaların önü yavaş yavaş kesilecek. Bu minik yavrulara
uzanan ideolojilerin önü kesilecek! Ve başka bir Türkiye başlayacak yolculuğa.
Düşünün, bozkırda, ağaçların, kırların içinde, bilgisayar, oyun sahaları,
kütüphanesi olan onlarca eğitim kurumu Türkiye'yi sarmış durumda.
Kardeşlerim, yediğimiz soğan olsun, ama sardığımız civan olsun. Bu çocuklara
sarılalım. Onların okullarına kitap gönderelim, ziyaret edelim. Yedi köyü bir
eşeğe, yedi köyü bir şeyhe bağlayan bu ideolojilerden, medyadan bu çocukları
uzak tutalım. Yüzyıldır sorun eğitimdir demiyor muyuz, o halde, oturup kalkıp
bu YİBO'lara dua edelim! Bozkırdaki bu devrim
içimizi ısıtsın, umut versin!
Ünlü tarihçimiz İlber Ortaylı'yla NTVde sabah röportajı yapılıyor, canlı yayın.
İki yakışıklı gazeteci, Murat Yetkin biri, diğerini bilmiyorum. "Hocam 19.
yüzyılda yobazlar çoktu değil mi?" benzeri, geyik bir soru sorunca, hoca
sinirlenir: "Yahu, Allahaşkına, iki tane kitap okumaz mısınız?" diye canlı
yayında yakışıklı bilmişlere fırça çekiyor! Öyle böyle bir rezillik değil!
Ülkelerini hiç tanımayan basit, naylon suratlı bu gençler, mankenlerle, ossuruk
siyasetçilerle konuştukları gibi, İlber Ortaylıyla konuşacaklarını sanıyorlar!
Hocanın fırçaları bitmiyor,. Sonunda: "Hocam, bu şartlarda canlı yayını
yürütmek imkansız " deyip programı kapatıyorlar. Türkiye, medya, bilim
adamlanyla yazarla ilişkiyi bilmez! Bu cahil cühelayı direklere bağlayıp
kontrol altında tutacağına ekranlara salmışlar.
İlber Ortaylı'yı promosyon verdikleri İslam Ansiklopedisi reklamında
kullanırlar. Hoca reklama çıkar, defalarca ve aylarca ekrandan kitabı tavsiye
eder. Sonunda hocanın evine bir zarf içinde “yüz elli milyon" para gönderilir.
Köpeğe mama mı veriyorsunuz?.. Yedir beni, öveyim seni düsturuyla bilim adamı,
sanatçı olmuş bu zırvalar bir tarih profesörüne nasıl davranacaklarını
bilmiyorlar! Gerçek bir bilim adamına bunu yapanlar, bizi hergün AB'ye
sokuyorlar, AB'ye girmekten yorulduk!
AB'ye karşı olmak manyaklık! AB, Fransız İhtilali, Rus ihtilali, İstanbul'un
Fethi gibi dünyayı değiştiren tüm büyük olaylar içinde tarihin kaydettiği en
büyük siyasal dönemeç. Bu, dünyayı topyekün değiştirecek en büyük kültürel
andlaşma da olabilir. Bu, devleti, milleti, ırkı tarihten silecek inanılmaz bir
büyük rüya proje olma şansı ve iddiası taşır. İsa'nın yeryüzüne tekrar inmesi
gibi, kıtaların yer değiştirmesi gibi, paranın, bankanın, eğitimin, haklarının,
andlaşmaların, aklınıza gelen her şeyin kökten değişime uğrayacağı mucizevi bir
proje!
Ancak biz, Kopenhag kriterlerini son üç aydır değil, iki yüzyıldır uyguluyoruz,
dilimiz, dinimiz, ırkımız devlet şeklimiz kılık kıyafetimiz, ruhumuz, henüz AB
devletlerinin birçoğu tarihte yok iken, biz değişime tabi tutularak geliyoruz.
Öyle uzak bir yerden geldik ki, AB devletlerinin hiçbiri bizimle yarışamaz ve
öyle bir yere geldik ki, pilavdan dönenin kaşığı kırılsın olduk.
AB, on asırdır birbiriyle dalaşan Almanya, Fransa, İngiltere gibi üç büyük
tarihi düşman ülkenin dümenini ele geçirdiği bir masal siyaseti! Bu masal
kuruluyor! Birlik değil, cennet! Birlik, kendine güveni sağlayıp, sütunları
sarsılmaz hale gelinceye, yani ilk otuz yıl kumandayı kimseye devretmeye
niyetli değil.
Bu kültür kolay oluşmadı, minare yaptırmayan yerden bitmiş sanır, bu kültürün
arkasında dört yüz yılın birikimi, yüzlerce marka var, bizim bir Ülker'imiz,
bir Efes'imiz, bir de Galatasarayımız var, yüzlercesine ihtiyaç var. işte OYAK
Türk ekonomisini ele geçirdi. Tek bir markası yok. On yıl sonra, Türkiye
siyasetini ordu, Türk ekonomisini bütünüyle OYAK yönetiyor olacak! Yani, Ali
Ağanın danası gibi Avrupa sokaklarında dolaşacağız!
Türkiye yirmi-otuz milyonluk ülke olsaydı, hiçbir sorun yaşanmayacaktı, bu koca
değirmende öğütülüp, emilebilirdi. Ülkemiz yetmiş milyon, üstelik, Kemalistler
"fikirle" değil duyguyla yaşıyor, ne konuşulsa, ne tartışılsa "ihanet"
arıyorlar. Ayrıca, kontrol edilemez sınırlar dışında ülkeye girmek için kendini
sınırlarda öldüren yetmiş milyondan fazla muhacir göçü bekliyor, Van'da zenci
mahallesi bile kuruluyor, AB'ye girdiğimizde, sınırlanınız dışında biriken
muhacir sayısı 70 milyona fırlayabilir, hesaplar böyle!
Ülke nüfusuyla Almanya kadar Avrupa Parlamentosunda söz sahibi olacağız, bu
dayanılmazdır, bir ishalli dana bir sürüyü bok eder. Avrupa tarihinden aldığı
bu büyük siyasi yetkileri şimdi şimdi uyananlarla bölüşmez. Akşam yemeğinden
sonra gelen misafire, ya bir soğan verirler, ya bir sopa! Ağaç ağaç içinde
büyür.
Avrupa uygarlığı şu: Akıl var herşey var, akıl yok, hiçbir şey yok! Bizde ise
bir sokma akıl var, bir Kemalistler 'e sokuyorlar tutmuyor, bir İslamcılara
sokuyorlar, mekanizma dağılmış. Ancak, döşenmiş evi kim istemez, hepimizin
ağzının suyu akıyor. Hristiyan oldukları için değil, bıçak sapını kesmeyeceği
için, kendi sorunlarını hep yumuşak çözecek, bizlerden gelen sorunları ise
abartacaklar!
Bir maymun bir kapıda kırk yıl oynamaz, biz, iki yüz yıldır aynı kapıda
oynuyoruz. AB, siyasi macerasının sonuçlarını, kuruluşunu, neler getirip
getirmeyeceğini kestiremediği için, dışardan gelecek belirsizliklerle dolu bir
ülkeye kesinlikle hayır diyecek. Onlar da bilmiyor henüz neler olduğunu,
kesilmemiş karpuza karar verilmez!
Bu şuna benzer, diyelim Rusya'yla ortaklığa gidiyoruz, aradan Bangladeş
fırlayıp, beni de alın, dese, bu yüz yirmi milyonluk ülkenin içler acısı halini
görüp, hayır da diyemeyeceğimiz için, bekle, diyeceğiz ve ona dört yüz yılın
yolunu tarif edeceğiz, şu yasaları çıkart, ölme eşeğim ölme.
Masal bu ya, diyelim AB'ye girdik, çoğunluk milletvekilleri bizde. Bir boğazım,
bir çüküm diyen bu milletvekilleri, bu yoğurdu kıllı işadamlarıyla hiçbir yere
giremeyiz ama, diyelim, girdik. Avrupa'yı yönetiyoruz. Önümüzde binlerce
sorundan bir sorun: Rusya'nın nükleer tehdidi, nükleer pisliği. Bu sorun,
Türkiye'nin tüm sorunlarından daha ağır yüzlerce dünya sorununun başında
geliyor. Ülkemizde bu yönde yayınlanmış tek makale yok. Tempo, Aktüel, Hürriyet,
Milliyet gibi gazeteler mankenlerle ilgilendikleri için, köşelerde öküz mayısı
gibi kat kat yükselmiş yazarlardan tek biri Kuzey Avrupa'ya, Kuzey Afrika'ya
dair tek bir sorun okumadıktan için, zil zurna habersiziz.
Masal bu ya, Mehmet Gül, Ahmet Çakar gibi adamlar Avrupa Parlamentosunda bu
sorunu tartışıyor. Ne yapsınlar, çorbam yok taşacak, kocam yok boşayacak,
"karşıyız" arkadaş diyecekler. Bu adamlar, Avrupa Parlamentosu'nda dünyanın
gelmiş geçmiş en büyük uygarlığının sorunlarını tartışacak! Çuvaldızına yumruk,
iğneye kafa atan bu isimler Avrupa yönetecek! Tartışamadığı herşeye "karşı"
olan, bu "karşılardan ideoloji oluşturan partinin bugün oy oranı yüzde otuz!
Bakın, bugün milletvekillerimize bir danışman kadrosu verildi. Danışmanlar emir
eri. Hanımın kuaför borcunu öde, helaya pompa al, hanımın mağaza alışverişinde
torbaları tut gibi işler için mecliste istihdam ediliyorlar. Türkiye'de dünya
sorunlarını aktaran dergilerin adlarını hiçbiri bilmez, tartışmaz. Bir küçük
belediyeyi, bir küçük hastaneyi yönetemeyecek bu çobanlar, dünya sorunlarını
tartışacak!
AB konusunda en çok üzülen, parçalanan, en çok paniğe kapılanlar ise
kemalistler! AB değil, yedi düvel, andlaşma değil, Sevr! Hem muasır medeniyete
çıkma emri var, hem "bağımsızlığı" koruma! Nasıl olacak? AB tartışmaları
mevzuuna bir takıldılar, baktılar ki ikisi yanyana olmuyor, yürekleri, demirci
örsünde demirle dövülüyor sanki. Muasır medeniyet de öyle menem bir şey ki,
burada, devleti, milleti orduyu kumandayı bırakacaksın, akıl almıyor, çıldırmış
durumdalar!
Horoz kendisini çöp tepesinde görmüş müezzin oldum sanmış. Kemalistlerin
iktidar kaygısı, çok haklı. Tam da İngiltere-Almanya-Fransa'nın on asırdır
devam eden düşmanlığını bitirme noktası, bu milli iktidar! Yani, yersin kabak,
yemezsin, kapı açık, diyorlar. Bizse hala aptal liberal yazarlarımızla, zorla
zorla bir yokuş kaldı deyip, hergün AB'ye girip girip çıkıyoruz.
Kemalistlere hak veriyorum, Sevr'den beter bu, AB, hem Milli Güvenlik
Kurulu'nun, hem devletin, hem ordunun, hem de derin devletin iktidarını istiyor,
gölgesini dahi yasalarla yasaklıyor. Başka sorunları nafile tartışmayın, ipin
koptuğu yer burası. Ordunun bu iktidarı vermeye niyeti yok, kuvayı milliye
savaşı çoktan başladı. AB macerası ve tartışmalarını bitmiş sayın!
Haklısın asker ağam! Gavurdur bunlar, toprağımıza göz koydular,
bağımsızlığımızı istiyorlar bizden. İktidarı istiyorlar. Yüzde yüz haklısın.
Vermeyin bağımsızlığımızı, sakın taşımayın iktidarı Avrupa'ya, sonuna kadar
yanınızdayız!
Türk ordusu, benim asker ağam! Bu ülkenin iktidarı, yönetimi, halkın elinde
olsaydı, o bağımsızlığı Avrupa ellerinde kimse alamazdı elimizden. Oysa şimdi
birkaç yasayla, kralın yetkilerini alır, kralı öldürüp, bitiriyorlar.
Haklısınız. Siyaseti halk yapsaydı, parlamentomuz halkın temsilcilerinin
olsaydı, İngilizler gibi, Almanlar gibi, bu halkın temsilcileri orada
milyonlarca sayfa dosya arasına çatır çatır girer, ülkelerinin menfaatlerini,
konuşur, tartışır sahip çıkardı!
Asker ağam, bağımsızlık ve onur, halkın elinde olsaydı, bu halkın elinden hiçbir
kuvvet alamazdı onu. Avrupa Birliği işte bu: Avrupa Birliği'ne tüm devletler,
halklarının temsilcileriyle dayandı, bizlerse, hala Milli Güvenlik Kurulu'yla
omuz vuruyoruz. Korkunuzda haklısınız.
Halk bu topraklarda iktidarı alıncaya kadar da korkmaya devam edin!
Avrupa Birliği'ne gidecek Türkiye'yi ancak halkın sırtında taşıyabiliriz! Bunu
öğrendiğiniz güne kadar acemice ve çocukça ve saplantılı bir şekilde muasırmış,
çağdaşmış, uygarlıkmış, AB'ye girecekmişiz laflarını lütfen etmeyin.
Solcu liberalleri de sevmiyorum, onlar da sinsice, bu yasaları bu devletin
çıkartacağı yok, girdik-gireceğiz gazıyla ve AB'nin sıkıştırmasıyla çıkartırız
kurnazlığındalar! Yasaların çıkması birşey değiştirmez, yasalarını koruyacak
olan halktır, halkın koruyamadığı bir ülke köledir, halkın temsil edilmediği bir
yönetim; müstemlekedir!
Halkın siyaseti olmadan, Avrupa olmaz! AB dediğimiz bir demokrasi imparatorluğu!
Artık kemalistleri tut, tutabilirsen, öyle sert kuvayı milliye savaşı veriyorlar
ki, vay maşallah! Bu toz duman arasında "Kemalist petrolcüler" dahi zuhur etti.
İyi ki bahsi açıldı, hepimiz, siyasete doğuda açılıp kapandığı söylenen bu
kuyuların hikayeleri yüzünden girdik, 12 Eylül öncesi sağcı, solcu her gence
gidin, siyasallaşmalarının ilk sebebi olarak, doğuda betonla kapandığı söylenen
kuyulara karşı biriktirdiği kin olduğunu söyleyecektir.
Gençliğimiz, bu kuyu, sondaj, beton hikayeleriyle tükendi, hikayeyi tekrar
vizyona sokmaya çalışıyorlar. Şu, çük gibi kayaları delen şeye sondaj diyorlar.
Yeterince kuyu açılmadığı, bu topraklarda çok petrol olduğu söyleniyor.
İnşallah vardır, hayırlısı olsun, doğduğumuz günden beri bekliyoruz! Ancak,
dönüp dönüp hep şu örneği veriyorlar. Romanya'da yılda bin defa sondaj
yapılıyormuş, bizde elli yılda bin beş yüz sondaj yapılmadı. Haklılar! Belki o
kadar sondaj yapacak parayı bulsak, petrol da buluruz, kimbilir! Ancak, askeri
bütçemiz ortada, yüzmilyar dolarları silahlara yatırdık, durduk.. Tabiki bizde
sondaja para bulunmaz.
Benim Kemalist petrolcü kardeşlerim elli yıldır halkın anasını .ikiyoruz, dağı
taşı .ikseydik, belki kan yerine petrol gelirdi!
Öyle, Persil adam gibi, kahraman kahraman konuşmayın. O dağlarda döktüğümüz kan
kadar petrol çıkartın yeter, o milyar dolarlık silahlan yağlayacak kadar
petrol bulun yeter!
Bir solcu ağbi anlatmıştı, 60'h yılların sonu herkes petrol var, diye konuşuyor,
askerde, eğitim alanında sürünüyormuş. Sürün, sürün, akşama kadar. Bir dakika
nefes alamıyor! Bir nefeslik dinlenmek için, aklına bir fikir gelmiş, komutana
çıkıp, "Komutanım burnuma petrol kokusu geliyor! demiş. Komutan, kaytarmak
için uydurduğunu da biliyor, ensesine bir şaplak atıp: "Bu halk, ne zaman çamur
içinde burnuyla sürtse, burnuna petrol kokusu gelir!" demiş.
Türkiye ne zaman dibe vursa, böyle bir umut uçurulur! Ne diyelim, iş bilmeyen
çavuşlar, döner bokunu avuçlar! Bırakın cahilce tartışmaları! Bardakta suyu
dövmüşler, ne kara olmuş ne beyaz!
AB tartışmaları yine ucuz siyasetçilerin, ucuz köşe yazarlarının işine varıyor!
Sağ liberaller ANAP, DYP, eskiden baraj, köprü yaptıracağız derdi, şimdi AB'ye
gireceğiz diye oy topluyorlar, sendikalar, koskoca bir halk yiyor bu masalı!.
İşte böyle Avrupa Birliği macerası. "Acemi tosun, ineğe kafasından biner"
demişler. Avrupa'da her türlü orospuluk, her türlü muamele var ama, Avrupa
denen şey, kafadan, akıldan .iktirmediği için Avrupa oldu. Bizde tam tersi,
hiçbir taraftan elletmiyor, koklatmıyoruz, yalnız kafadan .iktiriyoruz,
ekranlarda, gazetelerde!
|