Nihat Genç
Ana sayfa
Arşiv
Arama
Metin Hali
Metin Gönder
Tavsiye Edin
İletişim

Reklam


Reklam



Site içi Arama



Eskimez Yazılar
17.07.06
· Ece Temelkuran'a yanıt!
· Engin Ardıç'a yanıt!
26.05.06
· Karakutu Tv'ye 6 yeni klip eklendi.
12.05.06
· Söyleşi
10.05.06
· Karakutu Tv'ye 7 yeni klip eklendi.
16.02.06
· Müslümanlık eğilmiyor, bükülmüyor bunu gördüler
17.01.06
· Nihat Genç bir iftiradan kurtuldu
04.01.06
· Skytürk'te 30 Aralık Cuma Günü Yapılan Nihat Genç Söyleşisi: Orhan Pamuk Üzerine
09.11.05
· ARAPLAR İNSAN DEĞİL Mİ?
23.09.05
· Nihat Genç'le Söyleşi

Eski Haberler

Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Google Arama

Karakutu.Com - Arama


Nihat Genç: Örgütten Yetişme Tahir Öğretmen
Tarih: 09.04.2005 Saat: 11:02 Gönderen: karakutu
 

Öğle sıcağında 7 Haziran günü Kamu Emekçileri Sendikası (KESK'in) eylemi vardı.

Şöyle bir bakayım, dedim. Çöküverdim kaldırıma, yarım saat sonra fırlar, kaçarım. Yanıma, sonradan 18 yıllık öğretmen olduğunu öğrendiğim, benim yaşlarda, çok yaşlı gösteren, sıska, gözlüklü, elbiseleri eskilikten parlamış, kır saçlı bir bey oturdu. Bin yıllık arkadaşmışız gibi hemen lafa girdi.

Seri konuşuyordu. Konuşmamız daha önceden kesilmiş, şimdi yeniden başlıyormuş gibi. Ne söylese hoşuma gidiyor, ne söylese, durup alnından, elinden öpmek istiyorum, konuşurken gizli gizli not almaya başladım...

"Bıktık kardeşim, on yıldır bu meydanlara gelip gelip dayak yiyoruz, hiçbir umudumuz yok. Bu Kızılay'ı yıksak yukardakiler için vızıltı değil.. Olsun, koyu koyu sövmeden rahat edemiyor insan. (Yüzünü polislere dönüp) Nasıl ısı gibi bakıyorlar, suratlarına bak, deli deli gülüyorlar. Bunları kim işe aldı. Karıların göbeğine muska yazan cinci hocaların torpiliyle polis oldular.

"..Devletin parası yok ki vermiyor.. Devletin eli bolken verdi mi? Borç yiğidin kamçısı.. borç kölenin kırbacı olmuş.. Biz on milyon borç alsak uyku tutmuyor.. Milyar dolarları gazeteler kıyak manşet atıyor diye gazete patronlarına yedirdiler. RTÜK yasası da çıktı. Bizim yasamız çıkmadı.



Bu RTÜK'le kimse siyaset yapamaz. Kimse siyasete giremez. Halk sesini çıkartamaz. Medya patronlarına teslim ettiler ülkeyi. Böyle yasa dünyada var mı? Olmuş mu? Hepsinin .mına koyum. Geçen sene bir miting yaptık. Dağdan taştan, uzun yoldan, Malatyalar'dan Karakeçili aşiretinden yüzbin insan geldi. Akşam TV'de bir saniye göstermediler. Niye? Ebru Gündeş hanım o gece bayılmış. Şimdi de Tarkan'ın götüyle uğraşıyorlar. Bütün ekranlar Tarkan'ın götü.

Ne olacak söyleyeyim. Akşam altıya doğru mutlak olay çıkacak. Gaz bombaları patlamadan haber olamayız arkadaşlar. Onbin kişi cayır cayır bağırıyoruz, duyan yok. TV'ciler it gibi Tarkan'ın götünü yalatıyor ekranda. Bizim götümüz de söğüt dalı gibi cıscıbıldak soyuldu gören yok.

Kalıplarını kıyafetlerini .ikiyim. (Eliyle yaralanmış ayağını inceledi) Eskinin yarası da iyiydi, tütün basardın geçerdi. Şimdi doktora gitsem, git MR çektir, diyecek. Dünya tarihinin en büyük ekonomik soygunu, krizi yaşanıyor, medya hükümeti idare ediyor. Onlar da RTÜK yasasını çıkartıp ikram ediyor. Yağmalatıyorlar kardeşim. Hükümet yerinde, işler tıkırında, boku yiyen yine biz olduk...

"..Anlamıyorum, ordu niye müsaade ediyor RTÜK yasasına... (Kulağıma eğildi, fısıltıyla, "ordu" demek, "orda" demek, hep ordalar, çocukları, kızları, televizyonları, gasteleri doldurmuş, hepsi orda, yani...) Bu eski RTÜK yasasıyla hep İslamcılar seçiliyormuş. 28 Şubat devam ediyormuş. Polis internet üzerinde terör örgütlerinin izini süremiyormuş. Kontrol kaybedilmiş ülkemizde arkadaşlar, ülke bölünüyormuş.

Milliyet Gazetesi'nin trajı 17 bine düşmüş. Ama üçyüzbin basılıyor. Bu gazeteyi kim sübvanse ediyor arkadaşlar. Hani özeldi? Hani özel olan herşey başarılıydı. İşçi çıkartıyor, bedava satıyor, parası kimden çıkıyor? (Kulağıma eğildi, fısıltıyla, bu özelleştirmeyi başımıza "özel" Çiller açtı).. Hürriyet duruyor, çünkü, MİT'i, küçük ilanları var. Taşrada bakkal, emlakçı, tuhafiyeci küçük ilanları kime veriyor, bölge radyosuna.

Şimdi oralara da RTÜK göz koydu. İstiyorlar ki her kasabada küçük ilanları alalım, mahalli seçimleri de biz idare edelim. Arkadaşlar, irticanın sesini kesmek bahanesiyle, .iktiler anamızı. (Elleriyle iki yakasını silkeleyerek) Öğretmenim ben, öğretmen... (Elleriyle gömlek yakasının içini göstererek) Bir haftadır yıkanmıyor, şu kire, bakın, öğretmenim ben...

Bu maaşla nasıl geçiniyor diye yazı yazıyorlar? Hepsi bir olmuş, köyden öteberi getiriyor diyor bunlar. Arkadaşlar bulgura, tarhanaya, mercimeğe kurban olayım, makarnayla yaşıyoruz. Arkadaşlar, sofrayı üç dakikada kaldırıyoruz. Hanım üvey ana gibi çocukları sopaya yatırıyor.

"Akşamları şeytan aldatıyor, öldür çocukları diyor, öldür karıyı, ama ben öğretmenim diyorum şeytana, ben kültürlü adamım diyorum şeytana, öldürmem. Kaç sene oldu arkadaşlar, ceviz kadar tereyağ koyamadım çocukların önüne. Evlendiğimizde hanımın suratı seramik çanağı gibiydi, şimdi, yüzünde, kollarında et parçası kalmadı. Allah sizi inandırsın kardeşlerim kırışmış avurtlarını cımbızla kaldırıp diplerine makyaj yapıyor. Çocuklar daha gazoz kola içmeyi bilmez. Ne yiyoruz duyanımız var mı? Gidin ulus Çarşısı'na, bir kilometreye kuyruk? Nedir dersiniz? Tavuk ciğeri. Tavuk taşlığı... en ucuzu bu.. Üstelik benim kıymetli vatandaşlarım ikiyüzelli gram alıyor. Koyuyoruz sofraya..

Çatalın ucuyla yavaş alıyorum ki, çocuklar hızlı hızlı uzansın.. Ben kültürlü adamım, ben okumuş adamım, ben çocuklarımı severim. Pabuç pahalı, güç yetmiyor. Akşamları çok kötülüyorum arkadaşlar, inanmayacaksınız şu meydana gelince rahat ediyorum, dövüşünce kendime geliyorum, biz solcu öğretmenleriz arkadaşlar. Hanım ağlamaktan uyuz ite döndü. Bir daha meydanlara gitme diyor.. Canımdan bezdim, aklım şaştı, biz meydanlarda dövüle dövüle büyüdük arkadaşlar. öyle sürünüyoruz ki, yılanlar imreniyor arkadaşlar!

"... (eliyle gazeteci ordusunu göstererek) Şimdi bakın, bu kadar gazeteci... Bizim hiçbir gösterimizin haberini çıkartmaz... (kulağıma eğilip, "gazeteci" az-et yiyici demek, azet, çünkü asıl parçayı patronları yer"). Niye bizim haberimizi gazeteye basmıyorsunuz, diyoruz... "Siz el çırpıp halay çekiyorsunuz, soyunuyorsunuz, boynunuza hortum sarıyorsunuz, bunların modası geçti, haber müdürümüz bu haberleri sıkıcı buluyor" diyorlar. Arkadaşlar daha olay çıkmamış bir gösterimizi haber diye çıkartmadılar..

Kışın kar yağınca, "kar yağdı, çocuklar karda kızak kaydı eğlendi" diye haberler çıkıyor, bu haberlerde olay var mı? Ne olacak haber çıksın diye, mutlak olay çıkacak. Ben öğretmenim arkadaşlar, kültürlü adamım, olay çıkartmam. Ama olay çıkacak, söyleyeyim size, kaçta çıkacak. Haberlere yetişmesi için, akşam saat altıda mutlak çıkacak. Aklı yeten bir yazar, bir siyasetçi çıkıp, bu şiddeti kim çıkartıyor diye sormuyor. Hadi arkadaşlar söyleyin bu olayları kim çıkartıyor. Haberlerimiz verilse, yasal eylemlerimiz engellenmese, şiddet çıkar mı? Gazeteci değil, haşarat ordusu...

".. Arkadaşlar, baksanıza şu polisin bize gösterdiği silaha. Nasıl silahtır bu.. (Ayağının altında parçalanmış bir gazete parçasını bir müddet, kendi notlarıymış gibi okuyarak).. Yok, Ecevit, Kürt Devleti kurdurtmayız, demiş. Amerika da buna kızıp, sen misin diyen. CASA uçaklarını düşürmüş... (Kulağıma eğilip, Am-er-ika, erkek .mı demek). Yazarlarımız haftalardır bu komployu yazıyor, hepimiz hasta olduk, hepimiz komplocu olduk. Arkadaşlar, Kuzey Irak'ta heriflerin kendi devletleri adına paraları var mı, var..

Kendi okulları var, kendi bayrakları var, gümrükleri var, pasaportları var, kaseleri var, faturaları var, bordroları var, hükümetleri var, Hüsamettin Özkanları var... Yani? Kürt Devleti çoktan kurulmuş. Sen hala kurdurtmam de. Senin Kıbrıs'ın devlet de onlar değil mi? Kıbrıs'ı tanıyan yok, onları Amerika tanıyor...

".. Arkadaşlar ordunun eski subayları kalkmış kitap yazıyor. Suat İlhan eski komutan, ne diyor? Avrupa Birliği'ne giremeyiz, hristiyan kulübüdür... Asker agam, asker agam kendine gel! Kırk yıldır Erbakan'ın söylediğini şimdi sen söylüyorsun..

Şimdi mi geldi aklın başına.. Kuzey Irak'ta Kürt devletinden rahatsız olma sen. Sen Irak'la ticaret yapsan üç milyar doları geçer. Seni bölmek için değil, Ortadoğu'yla ticaret yaptırmamak için devlet kurdurtuyorlar. İşte GAP bölgesi, hani doğuyu kurtaracaktı, Koç'undan, Alaton'undan, İsrail'ine herkese peşkeş çekiyorlar.. İyi de kardeşim bana ne? Ben kültürlü adamım, ben öğretmenim. Kalkıp bana hain diyorsun.. Sonunda bir hain buldunuz, onu da bir yağlı ip bulup asamadınız..

Arkadaşlar, çoluk çocuk olmazsa, tam eşkiyalık zamanı, roman yazmayı bırakın. Kızılay'dan geçiyor bunların makam arabaları. Bir nara salıp atlayacaksın üstlerine. Ama ben kültürlü adamım, atlamam. Bunlar beş kuruş daha soymak için devleti, Türkiye'yi velveleye, dünyayı ateşe verir. Hükümet, hükümet değil, hepsi IMF'nin casusu, casusluk, Atatürkçülüğe ters düşer...

"Şimdi de ya Kemal Derviş, ya Tayyip diye tutturdular, arkadaşlar bu ülkede siyaset yapan herkes bir güdümlük sürü bulur. Bu halkın beynini .ikiyim. Ama ben kültürlü adamım, .ikmem.. Bu halkı arkasına bir tek solcular alamıyor...

(Bizi ÖDP kurtaracak diye, alaylı bir laf atıldı).. Ne ÖDP'si. ÖDP diye bir parti yok. Bunları kimse bilmez, halktan gizliyorlar. ÖDP'de Özgürlükçü eylem Platformu, bir de Özgürlükçü Sosyalist Platformu diye iki düşman kamp var, arkadaşlar. Parti kurulduğu günden beri birbirleriyle hırlaşıyorlar, CHP'den beter bunlar. Biri miting kararı alıyor, diğeri örgütlere faks çekip, miting yok diyor. Biri açlık grevi başlatıyor, diğeri açlık grevi yapanları partiden atıyor.

Arkadaşlar, deprem oluyor, küreselleşiyoruz, özelleşiyoruz, işkenceler, haksızlıklar hergün devam ediyor, bunların hırlaşması durmuyor.. (Kulağıma, bunlardan devrimci değil, katır tırnağı olmaz, nal vursan çivi girmez, Avrupa tellalı bunlar, bunların babaları da böyleydi, Paris müzelerini gezeceğiz diye canları çıkardı, hepsi Avrupa Birliği'nden para alıyor.) Bir partiyi parti meclisi, merkez kararı, il başkanları yürütür arkadaşlar, biz örgütten yetişmeyiz. Bir partinin yayın organı olur, hiç biri yok. Platformların her şeyi var. Merkez kararları... ama partinin yok.

Arkadaşlar birbirlerinizle dalaşmak üzere parti kurmayın. Fingirdek adamlarla parti kurulmaz. Böylesini seviyorsanız, bizi karıştırmayın. Arkadaşlar biz örgütten yetişmeyiz, sekter hastalıklarımızı biliyoruz.

35 yaşın üstündeki tüm eski devrimcileri atacaksın sol partilerden. Arkadaşlar, bundan altı ay önce, gizli kapaklı bir toplantı yapıldı ÖDP'de. Ufuk Uras, "partiyi tımarhaneye çevirdiniz" diye toplantıyı açtı. Sonra "kapatalım bu partiyi" dedi. "Bir pire için yorgan mı yakıyorsunuz" dediler. Ufuk Uras kükredi, "Evet, bu pireli yorganla yatmak istemiyorum" dedi. Tekme tokat birbirlerine girdiler. Arkadaşlar, biz örgütten yetişmeyiz, bu sekter konuşmaları ben de sevmem, "siyasi mücadeleye ne gerek var, demokrasi nasılsa Avrupa'dan gelecek".. diye partiyi kapatalım diyorlar ÖDP'de. Altı ay uğraştılar partiyi kapatmaya, kapatamadılar, altı ay hepimiz bir olup çalışsaydık, iktidar olurduk.. Şu ayakkabılarıma bakın, ağaç kabuğuna dönmüşler. Boğazıma bir öksürük geldi mi, bir ayda sökülmüyor. Şu halaydaki memurların suratına bakın, zayıflıktan hepsinin çeneleri sivrileşmiş...

"..Arkadaşlar, CHP'ye gitmedim değil, gittim.. ("yuhh, dönek.. sesleri). Dinleyin arkadaşlar. Orada da kadınlar heladan elleri ıslak çıkıyor, hiç sevmem heladan elleri ıslak çıkan kadınları. Güya, ben temizim, ellerimi yıkadım, göstere göstere. Bizim okulda da çok. Kardeşim, biz senin yaşında bir kadının götünü yıkayıp sildiğine inanıyoruz, bize temizlendiğini gösterme. Biz kültürlü adamız, terbiye gördük, arkadaşlar, heladan elleri kuru çıkacaksınız...

Ölürsem beni bu cinci hocalara yıkatmayın. Arkadaşlar biz meydanlarda yıkandık. Arkadaşlar, biz gaz bombalarıyla yıkandık! CHP'den attılar beni, çünkü eylemlerimden korktular, Atatürk Türk milleti çalışkandır diyor, gidip Anıtkabire yazacağım, Türk milleti hırsızdır, Türk milleti soyguncudur.. (alkış sesleri) Arkadaşlar Haziran ayı geldi dayandı, kızgın güneş tepemizde, memleketimin dağlarına kiraz bastı, söyleyin hanginiz bir avuç kiraz gördünüz! Arkadaşlar hala bazı arkadaşlar Tokat kırsalı diyor. Bingöl kırsalı diyor, hala, bazı arkadaşlar "ben dağdayken" diye lafa başlıyor..

Köy diyelim, "kırsal" demeyelim arkadaşlar, Anadoluyu hala "kırsal" görenler var, oralar "köydür" arkadaşlar, oralarda inek, tavuk, buğday olur.. 68'de dağa çıkan birçok arkadaşım bugün Kartalkaya'ya çıktılar, medyayı bu Kartalkayacılar yönetiyor! Dışardan bakınca gazeteciler ne güzel direniş, ne kararlı mücadele, ne seri slogan atıyor diyorlar. Pekmez nedir kardeşim, pekmeze hasret kaldık. Örgütte aidatımız üçyüzbinlira mı olsun, beşyüz bin lira mı kavgaları çıkıyor, bela yetmez gibi bir de evi tahtakurusu bastı, her yerden kanımızı emiyorlar. Böyle deli deli konuşmalarıma bakmayın, öğretmenliğe başladığım gün şekerden tatlı bir adamdım, nereden bilebilirdim ağzım küfür dolu, kupkuru kemik kalacağım!

Kızgın güneş altında hala bu meydanlardayız, niye, çünkü hala öcümüzü alan çıkmadı. Sivas'ta cayır cayır yakılan aydınları, bunun rövanşını kim alacak. Okulda odacının çocukları domuz yavrusu gibi.. Bizimkiler sinek gibi. Çocuklarımın sıska göğsünü gördükçe ödüm kopuyor!.. Uyku girmiyor. Ama o odacının çocuklarını göreceksiniz. Nerden bulup yediriyorsun, dedim. Mamak çöplüğünde sabah erkenleri, bakır, demir, şişe toplamaya gidiyorum, diyor, yalan söylüyor... Ama severim onu. İki kadın boşadı, üçüncüsüyle evli. İlk karısı çok oynak, çok diri, yosma bir kadınmış.

Yorgun argın girmiş yatağa. Vurmuş kafayı yastığa.. Karısı elleriyle birşeyler yokluyor yorganın altında. "Hanım, boşuna takım taklavat arama, yorgunluktan bayılıyorum" demiş. Hanımı: "Yanlışlıkla terlikle girdim yatağa, onları çıkarıyorum" demiş. "Hanım yalan söyleme, senin niyetini biliyorum" demiş. Hanım dayanamamış, "zaten benim niyetimi, erkek kardaşların anladı, yoldan geçenler anladı, bakkal anladı, benim niyetimi bir sen anlamadın!" Bir terlik davası başladı mahkemede, boşandı.. (kulağıma eğilip "terlik" demek, vücudun terini topluyor, demek..).. Arkadaşlar, KESK'in davası terlik davasına dönmüştür, niyetimizi cümle alem anladı, bir IMF anlamadı, bir hükümet anlamadı...

(Yoruldu, kaldırıma çömeldi.. daha yavaş bir sesle) "...Nasıl memleket anlayamadım. Bir kuru deresi yok ki, gidip akşam için tatlı tatlı balık tutsak. Şu polislere bak. Nasıl sırıtıyorlar. Bu sırıtmaları da Amerikan FBI eğitimi. Sinir bozmak için bakıyorlar. Sanki biz bilmiyoruz bağırmanın faydası yok. Bu işin sonu dayak, gaz bombası, ama başka da yolu yok..
(Çok şey biliyorsun, dedim).. Kardeşim, biz meydanlara gide gele miting bizim için, miting sanatına dönüştü. Miting sanatı nedir? Öyle kenardan bakılarak, birazdan kaçarak öğrenilmez. Şimdi gözlerini polise basacak, içinden ana avrat yemin edeceksin. Şimdi seyret beni. Bak komserlerine bakıyorum.. (Ayağa kalktı, elinde telsiz emniyet amirine kaşlarını dikleştirip sert sert baktı..)

(Bir müddet sonra sıkılıp oturdu).. Nesine bakacam bu herifin. (Yine dik dik baktı)... Nasıl? Canlarını alıyormuşum gibi bakabiliyor muyum? (Bir manga polis yanımızdan üniforma gıcırtılarıyla geçti, polislerden biri göğsünü kaşıdı). (usulca...). Onun.. (üniformasının) parası benden çıkıyor! (Niye usulca konuştun, dua eder gibi mırıldandın, dedim).

Slogan atmakla yıkamadık, bir de dua kuvvetiyle deneyeyim, "..Şu bizimkilere bak, içimizde parça-kasnak dalacak pehlivan gibi bir iri kıyım yok. Geçen eylemde, emniyet amiri, "ulan hep çöp gibi adamları topluyor getiriyorsunuz, halk acısın, kameralar millet açlıktan ölmüş desin diye" laf attı, yanındaki komser: "Yok amirim, pire gibi kaçsınlar diye, çöp gibi adamlar seçiyorlar" dedi. Gülmekten karnım çatladı...

Ve birden sakinleşip, o denli aklı başında konuşmaya başlıyor ki, başımla her dediğini tasdik ediyor, kendi fikirlerime bu kadar yakın bir insan bulmanın heyecanıyla içimden, inşallah, normaldir, normal biridir, diye dua etmeye başladım. Sanki az önce saçmalayan o değilmiş gibi...

"Üniversite yıllarında ütopik, maceracı bir solcuydum. Latin Amerika devrimcileri canımızı alıyordu. Che, donunu çıkartıp kaskatı, heykel gibi koymuş, masalların en güzeli. Deniz Gezmiş örgüte sormadan kafasına göre eylem koymuş, hah, tam aradığım adam. Hayranlıktan başım döner. Kahramanlığa duyulan hayranlığı aşamadım, toplumcuyduk, fedakardık, kahramanların peşinden koşuyorduk. Kapitalizm kahramanlarımızı tşört yaptı, ayılmadık.

Kapitalizm bireyin iştahını kârını, hırsını, kullanıyor, insan doğasına, insan azgınlığına en uygun ideoloji.. Mürid gibi yaşıyorduk. Yabancı sigara içmiyor, kot pantolon giymiyor, lüks yapan arkadaşlarla ilişkimizi koparıyorduk. Çoluk çocuk perişan aç kalınca, uzun yıllar boyu.. Nasıl desem. Eskiden uyurken, bir geniş gövdeli ağacın gölgesi uzanırdı üstüme, mutluydum.

Şimdi hanıma da çocuklara da söylemiyorum, kalp atışlarım düzensiz, gece kaskatı kesiliyorum. Hanımla yıllar boyu it köpek gibi kavga ettik, ayrıldık, yeniden barıştık. İlk yıllar açlık kemiğe dayanıp kirayı ödeyemeyince, bir kelebek gibi yere düşüp yine birden havalanacağımızı sandık. Düştüğümüz yerden bir daha kalkamadık. Ben kendi özeleştirimi yaptım.

Solculuğun ne olduğunu şimdi öğrendim. Benim karnım aç, kemiğe dayanınca su parası, telefon parası, solculuğun kapitalizmden de bencil bir ideoloji olması gerektiğine inandım. Örgüt mücadelesine bu süreçte inandım. Önce kendi ekmeğinin kavgasını vereceksin.. Onun bunun için yollara dökülmekten bana ne? Üniversiteden devrimci gençler geliyor bir hevesle, geri gönderiyorum, gidin kendi mücadelenizi verin. Siz, onbeş yıl, yirmi yıl aç kalmadan solculuğu anlayamazsınız. Solculuk kemiklerinize açlık zangır zangır dayandığında anlaşılır.

Koskoca dünyanın ortasında yapayalnızsın ve kimsesizsin. Benim patronum Koç olmuş, Fransız Peju firması olmuş, bana ne? Ben eğitim, işsizlik, sağlık sigortamı düşünürüm, çocuklarımın. Herkesin kafasını karıştırdılar. Kahvede arkadaşlarla sadece bir çay içiyor, fırlıyorum, niye, ikinci çayı dayayacak.. Şu meydanda evine kredi kartından haciz girmemiş kimse kalmamış, bir seneye cezaevlerine kredi kartından yüzbinlerce insan girecek.. Soğuk Savaş Berlin Duvarı'yla bitti dediler. Sol kavramının .mına kodular. Neymiş, işçi, emekçi sınıfı tarihten silinmiş, işçiler orta sınıf olmuş, kapitalizmin nimetleriyle uyuşmuş.. Olmasın kardeşim, işçi, emekçi diye bir sınıf hiç olmasın, sınıfını .ikiyim.

Dünya tarihinin ilk gününden beri altta kalanlar, ezilenler, hakkı yenenler, sömürülenler var mı, yok mu? Bizim dinimiz altta kalanların dini, biz anadan doğma altta kalanların yanında doğduk, büyüdük. Ekonomik zenginlik olmazsa, evrensel değerler olmazmış, ekonomik zenginlik için de borsa, dolar, kalkınma yarısı, çok uluslu şirketlerin önünü açmak için, ne kadar kucağa oturmak gerekiyorsa... Kafası karışmayan arkadaş kalmadı, solun enkazı üstünde hala birilerini yiyorlar, küreselleşme, özelleşme.

Avrupa Birliği'ne inanmayan arkadaş kalmadı. küreselleşme karşısında milli tepkiler veriyorsun.. On yıl mücadele edip bir sempati yaratıyorsun toplumda, polis otoları içinde, gözaltında, meydanda, Doğu Perinçek bir akşam TV'ye çıkıyor, bütün yaptıklarımız boşa gidiyor, bir çuval inciri bok ediyor... Arkadaşlar hala kalkıp özelleştirmeye karşı mısın değil misin tartışıyorlar.. Bana ne? Benim devletle, orduyla, milletle hiçbir ilişkim yok, ben ekmeğimin peşindeyim. Ben küreselleşmenin ne yanında, ne karşısındayım, ben maaşımı, çocuklarımı bilirim.

Sol ideoloji döndü dolaştı, özelleştirme, küreselleşme, insan hakları kavgalarının içine düştü. Biz güya özelleştirmeye karşıyız, biz güya, Avrupa Birliği'nden yanaymışız, hepsinin ta .mına koyum, hepsinin yedi sülalesini .ikeyim, bana ne kardeşim.. Bedel ödeyen benim, maliyetini, fedakarlığını, özelleştirmenin de, Avrupa Birliği'nin, IMF'nin de acısını ben çekiyorum, sen teorisini yapıyorsun...

Teorisini .ikiyim.. (başından aşağı duran bir oğlan alayla: "Hani sen kültürlü adamdın, kimseyi .ikmezdin...). (Duymazlıktan geldi.) Ordu da, Koç da Avrupa Birliği'ne karşı, MHP'de gizli gizli karşı, onların derdi "üniter devletimiz bozulmasın", üniterinizi .ikiyim.. (Başından aşağı duran oğlan, elleri cebinde, dizleriyle kafasına vurarak, "alo, kime diyom, hani sen kültürlü adamdın, kimseyi .ikmezdin..).. (Oralı olmadı.) Ben açım kardeşim, şimdi açım.

Birazdan eve gidecem. Onun hesabındayım. İşte Kamu-Sen, MHP'nin götünü yaladı, "sendika hakkı verecek" dediler, şimdi, .ikilmiş sıpaya döndüler.. Sağ liberaller, sol liberaller birleşmiş hantal devleti yıkalım, diyor. Kim yıkacak, soygunculara teslim edilerek mi yıkılacak. Bana ne hantal devletten, eşşek gibi çalışırım, hergün çalışırım, ben paramı istiyorum. Özelleşelim, hadi özelleşelim, hadi Keçiören'deki ilkokulları da özelleştirelim.

Bunlar kafayı yemiş, Avrupa Birliği'ne. Portekiz girmiş, Bulgaristan girmiş mutlu olmuş, hadi biz de girelim, orada, dil, din, ırk, cins, millet kavgası yok, büyük bir potada hepimiz eriyecek, kaynaşacağız. Bu kafalardan bir bok olmaz, et kafalı bunlar. Av köpeği bunlar. Sebatayci bunlar. Kardeşim Avrupa Birliği'ne niye karşı oluyorsun, niye taraf oluyorsun, sana giren çıkan ne, kardeşim solun kavgası ekmektir, örgüttür, girsek de ekmektir, çıksak da ekmektir. Yeni Zelanda'da da bu, Bolivya'da da bu, Kuzey Afrika'da da bu, halka bunları anlatmalıyız.

İşte başörtülü kızlar, başörtülerine harcadıkları enerjinin yarısını, milyonda birini ekmek derdine harcasalar.. Gazeteleri hergün başörtüsü yüzünden atılanların hikayelerini anlatıyor, tamam, peki, yanınızdayız, din kardeşiyiz, tamam. Birgün olsun tarihinizde bir dafa şaşırıp, parasızlık, yoksulluk yüzünden okuldan atılanların, okuyamayanların hikayesini haber yaptınız mı? Bazen yapıyorlar, sadaka vermek için. Bu muskacıların hepsi yoksulluğu "sadaka" verip kurtulunacak birşey sanıyor?

(Başından aşağı dikilen oğlan, alaylı bir şekilde: "Tahir Hoca, Uşak'a uzaylılar gelmiş. Bizimle toplu sözleşme yapacaklar. İş yeri temsilcisi olarak seni göndereceğiz...)
(Ayağa kalkıp, coştu). "Toplu sözleşme için gelmişlerse, buraya gelsinler. Ben kırsala tövbe bir daha çıkmam. Uzaylılar biz kırsaldayken niye gelmedi. Köylüler hala ihbarcı, taş atıyorlar, dün komünist gördük diye jandarmaya koşuyorlardı, şimdi uzaylı.." (alkışlar..)

(Yeniden kaldırıma oturdu). KESK'te iki tane K var, biri başta.. Kur'an emekçileri, demek. İkincisi sonda, ikinci K, "kosmos", demek. Devlet Bahçeli, ekonomi diyemiyor, ek-e-nomi diyor, çünkü K'dan korkuyor. K, Kur'an ekonomisi.. Bu şifreleri açıklamadan kitleselleşemeyiz. Örgüt, ör ve güt, gütmek bize göre değil.. F tipini kaldıracağız, K tipini getireceğiz. Eskiden de cezaevinde Kur'an okutulurdu. K, tipi gelecek. Eylemin bir sınırı vardır. Sıçtığın boku kontrol edip tutamıyorsun. Götünden boku başkaları altından alıyor, artık bırakacaksın eylemi. Sol, ne demek, "ol" demek, o, onur demek, onurlu ol... Sizin bokunuzu kim temizliyor, devletin görevlileri, rezillik burda başlıyor... (Bir ters, bir düz, bir saçma, bir normal konuşması, ama, makineli tüfek gibi seri devam ediyordu...)

Yavaşça kalabalığa karıştım. deli mi, bir oyun mu, beni mi dalgaya aldı. Ama fikirleri... Notlarıma baktım, ne kadar inandırıcı bir cümle: "Bir zamanlar uykuya dalarken geniş yapraklı bir ağacın gölgesi üstüme uzuyordu...".... Sersemleyecek kadar kendimi kaptırdım. Neden doğru dürüst, yalın, sade, dünyayı kavrayanlar deliriyor. Neden, benim gibi düşünenler, deli diye geziyor. Karnım aç diyenler, ben açım, başka birşeyden anlamam diyenler, sağlıklı bir kafa taşıyamıyor... Kimsin Tahir Hoca! Burada, bu sütunda senin gibi düşünen bir kardeşin var, aynen senin gibi... Ve aynen senin gibi tek bir teli kaldı K ekonomisine geçmek için...

7 Haziran günü, Valilik KESK'in yasal eylemine izin vermeyince, Kızılay'a giden Ziya Gökalp Caddesi'ni saat 12'den altıya kadar işgal ettiler. Polis, köprünün altında, beş tane panzeri yanyana koyup, önünde demir barikatlarla yolu kesti. Panzerlerin arkasında ikiyüz tane polis etten duvar. Tüm yollar polis tarafından kesildi. Yüzlerce polis tüm ara sokaklarda sıra sıra dizildi. Üç-dört bin gösterici için beş altı bin polis, hazır kıta bekledi. Göstericiler slogan atıp, halay çekip, simit yiyerek akşama kadar bekledi. Akşam saat altıda... akıllara durgunluk veren, dünya tarihinde eşine benzerine rastlanmamış birşeyler oldu. Ellerinde hiçbir şey olmayan, yalın bilek, zayıf suratlı, incecik bedenli onlarca eylemci polis barikatlarına yürüdü. Barikat demirlerini birer birer kaldırmaya başladılar, ellerinde ne molotof kokteyli, ne sopa vardı... Polisin üzerine yürüyebilmek için çıldırmış olmalıydılar.

Ölümüne dayak yiyeceklerdi, ya da gaz bombalarıyla imha edilecekler.. Tüm polis hızla gaz maskelerini taktı. Uzayyolu filmi seyreder gibi. Önce kalabalığın içine, sonra tüm ara sokaklara "biber gazı attı"... Gelip geçenler, üç-dört ana sokakta dört-beş bine yaklaşan esnaf dükkanı biber gazına gömüldü. Sigorta binası, Sakarya Caddesi'ne doğru kaçışmaya başladı halk.

Biber gazı solunum yollarını yakıyor, bir saat aralıksız gözlerden hortum gibi yaş döküyor. Avrupa'da yasaklanmış. Biber gazından toz dumana karıştı. Rüzgar biber gazını şehrin ara sokaklarına doğru sürükledi. Konur, Karanfil, Selanik, Bayındır, İnkılap, Kızılay göbekten geçen yüzbinlerce insan biber gazıyla ağlamaya, çıldırasıya kaçışmaya başladı. Olay bittikten iki saat sonra dahi biber gazının etkisi geçmedi.

Aslında, yıllarca eylem yapa yapa, polis KESK'i, KESK de polisi iyi tanıyor. Tandoğan'da site esnafının polis panzerlerini haşat edip, ölümüne taş ve kalaslarla polisi dövmesinden sonra, polis, nihayet KESK'in gözü dönmüş, çapulcu sürüleri olmadığını, yani, polise karşı "düşmanlık" yapmadığını gayet iyi anladı. Ancak, yasal eyleme izin verilmeyince KESK'in durdurulamayacak, karşısına geçilmeyecek, jopla, silahla bastırılamayacak "hukuki" kararlılığından asla taviz vermeyen bir örgüt olduğunu anladı... Artık, vali de, polis de biliyor, KESK'in elinden hiç kimse yasal eylemini alamaz.

Otuz yıldan beri bu meydanları tanırım. Bu meydanlar, tarihlerinde ilk kez, kızgın güneş altında simitten başka birşey yemeyen, bu incecik yüzlü, kurumuş yüzlü insanların ellerinde hiçbir şey olmadan, panzerlerin ve beşbinin üstündeki zırhlı polisin üstüne yürümesine, ilk defa tanık oluyor...

KESK'i kimse durduramıyor! KESK'in gölgesi, uyurken bizler, üstümüze doğru uzuyor... Ve meydanlarda dizlerine jopla arkadan vurulup düşürüldükçe.. Bir kelebek gibi yeniden ve birden havalanacaklar! Yazın not defterlerinize, yazın bir kenara!

Belki bugün joplarla, ağızlarını burunlarını sert betona çarpıp, kanatıp yüz üstü düşürüyorlar asfalta, ama bir gün kelebekler gibi havalanacak KESK!...
Bu topraklardaki tek doğru şey...

Hep birlikte sarılalım boynuna!



Leman'dan 18.06.2001

 
İlgili Bağlantılar
· Nihat Genç Sitesi
· Doğu Konferansı Galerisi
· Skytürk Konuşmaları
· Daha fazla Nihat Genç
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Nihat Genç:
Sorularınız ve cevapları birinci bölüm


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 4.71
Toplam Oy: 7


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa


İlgili Haberler

Sorularınız ve cevapları ikinci hafta son bölüm
Sorularınız ve cevapları ikinci hafta birinci bölüm
Sorularınız ve cevapları ilk hafta son bölüm...
Orhan Pamuk ve Nobel
EY İRAN ZENGİN VE GÜZEL ÜLKE
Köpekleşmenin Tarihi'nden: İhtişam ve sefalet
Sorularınız ve cevapları birinci bölüm

"Örgütten Yetişme Tahir Öğretmen" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke