İçimde gün boyu bitmeyen bir iç ses, dilime takılıyor, durmaksızın:
'Yaslı gittim şen geldim
aç koynunu ben
geldim
bana bir yudum su ver
çok uzak yoldan geldim...
'Yürü ey şanlı gazi
kılıcı kanlı gazi
Meriç seni bekliyor
büyük ünvanlı gazi...
Nasıl bir atmosfere girmişiz bilmem,
içimde bu sözler. Siz de öğrenin yavaş
yavaş, gün geliyor artık. Çocukca mı? Çok romantik, fazla ağır. Artık istemesem
de beynimiz mırıldanıyor. Fazla mı militan. Aşırı duygusal, yoğun. Körükleyici
sözler.
Kim kilitledi
bizi bu marşların içine. Sanki içimdeki ses, saatin yaklaştığını
söylüyor. Söyledikçe marşlarla kuduruyor. Elli yaşıma dayandım, hep hikayeler
yazmak isterdim. Hala marşların içindeyim.
'En kötüsü ne olur bu Amerika'nın?
Japonya'daki Hiroşima, Nagazaki. Daha kötüsü
ne olur bunun. Vietnam, Cezayir, milyonlarca ölü. Ne yapalım şimdi oturup
ağlayalım mı? Diyelim İstanbul, bir milyonu gitti, beş milyon daha gitti. Kaç
kişi kalırız. Savaş başladı, herkes
sırasını bekliyor. Gün yaklaşıyor, üç yıl
beş yıl. Bugün komşuna yarın sana. Ne olacak sonu. Bıçak kemiğe dayandı. Ölümden
öte köy mü var. Geride kalan çocuklar, Allah verdi Allah düşünsün. Ben delirdim
mi? Hemen dalmalıyım.
Kaç nükleer atarlar, yirmi, otuz, kırk.
Kaç milyon gider. İçimizden yalnız Çandarlar mı kalır. Burada Çandaristan mı
kurulur. Gerisini, kalanını bilmem. Hele gelsin o gün. Çatal, kaşık, bıçak,
silah, tırnaklarım ne bulursam.
Hayır sığınaklarına kapanmam. Bombanın altına
altına koşmayan şerefsizdir. Vakit geliyor hazırlan. Savaşın başladığını gördük,
nasıl ilerleyeceğini de göreceğiz. Böyle düşünme oğlum. Dengemden şüpheliyim.
Ruh sağlığıma
güvenmiyorum. Her gün nükleer bombasıyla konuşuyor Amerika. Ne
yaparsın bana Amerika. Ölürüm, başka? Geçecen anam babam. Daha dünyayı
tanımamışsın. Henüz dünyaya alışamamış halin var. Çevir tarihi oku. Ölümden
bombadan kim korktu. Senin yalandan özgürlüğüne, demokrasine hayranlıkla yemin
etmiş aydınlarına güvenme. Son saat gelmeden önce onlara mı dalsam.
Batılı TV'ler her gün ölüm fermanı yayınlıyor. Ajanslar davullarla
işgal bombalı
tehditler yağdırıyor. Büyük kara, deniz gücüne güvenme. Umutsuzluğa kapılmamı
boşuna bekleme. Sinmem oğlum. Susmamı bekleme. Ne olur en fazla, ölürüm.
Gelsin bakalım bombaların, ya bismillah. Yaslı
gittim şen geldim. Delirdik mi
oğlum, delirdik. Su ver oğlum. Uzun gel oğlum. Kuduruyor mu oğlum. Başladı mı.
Birkaç tane hikayem vardı yazılacak. Başka bahara. Bahar mı kalacak oğlum.'
İçimdeki ses günboyu tuhaf,
bozuk hesaplar yapıyor, taşkınlığımı
dizginleyemiyorum, ölmeyi sevmeyi öğreniyorum. Yoğun bir şekil almaktayım. Kimse
niçin söylemez iç seslerini. Hepimizin artık melodisi, güftesi oldu bombalı
hesaplar.
Ama neden
kimse iç seslerini ifşa etmiyor. Yazarların görevi değil midir iç
sesleri yazmak. Bitkisel hayat sürmekten farkı mı kaldı analizistçilik,
yorumculuk, stratejistlik oynamanın. Kim önceden kestirecek. Herkesin
bakışlarındaki ışık azalıyor.
Boşalıyor bakışlar. Hayatla temas için artık çok
yoğun coşkular gerekiyor. Ama herkesin, milyonların içinde aynı marşlı iç
sesler. Hesaplıyor herkes, kaç kişi ölürüz. Herkes her gün diyor ki bu
bombalardan arta kaç kişi kalırız. Ama
kimse ifade etmiyor. Deli misin,
abartıyorsun, kafayı mı yersin diye mi çekiniyor. Ne manyakça şeyler
düşünüyorsun diye mi tırsıyor söylemekten.
İç sesimiz bunlar Amerika. Hadi gel bir yanardağ ağzı gibi patlat bütün
küçük
kasabalarımızı. Ey ahali iç seslerimiz çoğalıyor. Yolda bu hesaplarla yürüyor,
kanepeye bu sözlerle uzanıyoruz. Konuşun rahatlayın. Vatanınızı çok sevdiğiniz
için işkence mi edecekler, size milliyetçi, faşist, barbar mı diyecekler.
İnsan
neyse odur. Asıl delilik düşündüklerini gizlemektir.
Düşman kapıya dayandı, yetmiş milyon kaç milyon ölürüz hesaplarına çoktan
başladı.
Peki neden her türlü cinsel sapıklığınızı dahi anlatacak internet
köşeleri
buluyorsunuz, ama, bu sesleri ifade edemiyorsunuz. Bu hesapları kahvede, okulda,
evde, çocuklar dahi yapıyor, sen niye söyleyemiyorsun. Seni tutan kim. Yüzlerce
dergi, gazete, yazar, bu iç seslerin hiçbirini dillendirmiyor.
Güya analiz,
stratejist, anasının çatalı, ama susuyor. Her biri umursamaz görünüyor, anlaşmış
gibi oralı olmuyor.
Yoksa Amerika bombalarını içinize attı mı? Yoksa medya basın, ajanlar, fitne
ficur içinize dehşetli
şoklarını saldı mı? Güvensizliğin kökleri neler, kimden
utanıp, çekinip, annenize, arkadaşınıza, hatta geyiğine dahi açamıyorsunuz.
Başardı işte Amerika, susturdu hepinizi. Sizi bu beyin yırtıcı, ciğer yakıcı,
parçalayıcı, infilak
ettirici iç seslerin boğurtusuyla baş başa bıraktı.
İşte sustunuz, çünkü Amerika, metalik, boşluk, kaos, şok, korku gibi sözlerle
başlattı bu savaşın ilk cephesini. Ve işte tek bomba atmadan şokunu içinizde
tamamladı.
Her biriniz, psikolojik bu şok savaşının bombalarını bir bir yediniz, yüzünüz
gülmüyor kilitlenip kaldınız.
Bu iç seslerle sizi başıboş bırakırlar. Bu iç sesler kemirip çökertecek daha...
Yürümeye
korkar olacaksınız daha. Öyle bir bocalıyacaksınız ki... İlerliyor
savaş... Ve sonra Amerikalılar gelip Sinan'ın kubbelerini infilak ettirirken,
bomboş bakışlarla olup biteni seyredivereceksiniz...
Böyle tuhaf bir medya, cins
aydınlar var başınızda. Vatan sevmeyi suçların en
büyüğü, sapıklaşmış, insanlık ötesi bir manyaklıkmış gibi öğretti size.
Kendinizle dahi konuşmaya utanıyorsunuz... Düşündüğünü söylemeyen insandan daha
büyük bir felaket
yoktur...
Hepimize işte böyle bir psikoloji benimsettiler. Kendi seslerimizle, insanca ve
dosdoğru konuşamıyoruz, korkularımızı dillendiremiyoruz. Bu şok savaşının ilk
perdesiydi, kazandılar, kazanıyorlar.
Ya
da hepimize, bize olmaz, bizim başımıza gelmez'i öğrettiler. Neden trafik
kazalarında dünya birincisiyiz, bana olmaz olmaz diye diye. Bize olur. Niye
olmasın. İşte oldu bile... Kimsecikler içini kemirten sesleri söyleyemiyor.
Böyle şey
olmaz... Burası benim ülkem...
'... içinde Kızılırmak var... Binlerce balıkçım var. Karlı dağlarım... Kazancı
Bedih'in uzan havaları. Anıtkabir. Yunus var içinde... Zeytinliklerim. Karadeniz
yamaçlarına tırmanmış sığırlarım.
Diyarbakır'ın surları. Göcek var Göcek, bir
kez gitmiştim. Caretta carettalar... Ah carettalar, bana olmaz olmaz diye şimşek
hızıyla bir dehşet saldılar içimize... Bana olur, niye olmasın. Ben tedbirimi
alayım, yaslı gittim şen geldim, aç
koynunu ben geldim, bana bir yudum su ver,
çok uzun yoldan geldim...
Akşam
03/03/2005