Benim güzel halkım. Dükkanını açtın mı? Ortalığın tozunu aldın mı? Çayını
demledin mi? Telefonlarına baktın mı? Bugün olsun üzme kendini.
Allah bir kapı
açar. Allah hepinize sakin bir vicdan versin.
Dert bir değil hangisinden başlasak. Açlığımız yetmiyormuş gibi başımızda
Amerikan belası. Durmadan değişen kanunları var, bakın, Birleşmiş Milletler'i
devreden
çıkardılar.
Şimdi kanun da kalmadı. İnsan dünyayı yönetir de bir yasası olmaz mı? Kanunları
yok ama parayla satın alınmış gazetecileri var. Gidin Avrupa'yı, Asya'yı
karıştırın. Yok. Tutturmuşlar buraları infilak ettirecekler.
Buna sebep İsrail
şeytanı burada oturuyor.
İsrailliler yüzyıl önce İsrail'i kurmak için dünyayı kandırıyor; konferans
üstüne konferans yapıp kardeşçe nutuklar atıyorlar: 'Bütün dünyaya Araplarla
Yahudilerin kardeşliğini
göstereceğiz!' diye.
O zaman sözleri buydu. Şimdi dünyanın en çok kan dökülen coğrafyası oldu. Tarih
boyu Müslüman topraklarda tek Yahudi öldürülmedi. Endülüs'te, Abbasi'de,
Osmanlı'da... Onları öldürüp soykırımdan
geçiren Avrupalılar.
Şimdi oturmuş bizi beğenmiyorlar. Neyse, durun artık. Siz orda oturun biz
burada. Dalaşmayın. Gelip benim topraklarımı, kollarımı, bacaklarımı
parçalıyorsun. Nifak tohumu atıyorsun. Baksanıza okumuş
aydınlarımız bunların
dalavera oyunlarına çoktan kanmış. Okumuş insanlarımız yirmi beş yıldır
aralıksız, Yahudi, Avrupa oyunlarını ülkemize taşıyor. Çünkü habire Türk, Kürt,
laik, Alevi, şeriat, diye konuşuyor. Ayrım gayrım yoktu,
nerden çıktı bunlar.
Elçilerimiz anılarında anlatır. ASALA eylemlerine kadar ABD elçiliğimizde
Ermeniler çalışırmış. Terörden sonra kalmadı. Şemdin Sakık şimdi basılmakta olan
anılarında anlatıyor. Emirler veriyordu. Gidin
öyle vurun ki, Türklerle Kürtler
bir daha yanyana oturamazsın...
Oysa ortak binlerce türkümüz var, aynı bedende yaşamışız. Kürtçü dergi,
gazetelerde çalışan arkadaşlara soruyorum. Siz niye Orta-Doğu'nun en büyük
efsanevi komutanı Selahaddin Eyyübi'den hiç söz etmezsiniz. Selahattin Eyyübi
Kürt idi. Ama ordusunun çoğunluğu Türk'tü. Haçlılar'a karşı savaştı, Kudüs'ü
aldı. Hem Türkler hem Araplar hem de Kürtler'in her şeyidir Selahaddin
Eyyübi.
Ortaklık budur. Siz yine Selahaddin Eyyübi olun Haçlılar'a karşı savaşın, biz de
ordunuzda yine asker olalım. Ama İsrail'le siyaset yapanların işine artık
Selahaddin Eyyübi gelmiyor.
Bir romanımda kısacak
anlatmıştım, 60'lı yıllarda Trabzon'a bir Yunanlı aile
gelir. 'Helena Teyze'nin başında testi kıran Hatice Teyze'yi arıyoruz' dediler.
Sarı çizmeli Mehmet ağa. Ama sonunda arayıp bulurlar. Araklı'nın bir köyünde.
Helena'nın yardımcısı
Hatice Teyze'yi.
Olay şu. Anneleri Helena, tenbih edip Trabzon'a göndermiş ve bu güzel hikayeyle
büyütmüş çocuklarını. Savaş yıllarında Hatice Teyze Helena Teyze'ye testiyle su
taşır, yardım edermiş. Bir gün silah sesleri
duyulmuş, Ermeni çetecilerin.
Helena Teyze Hatice Teyze'ye seslenmiş: 'Git bak Hatice, bu silah sesleri
sizinkilerin mi, bizimkilerin mi?'... Hatice Teyze de sinirlenmiş o an. Helena
Teyze'nin başında testiyi kırarken: 'Bugüne kadar
sizinkiler bizimkiler mi
varmış?' diye.
Halkımız ayrım gayrım sevmedi. Bugün Türkçüler miting yapıyor elli kişi
bulamıyor, Kürtçüler otuz kişi bulamıyor. Ama bunların gazetelerinde yüzlerce
yazar, habire Türk, habire Kürt
diyor.
İşte halkımız son otuz yılda Anadolu'nun göbeğinde dünyanın binbir tilkili
ajanlı oyunlarıyla karşı karşıya kaldı. Tek bir insanımız komşusuna yan bakmadı.
Olup biteni göğsüyle yumuşattı.
Aydınlarımız
bugün Türk, Kürt, Alevi diye konuşmayı herkese öğretmek istiyor.
Ama halkımız bu ayrım gayrımlı konuşmaları hiç sevmedi, sevmiyor.
Bir gün Yunus Emre, Taptuk Emre'nin kapısına gelir, 'Kabul edilecek mi?' acaba?
Taptuk Emre 'Hangi Yunus' diye sorarsa, Yunus üzülüp, çekip gidecek. Ama Taptuk
Emre 'Bizim Yunus mu?' der... Bizim deyince, yer yerinden oynar. Bizim, bizim,
bizim... Bu topraklar işte bu 'Biz' kelimesiyle kuruldu. Ruhumuz
'Biz'dir,
Anadolu 'Biz'dir...
Binlerce yıl bizim çocuklarımız, bizim kadınlarımız, bizim köyümüz, bizim
toprağımız, bizim insanımız, bizim memleketimiz diye diye konuştuk. Şimdi bu
'Biz' kelimesini birileri iptal
ediyor...
Birileri iptal ederken türlü ajanlı bahaneler buluyor. Diyelim dil diye...
Mevlana Mesnevisini Farsça yazdı. Aradan sekiz asır geçti. Bu topraklarda bugüne
kadar tek bir insan çıkıp sitem etmedi, serzenişte bulunmadı.
Niçin Türkçe
yazmadın diye... Çünkü, siz yeter ki kapılarınızı herkese açın, istediğiniz
dilde yazın. Siz yeter ki bu topraklarda kardeşçe konuşun, istediğiniz dilde
konuşun. Farsça nire Türkçe nire, ama 'bizim'
dedik...
Aydınlarımız Avrupalı ajanlı kitaplar okumuş, artık bizim demiyor. Ne diyor,
Türk, Alevi, Laz diyor. Binlerce yıl tek bedende yaşayan halkımız bu aydınlara
inanmıyor.
Halkımız, biz milli park gibi,
hayvanat bahçesi miyiz, tilkiler ayrı, maymunlar
ayrı kafeslerde otursun, diyor. Binlerce yıl karışarak geldik ebediyete
karışarak gideceğiz...
İşte o akılları size veren Amerikalılar karışamıyor. Bugün zenci kızların
beyazlarla evlenme oranı hala yüzde bir... Hala birbirlerini sevmiyor,
karışamıyorlar. Ve yeryüzü topraklarında Anadolu kadar birbirine karışmış başka
kültür, ülke, yok!..
Annem Hasankaleli, Ermeni vahşetiyle büyüdü.
Ama yıllar yıllar sonra
çocuklarının yanına Paris'e yerleşti.
Günboyu sıkılıyor, konuşacak kimse bulamıyor. Türkçe konuşan bir Ermeni komşusu
var. Ama onun da köpeği var. Annem ne köpekli eve gider ne de eve köpekle
geleni
alır. Annem her gün Ermeni'nin yanında, dertleşiyor, arkadaş oluyor...
Anneme, biraz neşelenmek için dedim ki, 'Hayrola anne Paris seni de değiştirdi
hani sen köpekten tiksinirdin?'
Annem: 'Oğlum
köpek gavurun köpeği tamam. Ama, Ermeni bizim Ermeni'...
Hadi bir çay daha içelim.
Son otuz yılda Anadolu'da kaç kez yabancıların iç savaş girişimleri oldu.
Hiçbiri tutmadı. Yabancı ajanlar etnik, mezhepci
ideolojileriyle kaç kez
düşmanlıkla saldırdı. Sünni dedi, Alevi dedi. Yüreğimiz ağzımıza geldi. Korkudan
donuverdik...
İşte hepsini bu anneler aşıverdi. Bir tek insanımız komşusuna yan gözle bakmadı.
Batılı ajanlarla el ele
verip bulandırdıkları bu suyu yine bu halkın kalbi
damıttı, arıttı. Bu fitnelerin onda biri Fransa'da çıksaydı, bugün Fransa diye
ülke kalmaz, dağılırdı.
Nasıl şaşırdılar? Onca fitneye, fesata, düşmanlığa rağmen yine dupduru bu
halkın
kalbi.
Çünkü o kalbin içinde Yunus gibi Hacıbektaş gibi Mevlana gibi filtreler var...
Düşmanlık tutmuyor...
İşte Türkçüsü, Kürtçüsü derneğine, partisine adam bulamıyor. Kalabalıkları bu
kadarcık.
Bu kadar da olsun artık, Anadolu çok daha çeşit kaldırır!..
Amerika Dışişleri Bakanı Rice'ya bir şey söyleyecektim. Laf oraya gelmedi. Şimdi
de lafın hiç yeri değil ama ben yine lafımı sokuşturayım.
Atalarımız der ki:
'Köleden ağa yaparsan sesiyle (narasıyla) minareyi yıkacağını sanır'.
Akşam
24/02/2005