Nihat Genç
Ana sayfa
Arşiv
Arama
Metin Hali
Metin Gönder
Tavsiye Edin
İletişim

Reklam


Reklam



Site içi Arama



Eskimez Yazılar
17.07.06
· Ece Temelkuran'a yanıt!
· Engin Ardıç'a yanıt!
26.05.06
· Karakutu Tv'ye 6 yeni klip eklendi.
12.05.06
· Söyleşi
10.05.06
· Karakutu Tv'ye 7 yeni klip eklendi.
16.02.06
· Müslümanlık eğilmiyor, bükülmüyor bunu gördüler
17.01.06
· Nihat Genç bir iftiradan kurtuldu
04.01.06
· Skytürk'te 30 Aralık Cuma Günü Yapılan Nihat Genç Söyleşisi: Orhan Pamuk Üzerine
09.11.05
· ARAPLAR İNSAN DEĞİL Mİ?
23.09.05
· Nihat Genç'le Söyleşi

Eski Haberler

Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Google Arama

Karakutu.Com - Arama


Nihat Genç: SEKA
Tarih: 10.02.2005 Saat: 07:34 Gönderen: karakutu
 

Akşam Gazetesi'nde misafir yazar olarak haftada bir yazmayı bakalım becerebilecek miyim? Medyayla duygusal ilişkim olmadı, kitlelere ulaşmak gibi derdim de yok.

Medyanın yazarlığıma ilave faydası olacağına da inanmıyorum. Eksik olsun. Medyadan şöhret, imaj, karizma bekleyenlerin maymundan şebeğe hazin evrimlerini birlikte izledik. Eğlendik. Araya girip bu neşeli oyunu bozmaya niyetim de yok. Medyada yazmışım yazmamışım kimsenin de umurunda olduğunu sanmıyorum.

Yine de yazmam konusunda teklifler alıyor, tereddütler yaşıyorum. Sorun, nasıl katılacağımı bilmiyorum. Bildiğim iki tür karışmak var. Birincisi emiştirme. Sürüden ayrı tutulan kuzular nihayet sürüye katılır ve emmeye başlar. Bu piyasada sütü temiz kalmış kim var, kimden emeceğim? İkinci karışma yöntemi: Koçlar sürüden uzak tutulur. Çiftleştirme mevsimi sürüye salınır.



Sorun şu: Dışarıda kalmış koç isem, benim bu sürüye gücüm yetmez. Artık büyüdüm. Şöhretimi kendim yaptım ve kitaplarımı okuttum. Bir şeyin arkasından koşmayacak kadar av konusunda ustalaştım ve artık gecenin ve günlerin bitmeyeceğine inanan genişliğe sahibim.

Ama hala burnum havada ve kabadayı konuşmayı sürdürüyorum. Bunun sebebini ben de merak ediyorum. Kimseye ağbi demeden otuz yıl geçirdim. 19 yaşımda tek kitabım yoktu. Ünlü edebiyat eleştirmeni Terry Eagleton, ailesinin kültür düzeyini şöyle anlatır: 'Birgün babaannem yolda gözlük buldu ve o gün bugün çıkarmadı'... Ya da şöyle der: 'Babam kulak kiri ile yazarlık arasındaki farkı bilmez!'..

Yazarlık yollarına nasıl düştüm bulmaya çalışıyorum, çünkü yıllarca işportacılık yapıp kitap aldım, hatta kanımı satıp kitap aldığım oldu. Kitap o günlerde de pahalıydı.

İlk iki yüz/üçyüz kitabımı medya sayesinde edindim, işte bu hikayemi gençler de öğrenmeli. 1976/1981-82 yıllarında 5/6 yıl Milliyet'in Ankara matbaasında teknik olarak çalışıyordum, dizgicilikten bobin taşımaya, sayfa sekreter yardımcılığından telefondan haber geçmeye kadar.

Nilgün Tarkan adında bir sendika temsilcimiz vardı ve o günlerde memurlar iyi maaş aldığı halde bizler memurlardan dahi üç kat fazla maaş alıyorduk.

Her şey Abdi İpekçi'nin öldürüldüğü o akşam vakti başladı. Her günkü işim İpekçi'nin yazısını teleksten alıp dizip, tashihini yapıp, sayfaya yerleştirmek, italik, dokuz punto. Hafızam yanılıyor olabilir ama galiba o gün İran'da devrim olmuştu. Önce telefondan, sanırım altı sularında, sonra teleksten flaş flaş flaş... İpekçi'nin öldürüldüğü haberi geldi. Gazetemizin baş yazarı öldürülmüştü. Daha yirmi dakika önce onunla burada konuşulmuş, talimatlar alınmış, manşetler bağlanmış ve İpekçi gazeteyi gececilere emanet edip gitmişti.

İpekçi, kibar fakat çok titiz çok sert biri olarak bilinirdi. Diktatördü diğer adı. İş disiplininin ağırlığını espriyle dile getirmek için bazen çok kaba şakalarla 'kim vurduysa maaş bağlayalım' dahi denmiştir. İpekçi'nin ağır disiplininden tir tir korkan ve fakat kendisine hayran gazetecilerdi bunlar. Çok geçmeden gazete satıldı. Bu esprileri yapan ağbiler artık 'İpekçi'yi değil bizi vurmuşlar!' demeye başladı.

Gençler de öğrensin diye yazıyorum, o günlerde İpekçi isminden daha büyük bir kahraman vardı gazetecilik aleminde. Hani, haşa Allah diyeceğim, günaha girerim. Bütün basınımızın dakika dakika izlediği, dualar ettiği, yalvardığı, yakardığı ve telefonla saniye saniye takip ettiği şeyin adı: SEKA'ydı...

SEKA bir tanrıydı. Bobinlerin gelmesi. Yetişmesi. Eksik bobin kalması. Piyasadan acilen bobin aranması. Gazete içinde en büyük bomba haber şöyle bir şeydi: 'SEKA'dan kamyonlar gelmedi!.. Yer yerinden oynar. Gazeteciler, matbaacılar kara kara düşünür. Başlar eğilir. Herkeste mahzunluk. Yazıişlerinden bobincisine kadar herkes matbaanın içinde rotatiflerin yanına doluşur. Artık gazeteler için haberin, manşetlerin, olayların hiçbir hükmü, acelesi önemi yoktur.

Şaşkınlığım şu: SEKA'nın kapatılmasına acımayacak kadar vahşi liberallerden olabilirsiniz. Ama SEKA isminin bu ülkedeki her gazetecinin ilk gençlik yıllarında fazlasıyla etkili, duygusal ve romantik ilişkileri vardır!

Sonra gazete satıldı. Gazetecilikten anlayanlar öldürüldü, kağıt işinden anlayanlar geldi. Sendikalar, temsilciler dağıldı ve patronun adamlarıyla iyi geçinenler ayakta kaldı. Ben basit bir teknik adamım. Niyeyse bilmiyorum patronun adamlarına karşı içimde bir öfke oluşmuştu.

Yeni patronun adamları geldi ve fazlasıyla gayretli çalıştığımı ve benimle yine çalışmak istediklerini söylediler, ama cümleleri şöyleydi: 'Hey sen, sana paranı ödeyip çalıştıracağız!'...

Ağrıma gitti. Bu yukardan emrivaki havaya bozuldum. Ve şöyle dedim: 'Ben işimi yaparım sonra para alırım!'... 'Beni parayla çalıştıramazsınız, ceketimi alır giderim!'... Onlar gülerek yineledi: 'Paranı basar seni de çalıştırırız!'... Ceketimi alıp çıktım.

Sonra bu gazetenin Korkmaz Yiğitler'e satıldığını hepimiz gördük. Üniversite yıllarımda tüm geceleri bobinlerin üzerinde hurda kağıtlarından battaniye yaparak sabahlayarak geçmişti, şüphesiz ben de ağlayanlar arasındaydım. Çünkü Bülent Ecevit'ten Örsan Öymen'e kadar onlarca yazarı, siyasetçiyi oradan tanımıştım...

Sonrası malum. Dünya tarihinin gelmiş geçmiş en büyük soygunu medyamız tarafından gerçekleştirildi. Türkiye basını on yıllar boyu sustu. Yüzlerce köşe yazarı tarihin bu en büyük soygununa karıştı, kimi sessizliğiyle bulaştı. Bugün dahi yüzünü en çok tanıdığınız ismini en çok bildiğiniz yazarlar, spikerler bu soygunun içinden geliyor. Utancından Uganda'ya kaçan olmadı. Ama soygunun adı: Dünya tarihinin gelmiş geçmiş en büyük soygunu: 80 milyar dolar olarak kaldı.

Sorun patronla ilişkili olunca, benim de aklıma bazen gelir gider... Henüz genç bir teknik elemansın, seni onurlu konuşmaya iten şey neydi? Neyime güveniyordum?

Kabadaylığıma sebep neydi? Bunu düşündüm. Böyle onurlu, ahlaklı işlerden bana ne? Ben basitce işini yapan teknikerim. Bu ahlaklı devasa konularla gazeteciler, büyük yazarlar uğraşmalı...

Galiba şöyle bir şey. Bazen, kurumları, sokakları, dünyayı ve konuşmalarımızı ve tartışmalarımızı, derinden ve yüksekten bir atmosfer kaplar. Siz de o atmosfere kapılır gidersiniz.

O yıllarda dünya böyleydi. Henüz hayatın hiçbir problemi hakkında derinliğine bilgim yoktu. Ama niyeyse, boyun eğmemek, direnmek gibi bir şey öğrenmişim, etrafımdaki gazetecilik atmosferinden!

Bildiğimden değil. Yazarların konuşmalarını yakından duyuyor, ağızlarının içine bakıyordum. Bir hevestir onlara özenmişiz işte...

O atmosfer çoktan dağıldı. Şimdi başka tür bir atmosfer... Bu atmosferi Hıncal Uluç'un şu sözleri iyi özetliyor! Patronu hakkında şaibeler ayyuka çıkınca yazmıştı: 'Valla benim vicdanım rahat, mışıl mışıl uyuyorum!' demişti...

İyi de biz uyuyamıyoruz.

Anladım ki bizler başka bir göğün altında hayata başladık, bu atmosfere ayak uydurmak zor.

İsa'nın mabede girince söylediği şey: 'Burada mabedden de büyük biri var!'...

Artık medyada, medyadan da basından da gazetecilikten de büyük birileri var. Hayatın ve olayların akışını rahat bırakmayan ve 'kader' gibi konuşmayı seven birileri!... Mabedin içinde ne kadar ağlayıp yırtınırsanız faydasız. Mabedin sahibinin iradesini etkilemeniz mümkün değil. O halde mabed niye var.
 

 

Akşam

10/02/2005


 
İlgili Bağlantılar
· Nihat Genç Sitesi
· Doğu Konferansı Galerisi
· Skytürk Konuşmaları
· Daha fazla Nihat Genç
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Nihat Genç:
Sorularınız ve cevapları birinci bölüm


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa


İlgili Haberler

Sorularınız ve cevapları ikinci hafta son bölüm
Sorularınız ve cevapları ikinci hafta birinci bölüm
Sorularınız ve cevapları ilk hafta son bölüm...
Orhan Pamuk ve Nobel
EY İRAN ZENGİN VE GÜZEL ÜLKE
Köpekleşmenin Tarihi'nden: İhtişam ve sefalet
Sorularınız ve cevapları birinci bölüm

"SEKA" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke