Nihat Genç’in suçu ne?
Nihat Genç’i tanıyoruz. Günümüz edebiyatının en önemli
hikayecilerinden biri.
Son derece çarpıcı romanlar, hikayeler yazdı. Biz de onun hikayelerini merakla,
heyecanla, sevinerek, şaşırarak okuduk.
Nihat Genç, edebiyatın çok ama çok cazip, şenlikli, pırıltılı, berrak, mukaddes
bir
alan olduğunu gösterdi bize.
Hayatımızda, gözümüzün önünde olup da, gerçek nitelikleriyle ele alamadığımız,
derinlemesine kavrayamadığımız birçok olayı, onun hikayeleri sayesinde sonuna
kadar anladık. Zihnimiz açıldı,
ufkumuz açıldı, ferahladık, güçlendik...
Nihat Genç’in, İhtiyar Kemancı adlı hikaye kitabında İftira adlı bir hikaye
vardır. Orada, köye tayini çıkan bir doktorun ağzından, köyde olup bitenler
anlatılır. Ayaklı gazeteler,
meraklar, şüpheler, fikir yürütmeler... ve işte
bunlar gibi birçok şeyin, köyde nasıl da dallanıp budaklandığı, bir söylenti
motorunun takır takır çalıştığından bahsedilir. Her ev, her göz, her ağız, her
kulak köyün iftira, söylenti, çamur atma
mekanizmasının önemli bir parçası
gibidir. Derken, bizim doktora bir iftira atılır. Ve zavallının hayatı altüst
olur. Annesi kalp krizi geçirip oracıkta düşer ölür. Ablasının dili tutulur.
Kendi halinde, eğlence arayan, zararsız köylüler,
eğitimli, görgülü bir adamı
bir saman yığını gibi oracıkta ateşe vermişlerdir. Doktor beyin işini
bitirirler. Püf. Bitti.
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz gibi beylik sözler de bu söylenti çarkını
yağlar, hızlandırır. Dedikoduya
karşı bir silah yok. İcat edilememiş. Çamur
atılıyor ve izi de kalıyor. Berbat bir şey.
İşte, Nihat Genç’in başında da böyle bir dedikodu belası varmış meğer. İftira ve
dedikodunun inceliklerini, köklerini, psikolojisini,
fonksiyonlarını anlatan
büyük hikayeciye, sıkı durun, “katil” diyorlarmış meğer!
Bunu duyunca şoke olduk. Kırk yıldır tanıdığımız, kitaplarını şerbet gibi
içtiğimiz Nihat Genç hakkında bu söylenti bize ulaştığında
afalladık, şaşaladık,
bayılacak gibi olduk. Olay şu: 12 Eylül 1980 öncesinde, yani bundan 25 sene
önce, Nihat Genç henüz 25 yaşındayken, Fatsa’da çıkan olaylarda güya Nihat Genç
bir adamı öldürmüş ve birkaç kişiyi de
yaralamış! Yalan tabii. Daha doğrusu, o
olaylara karışan Nihat Genç adında bir adam var imiş, fakat sadece isim
benzerliği, yazar Nihat Genç’le ilgisi yok.
Yine de, araştırınca gördük ki, yazar Nihat Genç hakkında,
onun vaktiyle elini
kana bulamış bir çılgın olduğunu düşünen, zanneden epey insan varmış. Bu
yanılgının kaynağı da Fatsa’da yaşanan çatışmaları anlatan bir kitap. Kitapta
Nihat Genç adını görenler, “A-ha! Nihat Genç
caniymiş!” diye, masum bir yazarı
otomatikman kasap sanıvermişler. Bu zanlar, meraklar, “vay vay”lar, “hımm”lar,
“o-hoo”lar... zamanla büyümüş. Belki birilerinin işine de gelmiş, Nihat
Genç’in
katil olduğunu düşünmek...
Nihat Genç’i ekranda konuşurken izleyenler, onun heyecanlı ve sert üslubuna
bakıp “Evet, bu adamın kesin 20-30 leşi vardır” diye mi düşünüyor acaba?
Genç’in
yazılarındaki coşkulu, haykırışlarla bezeli üslup birilerini yanıltıyor mu? Oysa
Nihat Genç, yazılarında ve konuşmalarında ne kadar sert, celalli, öfkeli olsa
da, günlük hayatında, insanlarla ilişkilerinde o derece munis,
yumuşakbaşlı,
centilmen, kibar, nazik biridir. Fıkralar anlatır, türküler mırıldanır. Kelebek
gibi renkli, hafif, dervişmeşrep biridir.
Nihat Genç hakkındaki belalı dedikodunun analizine, tarihine, gelişimine
eğildik. İlgililerle görüştük ve
olayı çözdük.
Herkese geçmiş olsun.
GERÇEK HAYAT - 13 OCAK 2005
İKİ NİHAT GENÇ VE BİR BÜYÜK BELA
Solcu gençler, Yazar Nihat Genç’i neden
“katil” sanıyor? Ünlü gazeteci Rıdvan
Akar, Nihat Genç’ten niçin özür diledi? Nihat Genç, hiç gitmediği Fatsa’da
birinin canına kıymış olabilir mi?
Hangi kitap bu yanılgılara, şüphelere, dedikodulara
kaynaklık etti? 1989’da
yayınlanan bir kitapta, Nihat Genç adında, Fatsa’da cinayet işlemiş bir adamdan
bahsediliyor! Kimileri de, bu Nihat Genç’in, yazar Nihat Genç olduğunu
zannediyor! Ünlü gazeteci Rıdvan
Akar bile mesela!.. Olayı dedektif gibi
araştırdık ve bu enteresan hikayenin sırrını çözdük. Yazar Nihat Genç, Fatsa’ya
gitmemiş bile. Fakat...
Aralık ayının son Cuma günü, yazar Nihat Genç, haftalık konuşmalar
yaptığı,
Serdar Akinan’ın SKY-TÜK kanalındaki Ne Var Ne Yok adlı programında, yazar Orhan
Pamuk’u sertçe eleştirdi. Bu eleştirinin anlaşılmaya, tartışılmaya değer yönleri
olduğu muhakkak. Fakat konumuz şimdilik bu
değil.
Nihat Genç'e Bilmeden Haksızlık Ettim RIDVAN AKAR:
Nihat Genç’e bilmeden haksızlık ettim
Yazar Nihat Genç’in, 1980’deki Fatsa olaylarına
karıştığına dair bir söylenti
var mı?
Var. Sol çevrelerde böyle bir söylenti, öteden beri dolaşıyordu. BirGün
gazetesinde Nihat Genç’in ismini vermeden kaleme aldığım, fakat onunla ilgili
olan yazımı tamamlamadan
önce, Devrimci Yol davasından sanık olan arkadaşlarla
konuşup, Nihat Genç’in Fatsa’daki olaya katılıp katılmadığını sordum.
Ne dediler?
Böyle bir şey duyduklarını ve olaya katılmış bir Nihat
Genç’in varlığından
haberdar olduklarını söylediler. Ben de bu arkadaşların onaylaması üzerine bu
vurguyu yaptım. Yazımda “Biz onu Fatsa’dan tanırız” dedim yani.
Sonra ne
oldu?
Nihat Genç beni aradı ve Fatsa’ya hiç gitmediğini söyledi. Konuştuğum
arkadaşlardan biri: Ünye MHP davasından sanık bir Nihat Genç olduğunu, bu şahsın
bir öldürme ve bir yaralamadan sanık olduğunu ve
aynı koğuştan yattıklarını,
Ünye’nin bir köyünden olan bu Nihat Genç’in okuma yazma bile bilmediğini ve
kesinlikle yazar Nihat Genç olmadığın ifade etti.
Şaşırmış olmalısınız.
Ve de mahcup
oldum. Bu durumda ben Nihat Genç’e karşı bir haksızlık etmiştim. O
haksızlığı da tashih etmem lazımdı. 6 Ocak’ta da açıklama yayınlaşıp özür
diledim kendisinden. Farklı görüşlerden olmak başka, saygı göstermek
başka...
Konumuz şu: Gazeteci - televizyoncu Rıdvan Akar, BirGün gazetesinde, 3 Ocak 2006
Salı günü yayınlanan Bir Gün Faşistin Biri başlıklı yazıda, Nihat Genç’in adını
anmaksızın, Orhan Pamuk, 301.
Madde, Ermeni Konferansı vs. hakkındaki
görüşlerine itirazlar yöneltti ve “Biz, onu Fatsa’dan tanırız. ‘Maskesi’ asıl
şimdi düşmeye başladı” dedi.
Ne demekti bu? Babası Trabzonlu,
annesi Erzurumlu olan ve Ankara’da ikamet eden
Nihat Genç’in Fatsa’yla ne ilgisi olabilirdi ki?
Derken, iki gün sonra, 5 Ocak 2006, Perşembe günü, Rıdvan Akar, BirGün
gazetesindeki köşesinde, Açıklama
başlığı altında bir yazı yazarak, Nihat
Genç’ten özür diledi: “Fatsa Dev Yol davasından yatan arkadaşlarla konuştuğumda,
Ünye MHP davasından bir Nihat Genç olduğunu ve bu şahsın bir cinayet ve
yaralamadan yattığını
anlattılar. Adı geçen Nihat Genç ile yazar Nihat Genç’in
aynı kişi olmadığını teyit ettiler. Bu bilgiler doğrultusunda yazının Fatsa ile
ilgili son iki satırından dolayı yazar Nihat Genç’ten özür
dilerim”
FATSA’DA NE OLMUŞTU?
Ordu’nun ilçesi olan Fatsa, 12 Eylül öncesinde, sosyalist Dev-Yol fraksiyonuna
mensup kimselerin etkili oldukları bir yerdi. Belediye Başkanı
seçilen Fikri
Sönmez [Terzi Fikri olarak da anılır], Fatsa’da müstakil, özerk bir yapılanma
gerçekleştirilmesine öncülük etmişti. Fatsa, ‘Kurtarılmış Bölge’ idi. Yani, o
dönemin kendine mahsus karmaşası içinde,
belli grupların hakimiyet kurdukları ve
kendi anlayışları çerçevesinde düzenledikleri yerlerden biri. Askerin, polisin
giremediği ya da denetleyemediği, devlet kurumlarına alternatiflerin üretildiği
bir yer... Zamanın başbakanı Süleyman
Demirel, Fatsa’daki duruma müdahale
edilmesinden yanaydı. Milli Güvenlik Kurulu’nda “Fatsa Cumhuriyeti” tabirini
kullanmıştı. O karmaşa içerisinde, Fatsa’daki AP, CHP ve MSP ilçe başkanları
“Biz burada bir problem yaşamıyoruz. Fatsa’da kan dökülmüyor. Buraya operasyon
yapılmasına gerek yok” gibi açıklamalar yapmışlardı. Öte yandan, kimileri de
Fatsa’daki durumun, bir Sovyet işgaline
zemin hazırlamak anlamına geldiğini
iddia ediyorlardı. 9 aylık bir sürecin ardından, 11 Temmuz 1980 günü Fatsa’ya
Nokta Operasyonu düzenlendi. Silahlı kuvvetler ve emniyet birimleri Fatsa’ya
girdiler. 390 kişi gözaltına
alındı. Bu sert müdahale sırasında, silahlı
güçlere, sivil “Maskeli Muhbirler” eşlik etti. Maskeliler, Fatsa’daki solcu
liderlerin ve örgüt üyelerinin yakalanmasına önayak oldular. Fatsa’da bir
direniş başladı. Ve
resmî güçlerle halk birbirine girdi. 15 kişinin öldüğü
olaylar sırasında, birçok kavga, dayak, yağma olayı yaşandığı belirtiliyor...
Fatsa’daki olaylar üzerine türküler yakılmış, şarkılar, şiirler, kitaplar
yazılmıştır. Bugün AK
Parti’nin yönettiği Fatsa hâlâ kimilerinin gözünde bir
kale, bir anıt, bir kutsal toprak; kimileri içinse rahatsızlık veren, kuşkulu
bir yerdir.
İşte, Rıdvan Akar’ın Nihat Genç hakkında “Biz, onu
Fatsa’dan tanırız. ‘Maskesi’
asıl şimdi düşmeye başladı” demesi, Fatsa’daki Maskeli Muhbirler’le alakalıdır.
Yani, Nihat Genç’in yüzüne maske takıp Fatsa’daki operasyona
katıldığını
belirtmiş. Evet, sonra da özür diliyor.
NİHAT GENÇ’İN EN BÜYÜK KABUSU
Nihat Genç’le görüştük, kendisine sorduk: “Nihat Bey, biz sizi, romanları,
hikayeleriyle
yüzümüzü ağartan, gönlümüzü şenlendiren usta bir yazar, bir
edebiyatçı olarak tanıyoruz. Rıdvan Akar ise hakkınızda önce ‘Biz onu Fatsa’dan
tanırız’ dedi, sonra da özür diledi sizden. Bütün bunların anlamı
ne?”
Nihat Genç’e bir dokunduk, bin ah işittik. Meğer bu Fatsa ithamı, Nihat Genç’in
en büyük kabusuymuş.
Her nasılsa, 12 Eylül öncesinde sağ görüşlere yakın duran Nihat Genç’in,
Fatsa’daki Nokta Operasyonuna iştirak eden maskeli muhbirlerden biri olduğu ve
Fatsa’da birini öldürdüğü, birkaç kişiyi de yaraladığı söyleniyormuş!
Nihat Genç, gittiği birçok yerde, kendisine bu konuda
sorular sorulduğunu ya da
insanların ona surat asıp “Cani, katil, faşist” muamelesi yaptıklarını
belirtiyor. Bu dedikodu, iftira, söylenti, efsane, uydurmaca, mesnetsiz rivayet,
muğlak hakaret, ağır itham karşısında insanlara
dil dökmek zorunda kaldığını
ifade ediyor. Her defasında “Yahu arkadaşlar, nereden çıkarıyorsunuz bu sözleri,
ben katil filan değilim, hayatımda Fatsa’ya ayak basmadım. Trabzon’a giderken
otobüsün
penceresinden gördüm Fatsa’yı, hepsi bu” demek zorunda kaldığını
söylüyor.
TESADÜF, DEDİKODU, SÖYLENTİ, İMA...
Nihat Genç, önce bu Fatsa iddiasına gülüp geçmiş. Sonra bu
şayia, adeta bir
lanete dönüşmüş. Söylentiye karşı bir önlem alınamıyor. Milletin ağzı torba
değil, büzülemiyor. Dedikodu, hızla kana karışıyor, kulaktan kulağa, ağızdan
ağza salgın gibi hızla yayılıyor. İftirayı karantinaya almak mümkün
değil.
İftira mı, şüphe mi, lak lak mı, geyik mi ne, belli değil. Zehirli gaz gibi,
göze görünmüyor; kimin aklında, kimin dilinde, kimin kafasında bilinemiyor...
Araştırdık ve farkettik ki, Pertev Aksakal’ın Bir Yerel
Yönetim Deneyi: Fatsa
adlı kitabında, Fatsa’da olanlar anlatılıyor ve Nihat Genç adı zikrediliyor.
1989’da, Simge Yayınları’ndan çıkan kitabın yazarı Pertev Aksakal ile görüştük.
Aksakal’ın, konuyla ilgili
açıklamalarını bu dosyada kutu içinde ilginize
sunuyoruz.
Velhasıl, 16 senedir, Nihat Genç’in Fatsa’daki operasyona katıldığını
zannedenlerin kesinlikle yanıldığını anladık.
12 Hazıran 2005 Pazar günü
yayınlanan Radikal 2’de Ahmet İnsel imzalı Fikir
Özgürlüğü Nedir? Başlıklı yazının üçüncü paragrafında “12 yıl önce, Nihat
Genç’in roman ve hikayelerini basma kararı alındığında geniş bir çevre
İletişim’i
kınamış, tescilli bir faşisti basmanın yayınevine yakışmadığını
çeşitli fırsatlarla ifade etmişti” deniliyordu. Ahmet İnsel’le görüşme imkanı
bulamadık. Fakat Nihat Genç’in sicilinde onu test edilmiş, onaylanmış bir faşist
kılan ne vardı? Acaba, İnsel “tescilli faşist” sözüyle, Fatsa olayına mı
gönderme yapıyordu?
Nihat Genç, bugün, “15 yaşında çocuklara bakıyorum, hepsinin bir ideolojisi var,
benim yok, 50 yaşıma geldim,
bir ideolojiye bağlanamadım” diyor. Ve kendini
“vatanını seven bir kardeşinizim, bu toprakların çocuğuyum” şeklinde tanımlıyor.
Özetle, 1980 Temmuzundaki Fatsa operasyonu sırasında, Nihat Genç
adında birinin
orada bulunduğunu öğrendik. Bu adam, hakikaten de cinayet ve yaralamadan mahkum
olmuş. Fakat, yazar Nihat Genç’le hiçbir ilgisi yok. Okuma yazma bile
bilmediğini öğrendik. Hikayelerini severek okuduğumuz
Nihat Genç, bir zamanlar
sağ hareket içinde yer almış olsa da, kimsenin canına kastetmiş değil.
Pertev Aksakal, Rıdvan Akar, Ömer Laçiner ve elbette Nihat Genç’le görüştükten
sonra, tamamen emin olduk ki, bu ağır
itham bütünüyle asılsızdır, yanlıştır,
yalandır. Allah hepimizi kuru iftiradan, dedikodudan, paparazzilerden ve şerli
muğlaklıklardan muhafaza buyursun.
Yazar NİHAT GENÇ: Bana “katil”
diyorlar!
Gençliğim edebi ve militan dergiler çıkarmakla geçti. Bu, 25-26 yaşıma kadar
sürdü. Son çıkardığım dergilerde, içinde bulunduğum fikrî yapıyı sıkıca
eleştirip ayrıldım. Sanırım bu topraklarda, içinde bulunduğu
siyasi yapıyı benim
kadar dobra eleştiren bir başka yazar yoktur. Ve zaten 50 yaşıma kadarki süreç
boyunca da sağcılığın eleştirisiyle uğraştım. Bu topraklarda hiçbir yazar, sağ
zihniyeti benim kadar eleştirmemiştir. Buna mukabil,
soylu bir kavram olan
“vatanseverlik”i kendime daha uygun buldum.
Ben çok sıkı ve süratli daktilo yazdığım için, çıkarttığım bütün dergilerin
dizgi sorumlusu bendim. Zaten Milliyet gazetesinin teknik servisinde de 5-6
yıl
çalıştım. Ama sadece dizgi değildi tabii. Pikaj, montaj, basım, bobin
kağıtlarını tüccarlardan satınalmak, baskıdan sonra hurdaları toplayıp eskiciye
satmaya kadar ve bir yığın imzasız yazı yazmaya kadar bu dergilerin her şeyinde
vardım.
HER ŞEY 15 SENE ÖNCE BAŞLADI
10-15 yıl önceydi galiba, solcu, Dev-Yol’cu yazar Pertev Aksakal, bir kitap
çıkarttı. Ve bu kitapta, Dev-Yol’un Fatsa mücadelesini
anlatıyor. Bu kitap,
bütün halkevlerinde demirbaş gibidir, gidin, bulursunuz. Orada şöyle bir cümle
var: “Yüzbaşı Nihat Genç, Fatsa’daki operasyonlarda bulundu”!!! Bu cümleyi
okuyunca gülmekten yıkıldım. Ama
bu cümlenin başıma felaketler açacağını hiç
tahmin etmiyordum. Bu cümle, bir vakit, arkadaş toplantılarında geyik
çevirmemize sebep oldu. Ama sonra felaketler zinciri başladı. Birçok büyük solcu
derneğin başındaki insanlar, ciddi ciddi
bu Nihat Genç’in ben olduğumu söyledi;
bazıları üstüme yürüdü, bazıları cephe aldı, bazıları özel seminerler verip
bütün solcu çocuklara bu yalanı gerçekmiş gibi anlattı. Özellikle yazar ve aydın
çevresinde, bu dedikodu
yoğunlaştı ve etrafımı sarmaya başladı. Etrafımdaki
arkadaşlara, “Ya gülmekten öldürmeyin beni, ne alakası var?” demekten bana gına
geldi.
***
“Yazar Nihat
Genç’in olayla ilgisi var mı bilmiyorum” PERTEV AKSAKAL
[Bir Yerel Yönetim Deneyi: Fatsa adlı kitabın yazarı]:
“Yazar Nihat Genç’in olayla ilgisi var mı
bilmiyorum”
Nihat Genç’in Fatsa’daki operasyona katıldığına dair şayia, 1979-1980 arasında
Fatsa Belediyesi Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı olarak görev yapmış olan
Pertev Aksakal’ın kitabı
dolayısıyla yayıldı. Pertev Aksakal’la bu olayı
konuştuk.
Kitabınızda, 1980’deki operasyona katılanlar arasında Nihat Genç’in de olduğunu
yazmışsınız. Nedir bu?
Nihat Genç’in
adı kitabımda var, evet. Maskeli muhbirlerle birlikte anılıyor
adı. O zamanki ülkücülerden biri.
Yazar Nihat Genç’le hiç tanıştınız mı?
Hayır, Nihat Genç’in kendisini tanımıyorum. Kitabımda adı
geçen Nihat Genç, bir
başkası da olabilir. İsim benzerliği olabilir. Fatsalı arkadaşlar bilirler.
Fatsa’da Nihat Genç adında birinin operasyonda rol aldığını nasıl öğrendiniz?
Nihat Genç ismini o dönemin
tanıklarından işitmiştim. Bugüne kadar, bu ikisi
aynı Nihat Genç’tir diye bir şey de duymadım. Onu sormak lazım.
Yani, Nihat Genç adını kayıtlarda görmediniz mi?
Ortak imzalanmış bir savunma
metninde geçiyor bu isim. Fatsa’daki olayda maskeli
muhbirlik yapmış bir Nihat Genç var, o kesin.
Peki, kitabınızı okuyup da size “Adını andığınız Nihat Genç, yazar olan Nihat
Genç mi?” diye soran
çıkmadı mı bugüne dek?
Bana sordular. Hatta bir arkadaşım vardı, Nihat Genç’in yazılarını severek
okuyordu. Ona sempati duyuyormuş. Gitmiş, Nihat Genç’e sormuş, “Fatsa’daki Nihat
Genç
siz misiniz?” diye. O da “Alakam yok” demiş.
Kitabınızın yeni baskısında, buradaki Nihat Genç’in yazar olanla alakası yok
türünden bir not düşecek misiniz?
Belki yazabiliriz.
Gerekli olursa. Bugüne kadar öyle bir derdimiz olmadı.
Değilse değildir, oysa odur.
Siz, Nihat Genç’in hikayelerini okuyor musunuz?
Birkaç yazısını okudum. Çok okumuş değilim. Madem bu kadar
sordunuz bir bakayım
ben de.
Yukarıdaki söyleşiden sonra, Pertev Aksakal, olayı araştırıp bizi aradı ve şu
açıklamada bulundu:
Dev-yol davasından mahkum olmuş bir arkadaşımız olan Ahmet
Özdemir’le temas
kurdum. O, Fatsa’daki Nihat Genç’le Amasya’da, askerî cezaevinde aynı koğuşta
hapis yatmış. Ve bana, olaylara karışan Nihat Genç’in, yazar Nihat Genç
olmadığını, sadece bir
isim benzerliğinin söz konusu olduğunu söyledi. Böylece
ben de durumu öğrenmiş oldum.
***
Galiba benim yazarlığımın yıldızı fazla parlıyordu. Bunu, bu isim benzerliğini,
yani bu iftirayı, gizlice bana karşı
kullanmaya çalıştılar. Ama ben safça hâlâ
bundan habersizdim. Mesela, Ahmet İnsel, sanki bu olayı ima eder gibi hakkımda
“tescilli faşist” tabirini kullandılar.
BİR TEK RIDVAN AKAR DELİKANLI
ÇIKTI
Ve sonra, Rıdvan Akar gibi düzgün bir gazeteci dahi, bana hücum ederek beni
eleştirdiği bir yazıda, “Biz onu Fatsa’dan tanırız” cümlesini kullandı. Yahu
kardeşim, Fatsa’dan bana
ne? Ben Fatsa’yı, Trabzon otobüslerinin penceresinden
gördüm. Bana atılan bu iftira 10-15 yıl boyu, bu çevrede beslendi, bereketlendi,
dedikodulaştı ve yılan gibi, dev bir ahtapot gibi kollarımı sardı.
İçlerinde tek delikanlı
Rıdvan Akar çıktı. Çünkü sadece o Fatsa’ya telefon edip,
oradaki Nihat Genç’i öğrenmek istedi. Ve yanlışlığı görünce, benden özür diledi.
Ve BirGün gazetesinde bu özrünü yayınladı.
BANA
“KATİL” DİYORLAR!
Şimdi bu hikaye sizin hoşunuza gidebilir. İsim benzerliği, tesadüf, yanlışlıklar
dizisi... Ancak, bu hikayede bana katil diyorlar. Beni cinayetle suçluyorlar. Bu
suçlamayı imayla,
gizlilikle, dedikoduyla çoğaltıyorlar. Onlara söyleyeceğim şey
şudur: Ölene kadar yakanızı bırakmayacağım! Ben hiçbir derneğe üye olmadım.
Hayatım boyunca hiçbir yerden burs, kredi, para almadım. Yeri geldi sokakta
işportacılık
yaptım, yeri geldi pazarcılık yaptım, yeri geldi garsonluk yaptım,
ama yazarlığım boyunca kimseye boyun eğmedim. Ve üstelik bir gün boyunca yiyecek
bir çeyrek ekmek bulamadığım günlerde, Star gibi gazeteler köşk alacak kadar
para teklif etti bana. Kabul etmedim. Bugün dahi, 200 binin üstünde tirajı olan
bir gazete bana başyazarlık teklif etti. Ama ben yazarlık onurum için,
bağımsızlığımı korumak uğruna, hiçbir yere gitmedim. İlk kitabımı çıkardığım
günden
bugüne 17 yıl geçti, kitaplarımı tanıtmak için bile o televizyon bu
televizyon koşmadım, ona buna gitmedim. Ben bir şoför çocuğuyum. Hepiniz, bu
yazıyı okuyanlar ve bu iftirayı atanlar, herkes, bir yoksul yazarın hikayesini
dinliyor. Bir
yoksul çocuğun hem edebî kavgada, hem siyasi kavgada hiç kimseye
eyvallah demeden, göz yaşartıcı savaşını izliyor. Çünkü kitaplarımın büyük
tirajı ortada. Televizyon konuşmalarıma büyük ilgi ortada. İftira insanlık
suçudur. Orhan
Pamuk hırsızlık yapıyor, başka bir kitaptan kendi kitabına
sayfalar alıyor, onun hırsızlığını örtüyorlar. Ama ben yoksul bir memleket
evladıyım. Bana cinayeti ne kadar güzel, ne kadar kolay yakıştırıyorlar.
BEYAZ KAĞIT
ÜZERİNDE SAVAŞ
Evet, ben bir cinayet işledim: Onlardan izin almadan, yüzbinlerin yazarı oldum
ve şimdi o yüzbinlerin kırbacıyla, bu sözümona bilmiş, gizli hesaplı insanları
kırbaçlıyorum. Hayatım boyunca da
kırbaçlayacağım, terbiyesiz adamlar!
Utanmadan, bir yoksul yazara, katillik suçlaması yapıyorsunuz. Şu pisliklere
bakın!
Ben, yazarlığın filozofisiyle 50 yaşına geldim. Kişilikte yumuşak, ama
fazlasıyla saf, ve sade, ama
fikirde, bir meydan savaşı kadar acımasız, bir
terkibim var. Tabii ki kavga sokakta değil, beyaz kağıt üstünde olacaktır. Beyaz
kağıt, meydan savaşlarının fotokopisidir. Eğer öfkelerimizi beyaz kağıda
dökebilirsek, sokaklar huzur içinde
olur. Ama fikri, düşüncesi, kelimelere
hükmedişi, çok zayıf olan insanlar, torpil arar, para babası arar, ‘solcu tekke’
arar, ideoloji arar ve ağabey arar. Ve bunların müsaade ettiği kadar konuşur.
Ben bu ülkeye, bağımsız ve
yalnız yazarlığın ne olduğunu göstermeye geldim.
Toprağımdan başka dostum yoktur. Şimdi bu satırları okuyan okuyucular, benim
gibi bir yoksul yazara ne denli ağır iftiralarla saldırdıklarının sebebini bir
sorsunlar.
KELİMELERİN GÜZELLİĞİYLE...
Sebebi şudur: Beni kelimeler uçuruyor. Ben Türkçe’nin büyük meydan savaşında,
tugayını ordusunu hepten kaybetmiş ve bir garip kanyona
sıkışmış, üçbeş kişilik
bir manganın komutanı gibi savaş veriyorum. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Ben bu
iftiraların, ya da sessiz kalarak bu iftiralara katılanların ya da imada
bulunanların hakkından, kelimelerin güzelliğiyle
geleceğim.
Niçin bu iftirayı yaptıklarını seziyorum: Onbinlerce solcu çocuk Nihat Genç’i
okumaya başlayınca ödleri koptu ve önümü kesmeye çalışıyorlar. Niçin bu iftirayı
yaptıklarını seziyorum: 25 yıldır bir yazar
çıkartamadılar. İşte Orhan Pamuk,
işte Ahmet Altan, işte Tuna Kiremitçi ve bunlara benzer bir yığın zavallı. Oysa
ben, bir neslin yazarıyım. 1980 sonrasında hiçbir yazar benim kadar büyük
kitleleri arkasın alamadı. Yani bir nesil
yazarıyım. Ve bu kuşak, en çok benim
hikayelerimi okuyor, en çok benim kitaplarıma bakıyor. İftiracıların
hazmedemedikleri bu.
Bu beyefendilere söyleyeceğim şu: Oturup eser yazsınlar.
Torpille, iftirayla zaman
harcamasınlar.
8sutun.com
MURAT MENTEŞ
Nihat Genç'e soru sormak için tıkla
www.nihatgenc.com