Nihat Genç
Ana sayfa
Arşiv
Arama
Metin Hali
Metin Gönder
Tavsiye Edin
İletişim

Reklam


Reklam



Site içi Arama



Eskimez Yazılar
17.07.06
· Ece Temelkuran'a yanıt!
· Engin Ardıç'a yanıt!
26.05.06
· Karakutu Tv'ye 6 yeni klip eklendi.
12.05.06
· Söyleşi
10.05.06
· Karakutu Tv'ye 7 yeni klip eklendi.
16.02.06
· Müslümanlık eğilmiyor, bükülmüyor bunu gördüler
17.01.06
· Nihat Genç bir iftiradan kurtuldu
04.01.06
· Skytürk'te 30 Aralık Cuma Günü Yapılan Nihat Genç Söyleşisi: Orhan Pamuk Üzerine
09.11.05
· ARAPLAR İNSAN DEĞİL Mİ?
23.09.05
· Nihat Genç'le Söyleşi

Eski Haberler

Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Google Arama

Karakutu.Com - Arama


Nihat Genç: Nihat Genç bir iftiradan kurtuldu
Tarih: 17.01.2006 Saat: 05:50 Gönderen: karakutu
 

Nihat Genç’in suçu ne? 

Nihat Genç’i tanıyoruz. Günümüz edebiyatının en önemli hikayecilerinden biri. Son derece çarpıcı romanlar, hikayeler yazdı. Biz de onun hikayelerini merakla, heyecanla, sevinerek, şaşırarak okuduk.
Nihat Genç, edebiyatın çok ama çok cazip, şenlikli, pırıltılı, berrak, mukaddes bir alan olduğunu gösterdi bize.

Hayatımızda, gözümüzün önünde olup da, gerçek nitelikleriyle ele alamadığımız, derinlemesine kavrayamadığımız birçok olayı, onun hikayeleri sayesinde sonuna kadar anladık. Zihnimiz açıldı, ufkumuz açıldı, ferahladık, güçlendik...



Nihat Genç’in, İhtiyar Kemancı adlı hikaye kitabında İftira adlı bir hikaye vardır. Orada, köye tayini çıkan bir doktorun ağzından, köyde olup bitenler anlatılır. Ayaklı gazeteler, meraklar, şüpheler, fikir yürütmeler... ve işte bunlar gibi birçok şeyin, köyde nasıl da dallanıp budaklandığı, bir söylenti motorunun takır takır çalıştığından bahsedilir. Her ev, her göz, her ağız, her kulak köyün iftira, söylenti, çamur atma mekanizmasının önemli bir parçası gibidir. Derken, bizim doktora bir iftira atılır. Ve zavallının hayatı altüst olur. Annesi kalp krizi geçirip oracıkta düşer ölür. Ablasının dili tutulur.
Kendi halinde, eğlence arayan, zararsız köylüler, eğitimli, görgülü bir adamı bir saman yığını gibi oracıkta ateşe vermişlerdir. Doktor beyin işini bitirirler. Püf. Bitti.

Ateş olmayan yerden duman çıkmaz gibi beylik sözler de bu söylenti çarkını yağlar, hızlandırır. Dedikoduya karşı bir silah yok. İcat edilememiş. Çamur atılıyor ve izi de kalıyor. Berbat bir şey.
İşte, Nihat Genç’in başında da böyle bir dedikodu belası varmış meğer. İftira ve dedikodunun inceliklerini, köklerini, psikolojisini, fonksiyonlarını anlatan büyük hikayeciye, sıkı durun, “katil” diyorlarmış meğer!

Bunu duyunca şoke olduk. Kırk yıldır tanıdığımız, kitaplarını şerbet gibi içtiğimiz Nihat Genç hakkında bu söylenti bize ulaştığında afalladık, şaşaladık, bayılacak gibi olduk. Olay şu: 12 Eylül 1980 öncesinde, yani bundan 25 sene önce, Nihat Genç henüz 25 yaşındayken, Fatsa’da çıkan olaylarda güya Nihat Genç bir adamı öldürmüş ve birkaç kişiyi de yaralamış! Yalan tabii. Daha doğrusu, o olaylara karışan Nihat Genç adında bir adam var imiş, fakat sadece isim benzerliği, yazar Nihat Genç’le ilgisi yok.

Yine de, araştırınca gördük ki, yazar Nihat Genç hakkında, onun vaktiyle elini kana bulamış bir çılgın olduğunu düşünen, zanneden epey insan varmış. Bu yanılgının kaynağı da Fatsa’da yaşanan çatışmaları anlatan bir kitap. Kitapta Nihat Genç adını görenler, “A-ha! Nihat Genç caniymiş!” diye, masum bir yazarı otomatikman kasap sanıvermişler. Bu zanlar, meraklar, “vay vay”lar, “hımm”lar, “o-hoo”lar... zamanla büyümüş. Belki birilerinin işine de gelmiş, Nihat Genç’in katil olduğunu düşünmek...

Nihat Genç’i ekranda konuşurken izleyenler, onun heyecanlı ve sert üslubuna bakıp “Evet, bu adamın kesin 20-30 leşi vardır” diye mi düşünüyor acaba? Genç’in yazılarındaki coşkulu, haykırışlarla bezeli üslup birilerini yanıltıyor mu? Oysa Nihat Genç, yazılarında ve konuşmalarında ne kadar sert, celalli, öfkeli olsa da, günlük hayatında, insanlarla ilişkilerinde o derece munis, yumuşakbaşlı, centilmen, kibar, nazik biridir. Fıkralar anlatır, türküler mırıldanır. Kelebek gibi renkli, hafif, dervişmeşrep biridir.
Nihat Genç hakkındaki belalı dedikodunun analizine, tarihine, gelişimine eğildik. İlgililerle görüştük ve olayı çözdük.
Herkese geçmiş olsun.

GERÇEK HAYAT - 13 OCAK 2005


İKİ NİHAT GENÇ VE BİR BÜYÜK BELA

Solcu gençler, Yazar Nihat Genç’i neden “katil” sanıyor? Ünlü gazeteci Rıdvan Akar, Nihat Genç’ten niçin özür diledi? Nihat Genç, hiç gitmediği Fatsa’da birinin canına kıymış olabilir mi?
Hangi kitap bu yanılgılara, şüphelere, dedikodulara kaynaklık etti? 1989’da yayınlanan bir kitapta, Nihat Genç adında, Fatsa’da cinayet işlemiş bir adamdan bahsediliyor! Kimileri de, bu Nihat Genç’in, yazar Nihat Genç olduğunu zannediyor! Ünlü gazeteci Rıdvan Akar bile mesela!.. Olayı dedektif gibi araştırdık ve bu enteresan hikayenin sırrını çözdük. Yazar Nihat Genç, Fatsa’ya gitmemiş bile. Fakat...

Aralık ayının son Cuma günü, yazar Nihat Genç, haftalık konuşmalar yaptığı, Serdar Akinan’ın SKY-TÜK kanalındaki Ne Var Ne Yok adlı programında, yazar Orhan Pamuk’u sertçe eleştirdi. Bu eleştirinin anlaşılmaya, tartışılmaya değer yönleri olduğu muhakkak. Fakat konumuz şimdilik bu değil.


Nihat Genç'e Bilmeden Haksızlık Ettim RIDVAN AKAR:

Nihat Genç’e bilmeden haksızlık ettim

Yazar Nihat Genç’in, 1980’deki Fatsa olaylarına karıştığına dair bir söylenti var mı?

Var. Sol çevrelerde böyle bir söylenti, öteden beri dolaşıyordu. BirGün gazetesinde Nihat Genç’in ismini vermeden kaleme aldığım, fakat onunla ilgili olan yazımı tamamlamadan önce, Devrimci Yol davasından sanık olan arkadaşlarla konuşup, Nihat Genç’in Fatsa’daki olaya katılıp katılmadığını sordum.

Ne dediler?

Böyle bir şey duyduklarını ve olaya katılmış bir Nihat Genç’in varlığından haberdar olduklarını söylediler. Ben de bu arkadaşların onaylaması üzerine bu vurguyu yaptım. Yazımda “Biz onu Fatsa’dan tanırız” dedim yani.

Sonra ne oldu?

Nihat Genç beni aradı ve Fatsa’ya hiç gitmediğini söyledi. Konuştuğum arkadaşlardan biri: Ünye MHP davasından sanık bir Nihat Genç olduğunu, bu şahsın bir öldürme ve bir yaralamadan sanık olduğunu ve aynı koğuştan yattıklarını, Ünye’nin bir köyünden olan bu Nihat Genç’in okuma yazma bile bilmediğini ve kesinlikle yazar Nihat Genç olmadığın ifade etti.

Şaşırmış olmalısınız.

Ve de mahcup oldum. Bu durumda ben Nihat Genç’e karşı bir haksızlık etmiştim. O haksızlığı da tashih etmem lazımdı. 6 Ocak’ta da açıklama yayınlaşıp özür diledim kendisinden. Farklı görüşlerden olmak başka, saygı göstermek başka...


Konumuz şu: Gazeteci - televizyoncu Rıdvan Akar, BirGün gazetesinde, 3 Ocak 2006 Salı günü yayınlanan Bir Gün Faşistin Biri başlıklı yazıda, Nihat Genç’in adını anmaksızın, Orhan Pamuk, 301. Madde, Ermeni Konferansı vs. hakkındaki görüşlerine itirazlar yöneltti ve “Biz, onu Fatsa’dan tanırız. ‘Maskesi’ asıl şimdi düşmeye başladı” dedi.

Ne demekti bu? Babası Trabzonlu, annesi Erzurumlu olan ve Ankara’da ikamet eden Nihat Genç’in Fatsa’yla ne ilgisi olabilirdi ki?
Derken, iki gün sonra, 5 Ocak 2006, Perşembe günü, Rıdvan Akar, BirGün gazetesindeki köşesinde, Açıklama başlığı altında bir yazı yazarak, Nihat Genç’ten özür diledi: “Fatsa Dev Yol davasından yatan arkadaşlarla konuştuğumda, Ünye MHP davasından bir Nihat Genç olduğunu ve bu şahsın bir cinayet ve yaralamadan yattığını anlattılar. Adı geçen Nihat Genç ile yazar Nihat Genç’in aynı kişi olmadığını teyit ettiler. Bu bilgiler doğrultusunda yazının Fatsa ile ilgili son iki satırından dolayı yazar Nihat Genç’ten özür dilerim”

FATSA’DA NE OLMUŞTU?

Ordu’nun ilçesi olan Fatsa, 12 Eylül öncesinde, sosyalist Dev-Yol fraksiyonuna mensup kimselerin etkili oldukları bir yerdi. Belediye Başkanı seçilen Fikri Sönmez [Terzi Fikri olarak da anılır], Fatsa’da müstakil, özerk bir yapılanma gerçekleştirilmesine öncülük etmişti. Fatsa, ‘Kurtarılmış Bölge’ idi. Yani, o dönemin kendine mahsus karmaşası içinde, belli grupların hakimiyet kurdukları ve kendi anlayışları çerçevesinde düzenledikleri yerlerden biri. Askerin, polisin giremediği ya da denetleyemediği, devlet kurumlarına alternatiflerin üretildiği bir yer... Zamanın başbakanı Süleyman Demirel, Fatsa’daki duruma müdahale edilmesinden yanaydı. Milli Güvenlik Kurulu’nda “Fatsa Cumhuriyeti” tabirini kullanmıştı. O karmaşa içerisinde, Fatsa’daki AP, CHP ve MSP ilçe başkanları “Biz burada bir problem yaşamıyoruz. Fatsa’da kan dökülmüyor. Buraya operasyon yapılmasına gerek yok” gibi açıklamalar yapmışlardı. Öte yandan, kimileri de Fatsa’daki durumun, bir Sovyet işgaline zemin hazırlamak anlamına geldiğini iddia ediyorlardı. 9 aylık bir sürecin ardından, 11 Temmuz 1980 günü Fatsa’ya Nokta Operasyonu düzenlendi. Silahlı kuvvetler ve emniyet birimleri Fatsa’ya girdiler. 390 kişi gözaltına alındı. Bu sert müdahale sırasında, silahlı güçlere, sivil “Maskeli Muhbirler” eşlik etti. Maskeliler, Fatsa’daki solcu liderlerin ve örgüt üyelerinin yakalanmasına önayak oldular. Fatsa’da bir direniş başladı. Ve resmî güçlerle halk birbirine girdi. 15 kişinin öldüğü olaylar sırasında, birçok kavga, dayak, yağma olayı yaşandığı belirtiliyor...
Fatsa’daki olaylar üzerine türküler yakılmış, şarkılar, şiirler, kitaplar yazılmıştır. Bugün AK Parti’nin yönettiği Fatsa hâlâ kimilerinin gözünde bir kale, bir anıt, bir kutsal toprak; kimileri içinse rahatsızlık veren, kuşkulu bir yerdir.

İşte, Rıdvan Akar’ın Nihat Genç hakkında “Biz, onu Fatsa’dan tanırız. ‘Maskesi’ asıl şimdi düşmeye başladı” demesi, Fatsa’daki Maskeli Muhbirler’le alakalıdır. Yani, Nihat Genç’in yüzüne maske takıp Fatsa’daki operasyona katıldığını belirtmiş. Evet, sonra da özür diliyor.

NİHAT GENÇ’İN EN BÜYÜK KABUSU


Nihat Genç’le görüştük, kendisine sorduk: “Nihat Bey, biz sizi, romanları, hikayeleriyle yüzümüzü ağartan, gönlümüzü şenlendiren usta bir yazar, bir edebiyatçı olarak tanıyoruz. Rıdvan Akar ise hakkınızda önce ‘Biz onu Fatsa’dan tanırız’ dedi, sonra da özür diledi sizden. Bütün bunların anlamı ne?”
Nihat Genç’e bir dokunduk, bin ah işittik. Meğer bu Fatsa ithamı, Nihat Genç’in en büyük kabusuymuş.

Her nasılsa, 12 Eylül öncesinde sağ görüşlere yakın duran Nihat Genç’in, Fatsa’daki Nokta Operasyonuna iştirak eden maskeli muhbirlerden biri olduğu ve Fatsa’da birini öldürdüğü, birkaç kişiyi de yaraladığı söyleniyormuş!

Nihat Genç, gittiği birçok yerde, kendisine bu konuda sorular sorulduğunu ya da insanların ona surat asıp “Cani, katil, faşist” muamelesi yaptıklarını belirtiyor. Bu dedikodu, iftira, söylenti, efsane, uydurmaca, mesnetsiz rivayet, muğlak hakaret, ağır itham karşısında insanlara dil dökmek zorunda kaldığını ifade ediyor. Her defasında “Yahu arkadaşlar, nereden çıkarıyorsunuz bu sözleri, ben katil filan değilim, hayatımda Fatsa’ya ayak basmadım. Trabzon’a giderken otobüsün penceresinden gördüm Fatsa’yı, hepsi bu” demek zorunda kaldığını söylüyor.

TESADÜF, DEDİKODU, SÖYLENTİ, İMA...


Nihat Genç, önce bu Fatsa iddiasına gülüp geçmiş. Sonra bu şayia, adeta bir lanete dönüşmüş. Söylentiye karşı bir önlem alınamıyor. Milletin ağzı torba değil, büzülemiyor. Dedikodu, hızla kana karışıyor, kulaktan kulağa, ağızdan ağza salgın gibi hızla yayılıyor. İftirayı karantinaya almak mümkün değil. İftira mı, şüphe mi, lak lak mı, geyik mi ne, belli değil. Zehirli gaz gibi, göze görünmüyor; kimin aklında, kimin dilinde, kimin kafasında bilinemiyor...

Araştırdık ve farkettik ki, Pertev Aksakal’ın Bir Yerel Yönetim Deneyi: Fatsa adlı kitabında, Fatsa’da olanlar anlatılıyor ve Nihat Genç adı zikrediliyor. 1989’da, Simge Yayınları’ndan çıkan kitabın yazarı Pertev Aksakal ile görüştük. Aksakal’ın, konuyla ilgili açıklamalarını bu dosyada kutu içinde ilginize sunuyoruz.
Velhasıl, 16 senedir, Nihat Genç’in Fatsa’daki operasyona katıldığını zannedenlerin kesinlikle yanıldığını anladık.
12 Hazıran 2005 Pazar günü yayınlanan Radikal 2’de Ahmet İnsel imzalı Fikir Özgürlüğü Nedir? Başlıklı yazının üçüncü paragrafında “12 yıl önce, Nihat Genç’in roman ve hikayelerini basma kararı alındığında geniş bir çevre İletişim’i kınamış, tescilli bir faşisti basmanın yayınevine yakışmadığını çeşitli fırsatlarla ifade etmişti” deniliyordu. Ahmet İnsel’le görüşme imkanı bulamadık. Fakat Nihat Genç’in sicilinde onu test edilmiş, onaylanmış bir faşist kılan ne vardı? Acaba, İnsel “tescilli faşist” sözüyle, Fatsa olayına mı gönderme yapıyordu?
Nihat Genç, bugün, “15 yaşında çocuklara bakıyorum, hepsinin bir ideolojisi var, benim yok, 50 yaşıma geldim, bir ideolojiye bağlanamadım” diyor. Ve kendini “vatanını seven bir kardeşinizim, bu toprakların çocuğuyum” şeklinde tanımlıyor.

Özetle, 1980 Temmuzundaki Fatsa operasyonu sırasında, Nihat Genç adında birinin orada bulunduğunu öğrendik. Bu adam, hakikaten de cinayet ve yaralamadan mahkum olmuş. Fakat, yazar Nihat Genç’le hiçbir ilgisi yok. Okuma yazma bile bilmediğini öğrendik. Hikayelerini severek okuduğumuz Nihat Genç, bir zamanlar sağ hareket içinde yer almış olsa da, kimsenin canına kastetmiş değil.
Pertev Aksakal, Rıdvan Akar, Ömer Laçiner ve elbette Nihat Genç’le görüştükten sonra, tamamen emin olduk ki, bu ağır itham bütünüyle asılsızdır, yanlıştır, yalandır. Allah hepimizi kuru iftiradan, dedikodudan, paparazzilerden ve şerli muğlaklıklardan muhafaza buyursun.

Yazar NİHAT GENÇ: Bana “katil” diyorlar!

Gençliğim edebi ve militan dergiler çıkarmakla geçti. Bu, 25-26 yaşıma kadar sürdü. Son çıkardığım dergilerde, içinde bulunduğum fikrî yapıyı sıkıca eleştirip ayrıldım. Sanırım bu topraklarda, içinde bulunduğu siyasi yapıyı benim kadar dobra eleştiren bir başka yazar yoktur. Ve zaten 50 yaşıma kadarki süreç boyunca da sağcılığın eleştirisiyle uğraştım. Bu topraklarda hiçbir yazar, sağ zihniyeti benim kadar eleştirmemiştir. Buna mukabil, soylu bir kavram olan “vatanseverlik”i kendime daha uygun buldum.
Ben çok sıkı ve süratli daktilo yazdığım için, çıkarttığım bütün dergilerin dizgi sorumlusu bendim. Zaten Milliyet gazetesinin teknik servisinde de 5-6 yıl çalıştım. Ama sadece dizgi değildi tabii. Pikaj, montaj, basım, bobin kağıtlarını tüccarlardan satınalmak, baskıdan sonra hurdaları toplayıp eskiciye satmaya kadar ve bir yığın imzasız yazı yazmaya kadar bu dergilerin her şeyinde vardım.

HER ŞEY 15 SENE ÖNCE BAŞLADI


10-15 yıl önceydi galiba, solcu, Dev-Yol’cu yazar Pertev Aksakal, bir kitap çıkarttı. Ve bu kitapta, Dev-Yol’un Fatsa mücadelesini anlatıyor. Bu kitap, bütün halkevlerinde demirbaş gibidir, gidin, bulursunuz. Orada şöyle bir cümle var: “Yüzbaşı Nihat Genç, Fatsa’daki operasyonlarda bulundu”!!! Bu cümleyi okuyunca gülmekten yıkıldım. Ama bu cümlenin başıma felaketler açacağını hiç tahmin etmiyordum. Bu cümle, bir vakit, arkadaş toplantılarında geyik çevirmemize sebep oldu. Ama sonra felaketler zinciri başladı. Birçok büyük solcu derneğin başındaki insanlar, ciddi ciddi bu Nihat Genç’in ben olduğumu söyledi; bazıları üstüme yürüdü, bazıları cephe aldı, bazıları özel seminerler verip bütün solcu çocuklara bu yalanı gerçekmiş gibi anlattı. Özellikle yazar ve aydın çevresinde, bu dedikodu yoğunlaştı ve etrafımı sarmaya başladı. Etrafımdaki arkadaşlara, “Ya gülmekten öldürmeyin beni, ne alakası var?” demekten bana gına geldi.

***

“Yazar Nihat Genç’in olayla ilgisi var mı bilmiyorum” PERTEV AKSAKAL
[Bir Yerel Yönetim Deneyi: Fatsa adlı kitabın yazarı]:

“Yazar Nihat Genç’in olayla ilgisi var mı bilmiyorum”

Nihat Genç’in Fatsa’daki operasyona katıldığına dair şayia, 1979-1980 arasında Fatsa Belediyesi Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı olarak görev yapmış olan Pertev Aksakal’ın kitabı dolayısıyla yayıldı. Pertev Aksakal’la bu olayı konuştuk.

Kitabınızda, 1980’deki operasyona katılanlar arasında Nihat Genç’in de olduğunu yazmışsınız. Nedir bu?

Nihat Genç’in adı kitabımda var, evet. Maskeli muhbirlerle birlikte anılıyor adı. O zamanki ülkücülerden biri.

Yazar Nihat Genç’le hiç tanıştınız mı?

Hayır, Nihat Genç’in kendisini tanımıyorum. Kitabımda adı geçen Nihat Genç, bir başkası da olabilir. İsim benzerliği olabilir. Fatsalı arkadaşlar bilirler.

Fatsa’da Nihat Genç adında birinin operasyonda rol aldığını nasıl öğrendiniz?

Nihat Genç ismini o dönemin tanıklarından işitmiştim. Bugüne kadar, bu ikisi aynı Nihat Genç’tir diye bir şey de duymadım. Onu sormak lazım.

Yani, Nihat Genç adını kayıtlarda görmediniz mi?

Ortak imzalanmış bir savunma metninde geçiyor bu isim. Fatsa’daki olayda maskeli muhbirlik yapmış bir Nihat Genç var, o kesin.

Peki, kitabınızı okuyup da size “Adını andığınız Nihat Genç, yazar olan Nihat Genç mi?” diye soran çıkmadı mı bugüne dek?

Bana sordular. Hatta bir arkadaşım vardı, Nihat Genç’in yazılarını severek okuyordu. Ona sempati duyuyormuş. Gitmiş, Nihat Genç’e sormuş, “Fatsa’daki Nihat Genç siz misiniz?” diye. O da “Alakam yok” demiş.

Kitabınızın yeni baskısında, buradaki Nihat Genç’in yazar olanla alakası yok türünden bir not düşecek misiniz?

Belki yazabiliriz. Gerekli olursa. Bugüne kadar öyle bir derdimiz olmadı. Değilse değildir, oysa odur.

Siz, Nihat Genç’in hikayelerini okuyor musunuz?

Birkaç yazısını okudum. Çok okumuş değilim. Madem bu kadar sordunuz bir bakayım ben de.


Yukarıdaki söyleşiden sonra, Pertev Aksakal, olayı araştırıp bizi aradı ve şu açıklamada bulundu:

Dev-yol davasından mahkum olmuş bir arkadaşımız olan Ahmet Özdemir’le temas kurdum. O, Fatsa’daki Nihat Genç’le Amasya’da, askerî cezaevinde aynı koğuşta hapis yatmış. Ve bana, olaylara karışan Nihat Genç’in, yazar Nihat Genç olmadığını, sadece bir isim benzerliğinin söz konusu olduğunu söyledi. Böylece ben de durumu öğrenmiş oldum.

***

Galiba benim yazarlığımın yıldızı fazla parlıyordu. Bunu, bu isim benzerliğini, yani bu iftirayı, gizlice bana karşı kullanmaya çalıştılar. Ama ben safça hâlâ bundan habersizdim. Mesela, Ahmet İnsel, sanki bu olayı ima eder gibi hakkımda “tescilli faşist” tabirini kullandılar.

BİR TEK RIDVAN AKAR DELİKANLI ÇIKTI

Ve sonra, Rıdvan Akar gibi düzgün bir gazeteci dahi, bana hücum ederek beni eleştirdiği bir yazıda, “Biz onu Fatsa’dan tanırız” cümlesini kullandı. Yahu kardeşim, Fatsa’dan bana ne? Ben Fatsa’yı, Trabzon otobüslerinin penceresinden gördüm. Bana atılan bu iftira 10-15 yıl boyu, bu çevrede beslendi, bereketlendi, dedikodulaştı ve yılan gibi, dev bir ahtapot gibi kollarımı sardı.
İçlerinde tek delikanlı Rıdvan Akar çıktı. Çünkü sadece o Fatsa’ya telefon edip, oradaki Nihat Genç’i öğrenmek istedi. Ve yanlışlığı görünce, benden özür diledi. Ve BirGün gazetesinde bu özrünü yayınladı.

BANA “KATİL” DİYORLAR!

Şimdi bu hikaye sizin hoşunuza gidebilir. İsim benzerliği, tesadüf, yanlışlıklar dizisi... Ancak, bu hikayede bana katil diyorlar. Beni cinayetle suçluyorlar. Bu suçlamayı imayla, gizlilikle, dedikoduyla çoğaltıyorlar. Onlara söyleyeceğim şey şudur: Ölene kadar yakanızı bırakmayacağım! Ben hiçbir derneğe üye olmadım. Hayatım boyunca hiçbir yerden burs, kredi, para almadım. Yeri geldi sokakta işportacılık yaptım, yeri geldi pazarcılık yaptım, yeri geldi garsonluk yaptım, ama yazarlığım boyunca kimseye boyun eğmedim. Ve üstelik bir gün boyunca yiyecek bir çeyrek ekmek bulamadığım günlerde, Star gibi gazeteler köşk alacak kadar para teklif etti bana. Kabul etmedim. Bugün dahi, 200 binin üstünde tirajı olan bir gazete bana başyazarlık teklif etti. Ama ben yazarlık onurum için, bağımsızlığımı korumak uğruna, hiçbir yere gitmedim. İlk kitabımı çıkardığım günden bugüne 17 yıl geçti, kitaplarımı tanıtmak için bile o televizyon bu televizyon koşmadım, ona buna gitmedim. Ben bir şoför çocuğuyum. Hepiniz, bu yazıyı okuyanlar ve bu iftirayı atanlar, herkes, bir yoksul yazarın hikayesini dinliyor. Bir yoksul çocuğun hem edebî kavgada, hem siyasi kavgada hiç kimseye eyvallah demeden, göz yaşartıcı savaşını izliyor. Çünkü kitaplarımın büyük tirajı ortada. Televizyon konuşmalarıma büyük ilgi ortada. İftira insanlık suçudur. Orhan Pamuk hırsızlık yapıyor, başka bir kitaptan kendi kitabına sayfalar alıyor, onun hırsızlığını örtüyorlar. Ama ben yoksul bir memleket evladıyım. Bana cinayeti ne kadar güzel, ne kadar kolay yakıştırıyorlar.

BEYAZ KAĞIT ÜZERİNDE SAVAŞ

Evet, ben bir cinayet işledim: Onlardan izin almadan, yüzbinlerin yazarı oldum ve şimdi o yüzbinlerin kırbacıyla, bu sözümona bilmiş, gizli hesaplı insanları kırbaçlıyorum. Hayatım boyunca da kırbaçlayacağım, terbiyesiz adamlar! Utanmadan, bir yoksul yazara, katillik suçlaması yapıyorsunuz. Şu pisliklere bakın!

Ben, yazarlığın filozofisiyle 50 yaşına geldim. Kişilikte yumuşak, ama fazlasıyla saf, ve sade, ama fikirde, bir meydan savaşı kadar acımasız, bir terkibim var. Tabii ki kavga sokakta değil, beyaz kağıt üstünde olacaktır. Beyaz kağıt, meydan savaşlarının fotokopisidir. Eğer öfkelerimizi beyaz kağıda dökebilirsek, sokaklar huzur içinde olur. Ama fikri, düşüncesi, kelimelere hükmedişi, çok zayıf olan insanlar, torpil arar, para babası arar, ‘solcu tekke’ arar, ideoloji arar ve ağabey arar. Ve bunların müsaade ettiği kadar konuşur. Ben bu ülkeye, bağımsız ve yalnız yazarlığın ne olduğunu göstermeye geldim. Toprağımdan başka dostum yoktur. Şimdi bu satırları okuyan okuyucular, benim gibi bir yoksul yazara ne denli ağır iftiralarla saldırdıklarının sebebini bir sorsunlar.

KELİMELERİN GÜZELLİĞİYLE...

Sebebi şudur: Beni kelimeler uçuruyor. Ben Türkçe’nin büyük meydan savaşında, tugayını ordusunu hepten kaybetmiş ve bir garip kanyona sıkışmış, üçbeş kişilik bir manganın komutanı gibi savaş veriyorum. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Ben bu iftiraların, ya da sessiz kalarak bu iftiralara katılanların ya da imada bulunanların hakkından, kelimelerin güzelliğiyle geleceğim.

Niçin bu iftirayı yaptıklarını seziyorum: Onbinlerce solcu çocuk Nihat Genç’i okumaya başlayınca ödleri koptu ve önümü kesmeye çalışıyorlar. Niçin bu iftirayı yaptıklarını seziyorum: 25 yıldır bir yazar çıkartamadılar. İşte Orhan Pamuk, işte Ahmet Altan, işte Tuna Kiremitçi ve bunlara benzer bir yığın zavallı. Oysa ben, bir neslin yazarıyım. 1980 sonrasında hiçbir yazar benim kadar büyük kitleleri arkasın alamadı. Yani bir nesil yazarıyım. Ve bu kuşak, en çok benim hikayelerimi okuyor, en çok benim kitaplarıma bakıyor. İftiracıların hazmedemedikleri bu.

Bu beyefendilere söyleyeceğim şu: Oturup eser yazsınlar. Torpille, iftirayla zaman harcamasınlar.

8sutun.com
MURAT MENTEŞ

 

Nihat Genç'e soru sormak için tıkla

www.nihatgenc.com


 
İlgili Bağlantılar
· Nihat Genç Sitesi
· Doğu Konferansı Galerisi
· Skytürk Konuşmaları
· Daha fazla Nihat Genç
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Nihat Genç:
Sorularınız ve cevapları birinci bölüm


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 4.91
Toplam Oy: 253


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa


İlgili Haberler

Sorularınız ve cevapları ikinci hafta son bölüm
Sorularınız ve cevapları ikinci hafta birinci bölüm
Sorularınız ve cevapları ilk hafta son bölüm...
Orhan Pamuk ve Nobel
EY İRAN ZENGİN VE GÜZEL ÜLKE
Köpekleşmenin Tarihi'nden: İhtişam ve sefalet
Sorularınız ve cevapları birinci bölüm

"Nihat Genç bir iftiradan kurtuldu" | Hesap Aç/Yarat | 2 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

Nihat Genç bir iftiradan kurtuldu!! hadi be. (Puan: 1)
Gönderen: turkcer Tarih: 22.01.2006 Saat: 13:53
(Kullanıcı Bilgisi )
Çocukken yaşadığımız kötü bir olay üstüne hocamız şöyle demişti. MEYVELİ AĞACI TAŞLARLAR... Allahtan Ağacın altında biz varızda, güzelim meyveler ziyan olmuyor. Hem biz orda oldukça anca taşlarlar, ama yıkmaya kimsenin gücü yetmez.



Re: Nihat Genç bir iftiradan kurtuldu (Puan: 1)
Gönderen: asef Tarih: 19.01.2006 Saat: 02:42
(Kullanıcı Bilgisi )
Nihat Genç'e yapılan bu ağır suçlama elbette doğru değildir, en azından olayın yüzeysel sorgusu ve etiksel açıdan. İyi bir yazar, üslubu hem yazıda hem de sohbette çoşkulu bir şekilde kullanabiliyor. Bu da onun çok yapılı değerlendirmesi sonucu olabilir, kendisine yapılan üzücüdür; ancak bunu bir kaç kişiyle yola çıkıp tüm bir görüşe yorması yazdığı eserlerin içeriğine ve savunduğu değerlere baktığımızda yanlıştır. Severek ve inanarak okuduğum yazar Nihat Genç'in yorumlarını genellemeler yapmadan kişiler üzerinden tartışmasınının aynı dizgide yol alması bakımından önemli olacağını bilmesini isterim...!


 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke