Nihat Genç
Ana sayfa
Arşiv
Arama
Metin Hali
Metin Gönder
Tavsiye Edin
İletişim

Reklam


Reklam



Site içi Arama



Eskimez Yazılar
17.07.06
· Ece Temelkuran'a yanıt!
· Engin Ardıç'a yanıt!
26.05.06
· Karakutu Tv'ye 6 yeni klip eklendi.
12.05.06
· Söyleşi
10.05.06
· Karakutu Tv'ye 7 yeni klip eklendi.
16.02.06
· Müslümanlık eğilmiyor, bükülmüyor bunu gördüler
17.01.06
· Nihat Genç bir iftiradan kurtuldu
04.01.06
· Skytürk'te 30 Aralık Cuma Günü Yapılan Nihat Genç Söyleşisi: Orhan Pamuk Üzerine
09.11.05
· ARAPLAR İNSAN DEĞİL Mİ?
23.09.05
· Nihat Genç'le Söyleşi

Eski Haberler

Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Google Arama

Karakutu.Com - Arama


Nihat Genç: Nihat Genç'le Söyleşi
Tarih: 23.09.2005 Saat: 14:16 Gönderen: karakutu
 

Onur ve kitap delisi. Karadeniz dağlarındaki bulut ormanlarından ladin ağaçları kadar dik, soylu, toprağına bağlı! Pasinler Ovası, Rumeli türküleri gibi sevdim onu. Yüzünü seyrettim aylarca, bir Hitit tabletini çözümlüyor gibi. Sakalları ipeksi yelken bezinden, boynu her yerde dik, yelken direği gibi.

Bir hayalet gemi dolaşıyor aramızda. Çölde kaybolanlar ‘serap’ görür, eski gemiciler ise hep bir hayalet gemi gibi. Yitirdiğimiz eski zaman masallarını taşıyor, yükünü yıkacak bir kıyı, bir liman arıyor! Ne büyük fırtınalardan geçmiş, binbir gece değil, beşbin gece hücrelerde bu hayallerden büyük dalgalarla boğuşmuş. Hani, ıssız bir adaya düşsen yanında ne olsun istersin sorusunun tam cevabı O. (Nihat Genç)

Eşber Yağmurdereli’ye gittik. O sizi çok anlattı, okuduk ve geldik dedik, bize Nihat Genç’i anlatın. Bostancı’da, istasyonun yanında nargile içiyor, etrafını çevirenlerle sohbet ediyordu. Sıcacık karşıladı bizi. Nasıl tanışmış, nerelere gitmiş, birbirinizle neleri paylaşmıştınız.



Hangi kitabı var dedi elinizde, ‘Modern Çağın Canileri’. Başlıkları okur musunuz bana oradan? Dünyaları iste, okuyalım Eşber Abi. Hah işte o yazı, bizim cezaevi müdürünün lafıdır o, onu okur musunuz? Sanki ikinci dünya savaşı yılları, sanki görmeyen bir amcaya gazete okuyoruz. Öyle mutluyuz ki yanında, boynuna sarılacağız. Dinlerken tebessüm artıyor ışıldayan yüzünde. Sesi okşuyor başımızı, ufacık çocuklarıymışız gibi. Bize bir masal anlatır mısınız dedik. Tabii anlatır da, aklına bir şey gelmiyor o an. Biz bekleriz dedik sabaha kadar. Sizi dinleriz.

Benim için şöyle bir ölçü var hayatta. 17 yılımı mahpusta geçirdim ya, bunun yaklaşık 10 yılını da tek başıma. Zaman zaman şöyle düşünürdüm: hayatta olmayan insanlar da dahil; şimdi yanımda olsaydı, şunu onunla konuşmak isterdim.. Ya da, ben bu adamla mahpus yatabilir miyim? Onunla ikimizi bir hücreye koysalar birbirimizin katili mi oluruz, yoksa üreticisi mi? Özetle ben Nihat Genç’le 50 sene mahpus yatarım. Benim masalım da bu olsun size gençler.(Eşber Yağmurdereli)

Yazarlığınızda öğretmenlik var. Ailenizde devlete hizmet için bir çocuk ayırılmışsa, sanırız o sizsiniz.
‘Çok yuvarlakları, köşeleri, iniş çıkışları olan bir adam. Onun bir yazısını okuyan, İslamcı olduğunu düşünebilir. Ya da ülkücü veya faşist olduğunu. Tek başına bunların hiçbiri onu ifade etmez. O bütün bunların toplamıdır.’ diyor Eşber Yağmurdereli, ‘Yoksulu görür dertlenir. Türküyü duyar dertlenir. Hayatın her safhasından kendine dertler, dersler, küfürler çıkaran bir adamdır o’
Bu delidolu, kavgacı adamı yazar yapan duygu ne?


12 Eylül öncesi sokak aralarında arkadaşlarımın ölmesi. Korkak bir çocuktum. Ama kavgadan kaçmadım. Türkiye’nin derin ruhunu bu kavgadaki gençlerin hikâyelerinde gördüm. İnsan, hayatı cephede öğrenir. Taraftım. Ama hikâyelerimde taraf olmadım çünkü, yazarlığım Türkiye’ye adanmıştır. Deli dolu olan Anadolu’dur, köylüsüdür, mahalle arasındaki çocuklarıdır, hırslarıdır, arzularıdır, siyasi idealleridir. Hepsini üstlenmeli yazar..

Derin söz derin sohbet yok diye yazmışsınız ‘Misafir Odaları’nda. Siz hangi yüreklerin hangi sohbetlerinde kaybolmaya hasretsiniz? Bugün de Nilgün öğretmeniniz, Vural ağbiniz var mı mesela?

60’lı, 70’li yılların başında taşrada idealist çabalar içinde çok insan tanıdım, bugün var mı bilmiyorum, var var ama, kafaları çok karışık. Benim sağı ve soluyla 12 Eylül neslinden kopuşum çoktan başladı. Bu bir zamanlar idealist arkadaşlar kırkında, ellisinde yoldan saptı. Biraz medya saptırdı, biraz dogmalarını aşamadılar, biraz tekkecilik ve arkadaşlığı Türkiye’nin, insanlık aşkının önünde tuttular. Dar çevrelerin nostaljisine gömülüp kaldılar. Dünyaya açılamadılar ve dünyada olup bitenleri göremediler. Mesela bizler 70’li yıllarda Viyetnam bombalanıyordu, Viyetnam’ı tutuyorduk, ama bugün Müslüman topraklar bombalanıyor bu idealist arkadaşları Müslüman ülkelerin yanında göremiyorum. Yarın Norveç bombalanır Norveç’in yanında yer alırız. Çünkü bizler her zaman bombalanan, altta kalan mazlum, mağdur edilen insanların yanında kalmalıyız. İdeolojimiz ölünceye kadar odur. Batı medyasının afişe ettiği cüppeli mezhepli sakallı görüntülü İslamcı terorist tipler bu arkadaşları imajiner olarak sarsmış sanıyorum. Ama bu imajiner oyun Batı gizli servislerinin çabalarıyla oluştu. 50’li, 60’lı yılların Afganistan’ına bakın ya da 50’li yılların Musaddık’lı İran’ına, ya da Abdülcemal Nasır’lı Mısır’a bakın, ya da bu ülkelerin 60’lı yıllardaki kurtuluş savaşlarına bakın. İngiltere ve Amerika ve Fransa buralarda gizli servisleriyle bir yığın akıldışı mantık dışı mezhep, ideoloji, terorist inşa etti. Biz bu topraklara 8., 9., 10., 11., 12., asırların ruhuyla, şairleriyle, filozofisiyle, karmakarışık kardeşleyen kültürüyle, aileleşen kültürüyle her yöne açılan pazarlarıyla, kervansaraylarıyla, ipek yollarıyla ve tarihin en büyük şehirlerini inşa etmiş abideleriyle bakacağız. Bu topraklar Babil’dir, Bağdat’tır, yani Abbasi’dir, Süleyman Tapınağıdır, Piramitlerdir, Mekke’dir, Kâbe’dir, hacıdır, tüccardır, Çin’den yola düşüp gelenlerdir, Çin’e kadar uzananlardır, esnaf loncalarıdır, Hayyamdır.. Şimdi bu topraklar bombalanıyor ve bu idealist arkadaşları yanımızda göremiyoruz.

Nihat Genç’in vatanı neresi?

Nihat Genç’in vatanı insanlık aşkıdır, sonra bu insanlık aşkına büyük aşklar katmış yukarıda özetlediğim coğrafyadır…

Hayatın en gizli sırlarını istediğiniz kitaplar, size istediğinizi verdi mi?


Hayatın en gizli sırları, onurlu, vicdan sahibi ve ahlakla ve gururla bir ömür bütün bu siyasi fırtınaların altından kalkınabilir mi, kitap bunun için vardır. Kitaplardan bunu öğrenmek istedim. Damıttım. Damıttığım kadar varım. Ben de herkes gibi hayatı, tanrıyı, dünyayı, aşkı kitaplardan öğrendim. Öğrenmek yetmez, ateşine sarıldım, ateşiyle kavruldum. Kitaplarım kağıttır, yanabilir özelliktedir, yani çıradan daha hızlı tutuşur ve okuyan herkesi tutuşturur, gönlüyle, kalbiyle tutuşturur, yanarız. Kitap yanmak için var. Kurumuş aşklara, kurumuş insanlığa, kurumuş coğrafyalara karşı duruşumuz kitaptır, kitabidir. Yani hâlâ ayet gibi sözler, ayetler toplarsınız, ezberlersiniz, sonra başka ırkların başka coğrafyaların ayetleriyle yan yana dizersiniz, kitaplar bir kalabalık çarşı gibi herkesin her dediğini yan yana getirir…Yan yana geliriz…

Bugün, dün korkusunda anlattığınız akreplerinizle ilişkiniz nasıl?

17, 20 yıl önce yazılmış Dün Korkusu ve Bu Çağın Soylusu kitabımın hâlâ anlaşılmış, tartışılmış, ne olduğu ne yaptığı ortaya çıkarılmamış kitaplar olduğunu düşünüyorum. Türkiye’deki entelektüel zekânın zayıflığı yüzünden yolumu değiştirdim. Yani kitaplarım içindeki yollar, labirentler, bilinç, kavga, edebi üslup ve ne yapmak istediği azbuçuk ortaya çıkarılabilseydi iştahım açılır devam ederdim. Ama ülkemin roman zekâsı ortada. İki tane yazıp bıraktım, bir de buçuk sayılacak Soğuk Sabun…Bir de sonra iptal ettiğim Dar Alanda Tufan ve “One Man Show”
adlı deneme bozması şeylerle bu işi bitirdim. Denemeden habersiz bir ülkede bu romanlarda oluşturduğum dille birden ‘yabancılaştım’, dilimi, üslubumu, kariyerimi anlayan adamları ve zekâları boşuna bekledim. Sonra yolumu değiştirip hikâyeye daldım.. Akreplerle ilişkim 12 Eylül’ün, bir genç çocuğun bilinçaltı hikâyesini oluşturuyordu ve şiddet dışardan değil, bir genç çocuğun bilinçaltından sorgulanıyordu ve paranoyaya, şizofreniye sürüklenen bu şiddet, romanda sert ve yüksek bir üslupla dillendiriliyordu. 17 yıl geçti, bu fevkalâde cesur roman denemelerim hâlâ çözülmedi.. O halde bu aptallar dünyasında daha anlaşılır, daha çözümleyici, daha berrak, daha tane tane yazmalıyım deyip, büyük roman kavgamı iki üç denemeyle sınırlı tuttum.

Daha az fakat başka yazmak istiyorsunuz . Yazarlığınız ne yön(d)e evrilecek?


Yazarlığım 13/14 yıldır evrildi bile. Hikâyemsi makaleler, makalemsi hikâyeler, denememsi hikâyeler, hikâyemsi denemeler. Alfabeden filozofiye, siyasetten aşka, her insanlık durumunun kavgasını vererek ama hepsinden öte ahlâk kavgası. Önce şunu söyleyeyim, önce insanlığın durduğu yer kaymıştır, sonra yazarın durduğu yer kaymıştır. Bugün terörün ya da azınlık haklarının tarifini Birleşmiş Milletler’i yapamıyor, yapıyorsa, kendine göre başka bize göre başka yapıyor. Bugün yazarın yeri kaymıştır, hangi holding, hangi coğrafya parçasında oturuyorsa oraya göre yazar oluyor.. Tarihin en kutsal ırmağı edebiyat bunun cevabını vermelidir. Edebiyatın Ganj’ına girip yeniden yıkanmalıyız. Şekspirler’i, Sokratlar’ı yeniden yanımıza alıp insanlığa yeniden çok yüksekten ve her pencere deliğinden rüzgar gibi girip yeniden bakabilmeliyiz..

Yazarların geceleri gidip gidip ziyaret ettiği bir kavmi var. (Edebiyat Dersleri s.226) Kavminizi ziyarette okurlarınız ne kadar var?


O kavim işte Hayyamlar’ın, Yunuslar’ın, mehtapların, mezarlıkların, selvilerin, şiirlerin, hikayelerin, çığlıukların, ağıtların kavmidir. Tabiî ki o kavim içinde büyüdük. O kavmin bütün çığlıklarına açık olmalıyız, bu feryatlar edebiyatın mehtabıdır, mehtapsız gecesiz yaşayamayız. Gecelerimiz ölmüş, çoktan gömülmüş soylu yazarlara ayrılmıştır. Onlarla aynı kanepede uyur, aynı kanepede düşler görürüz.

nihatgenc.com- karakutu.com’da okur sorularına cevap veriyordunuz ki kısa bir süre sonra zıvanadan çıktınız. Size oradan soru soranlar okurlarınız olamazdı. Yazar Nihat Genç karşısında okur nerede?

O çocukların çoğu benim sadece ismimi duymuş, kitabımı okuyan yok derecesinde, ya da bilmem ne gazetesinde birkaç hafif yazımı okumuş. İnternet bu habersiz kitleleri bize ulaştırıyor. Cevap vermezsem tuhaf iftiralarla dolu yalan yanlış bilgiler geziyor ortalıkta. Onları da ciddiye alıp karşılarına geçip tane tane konuşacaksın. Hepimizin yetiştiği, büyüdüğü gibi onlar da büyüyecek, anlayacak ama henüz bu kitleler nasıl bir yazarla karşı karşıya olduğundan habersiz.. Bu konuda sabırsız davranmıyorum, çünkü kitaplarım ortada. Bir gün baştan sona Edebiyat Dersleri kitabımı okurlar.. O zaman bana soru sorma biçimleri birden değişir.

Edebiyatta “marifet” nedir?


Edebiyatta marifet her şeydir, yani, edebiyatın ‘sır’rını oluşturur. Edebiyatçılık da bir meslektir, bu mesleğin büyülü sırları vardır. Bu büyüye ulaşabilmemiz için mesleğimizin tekniğinde aşama kaydetmemiz ve bu aşama içinde binlerce sayfa yazmamız gerekir. Bu sır nedir derseniz, cümle kuruluşundan, bağırış tarzınızdan, şiirsel tasvirlerinizin gücünden ve duygulanım tarzınızı cümleleştirme tekniğinizin sarhoş edici özelliklerinden kaynaklanır. Biz artık edebiyat heveslisi değiliz. Bu topraklarda yazılmış köy atasözlerinden, günlük fıkralardan Divan şiirine oradan bu toprakların ünlü ünsüz yazarlarının büyük kitaplarına kadar sayfa sayfa devirip, her birinden bir cümle, bir söyleyiş tarzı, bir üslup öğrenip, nasıl etkili olabildiklerini, nasıl vurucu, şaşırtıcı, sarsıcı, kuşatıcı ve çok içten cümleler kurabildiklerini yıllarca sorguladıktan sonra, size bunlardan kalan eriyiğin, yani kurşunun lehimine demirin, içinizde nasıl estetize edilip, nasıl biçimlenebileceğidir..

Edebiyat 55’li yıllarda veremlilerin elindeydi, 70’li yıllara kadar köy enstitülerinin, 70’li yıllarda siyasi ideolojiklerin eline geçti. 80’den sonra depresyonseverlerin egemenliğine girdi. (Modern Çağın Canileri. S.212)Buraya 90’ların, 2000’lerin değerlendirmelerini ekler ve sonrası için öngörülerinizi yazar mısınız?

90’larda medya dallamaları ve medya sarışın kadınlarının ya da kısaca medyanın elindeydi, 2000’li yıllarda, holdingler devri başladı.. Bugün holding medyası edebiyata hakimdir. Medya dallamaları ile diğer edebiyat birikimimiz arasında çok büyük farklar var. ( medya dallamaları derken köşe yazarlarının romanlarını kastediyorum.) Özür bilmezler, acı tanımazlar, hayâl kırıklığı duymamışlar ve en önemlisi ıstırabın ve coşkuların dünya çapındaki şöhretlerini hiç okumamış zavallılardır..

Bugünkü Nihat Genç imajı kendi arka planını gölgeliyor. Bu
dert edilecek bir şey değil mi sizce?


Bugün hiç kimse Kemal Tahir’e, Yakup Kadri’ye ya da Jack London’a ya da Dostoyevski’ye sağcı mı, solcu mu, ilerici mi, gerici mi demiyor. Ama ben hayattayım. Beni yarım yamalak tanıyanların sayısı çok. Benim tüm eserlerimi okmuş insan sayısı henüz beni tanımlayacak güçte değil. Ama şunu biliyorum, öldüğüm gün, artık kimse benim, sağcı mı, solcu mu, dinci mi, ateist mi, komünist mi olduğumu hiç sormayacak.. Çünkü ben servi ağacı, kavak ağacı gibi bir şey olmanın peşindeyim, bir ot cinsi, bir böcek cinsi.. Tabiata dair şeylerin sağcılığı solculuğu yoktur, onları yaratan, vareden ‘aşk’tır, bu aşkı uzaktan görenler zaman zaman tarikatçı der, zaman zaman komünistti der, diyecekler..

Kelimelerinize sansür uygulamıyor, susturucu takmıyorsunuz. İçinizdekileri dışarı çıkarırken süzgeç kullanmıyorsunuz. Bunun anlamı ve bedelleri neler?

Çünkü öleceğim, çünkü yazan insan içinden geldiği gibi yazmalı, çünkü bu işi sokaktaki insan yapamaz, akrabası vardır, utandığı vardır, mahremiyet sınırları vardır. Yazarlar tüm bu çevre ve ideoloji baskılarını aşabilecekleri iddiası taşıdıkları için fütursuz yazarlar ya da nerde tölerans, nerde denge, nerde mesafe koyacaklarının ustasıdırlar. Susturucu takarsam ben de herkes gibi olurum.

Ofli Hoca bir tür Nasrettin Hoca… O kitabın kıyıda köşede kalması yasaklı Nihat Genç isminden mi kaynaklanıyor yoksa birileri sizi linç etmeye çalışarak ‘ahlak’ gösterisi mi sundu?

Ofli Hoca yazarlığımı örtüyor gibiydi, yani bir büyük kitle benim Ofli Hoca yazmamı istiyor, yani mizah istiyor. Ben mizahın karasıyla ilgilendim, kara bir çocuktum, kara çocuklara yazdım. Sert eleştiriler aldım, ama zaman geçti o sert eleştirileri yapanlar şimdi bu kitabımı çocuklarına okutuyor. Sert İslamcılığı yıkmak istedim, Müslümanlığın her evin içinde hepimizin anne babası sokağında çok rahat bir dil içinde yaşadığını böyle bir mizah kahramanı diliyle anlatmak istedim. Ve Temel ve Fadime diye başlayan Karadeniz fıkralarına büyük bir çeşitlilik koyarak bir de Ofli Hoca tiplemesiyle yeni bir kanal açtım. Artık çok insan Ofli Hoca’nın yüzyıllardır yaşayan bir mizah kahramanı olduğunu sanıyor. Hayır, ben uydurdum..

Bir yazarın başka bir yazardan etkilenmesi, sınır aşılmadığı, ‘ölümcül etkiye’ saplanılmadığı sürece, normaldir. Çok iyi bir roman olan ‘Dün Korkusu’ ‘Tutunamayanlar’ı çağrıştırdı bize. Bilinçakımını kullanmışsınız. Bu sıkı kitabın altında hangi okumalar var?

Bu kitabın yanına mutlaka Bu Çağın Soylusu ve Soğuk Sabun’u da koymalıyım, bu kitapları yazmaya başlarken 27 yaşlarındaydım, bittiklerinde 35’i devirmiştim, o saate kadar kitapçılardan çıkmadım, doğu ve batı klasiklerini hatmetmek gibi acayip bir telaşın içindeydim, o dönemde çeviriler kısıtlıydı ama abur cubur nerdeyse çoğuna yakınını okudum. Ama ‘roman’ korkunç bir serbestlik veriyordu. O sansür yıllarında, kendimi roman içinde saklayabilirdim, çünkü, geride bir gençlik kalmıştı, bu sert duygular ilerde anlamını değiştirebilirdi, hemen kaleme sarıldım. İçimdeki ıstıraptan nehir, güneşini görmeden o karanlık heyecanlar içinde satırlara dökülmeliydi, böyle yaptım. Ama çok çalıştım. Bu Çağın Soylusu’ndan bazen birkaç sayfayı yüz kere temize çektim. Bir dört sayfa vardır, üç ay bu dört sayfaya çalıştım. Dün Korkusu’nda bazı bölümler vardır, beş/on sayfalık, nerdeyse altı ay bu bölüm için çalıştım.

Dün Korkusu’ndan ‘Ben Bir Küçük Yazarım Canım İsterse Yazarım’ bölümünü neden çıkardınız?

Akışı bozuyor ve çok erken bir hezeyan başlatıyor, hezeyanın şiirsel üslubu romana oturmuyor, diye.. Yani kötü bir fazlaydı, çıkardım.

Bir azınlığı dışarıda tutarsak, sizi ancak ekrana çıktıktan sonra tanıyan Türkiye’nin yeni Nihat Gençleri görme, yeni Nihat Gençler yetiştirme ihtimali ve yeterliliğini nasıl görüyorsunuz?

Bu sorunun cevabını zaman verecek, ancak yeni bir Nihat genç olamaz, çünkü Nihat Genç dünyanın devrildiği ve tam ortadan karıştığı 1970-2000 arası yaşadı. Bu benim hiç unutmadığım bir şeydir.. Dünya kaç kez yıkıldı ve ideolojiler, hükümetler, devletler, soykırımlar, işgaller, hapishaneler kaç bin kez doldu boşaldı.. Nerdeyse sabah dindar kalkıp, kuşluk vakti komünist olduk, öğleye doğru anarşist, ikindiye doğru liberal… Ben birçok şey ‘ağrına’ gidecek çocuklar yetişsin istiyorum. Ağırlarına gitsin, tahammül edemesinler, çok korksunlar, paniğe düşsünler, aşklarından ölsünler, vatanlarından kaçsınlar ya da vatanlarına kurban olsunlar ya da başkalarının kendileriyle siyasi olarak oynamalarına asla izin vermesinler, gibi, her mevzuyu insanlık derdi yapacak bir genç nesil yaşasın diye yazıyorum..

İşte yine, yaptığım işi hiç sevmediğim günlere geldim, buraya nasıl geldim? çıkışı olmayan bu yazarlık sokağına nasıl girdin, bataklık yüzücüsü.(Arkası Karanlık Ağaçlar s.163) Halen çıkış olmadığını mı düşünüyorsunuz? Dublörün Dilemması’nın arkasına ‘Edebiyat kavgayla başlar huzurla sona erer derler; gerçi ben görmedim’ diye yazmışsınız, son huzurla olmayacak mı?

Haftalık yazmak zaruretimden dolayı, tam istediğim keyifte yazamıyorum, bazen gündelik sorunlara mecbur kalıyorum, o zaman da bu sorunlar içinden hikayeler oluşturmaya çalışıyor, edebiyatla mesafemi daraltıyorum. Ancak çok kalleş bir dünyada yaşıyoruz. Yeteneksizler allame, allemeler ruh hastası. Şövalye yok. Yazarlar kendi karşılarında gerçek bir kavga verecek, cümlenin, hikayenin, tasvirin, üslubun kavgasını verecek şövalye arar. Bulamayınca yalnızlaşır.. Harbi insanlar. Ben, ağzından güzel bir söz çıkan her insanı severim. Ben güzel bir cümle yazabilmiş her insana tav olurum.. Onun ırkı, cinsi, holdingi, karanlık düşünceleri, tuhaf ideolojileri beni ilgilendirmez.. Bu çok yüksek bir gayedir, bu soylu dürtülerle kendini yetiştirmiş edebiyat dünyası, birkaç eleştirmen yoktur. Olsaydı, 17 yıl önce yazdıklarım, 17 yıllık suskunluk sürmezdi.. Bu başkaları için de böyle, ben röportaj benimle yapıldığı için daha çok kendimden örnek veriyorum.
Arzularını yatıştırıp tutkularını solduranlar ‘azaltılmış insan’dır. Bu azacık insanlarla kurulan sosyal barış, devletimiz, milletimiz için çok hayırlı bir şeydir ama Buket gibi (vatanında yaşayan) tüm gıdasını vücudundan alanlar için intihar demektir, şerefsizlik demektir. Aslında soru dünya kadar büyüktür. Duygusal ve bedensel azgınlığımız neden hâlâ kahredici sosyal bir lanettir? (İhtiyar Kemancı s. 208)

Bu hikaye bir varoş, yansemtte büyümüş bir eşcinselin hikayesidir, Mahir Günşiray bunun çok güzel tiyatrosunu yaptı, ben de hayran kaldım. Edebiyat hâlâ bu kahredici soruları sorabilmeli. Ama kahredici üslup taşıyan yok. Holding edebiyatı bilmez, yapamaz..

Sizin için, acıkıp kasabaya inen kurtun hikayesinden sonra en önemli hikaye hangisi, anlatır mısınız?

Geçenlerde Ankara’nın bir köyünü geziyoruz. Bir köylü çocuğu bize keçileri de göstermek istedi. Biraz da çocukla şakalaşmak için, bırak keçileri dedim, ben keçi sevmem zaten.. Çocuk: Yavrularını da mı sevmezsin, dedi..

Türkü olsaydınız hangi türkü olurdunuz, kelime olsaydınız hangi kelime olurdunuz?


Türkü olsaydım, oldum, bu kitapları yazdım, kelime olsaydım, oldum, bu kitapları yazardım, ancak, biraz daha uzaklara çekilip, biraz daha uzun havalı ağıtlı şeyler yazmak isterdim.. Bir Kerkük türküsünde geçer, ‘desen de vah demesen de vah!.. Özetim budur.


Söyleşi: Mehmet Ali Başaran – Sibel Topçu


12/09/2005

 

Nihat Genç'e soru sormak için tıkla

Nihatgenc.com


 
İlgili Bağlantılar
· Nihat Genç Sitesi
· Doğu Konferansı Galerisi
· Skytürk Konuşmaları
· Daha fazla Nihat Genç
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Nihat Genç:
Sorularınız ve cevapları birinci bölüm


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 4.76
Toplam Oy: 50


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa


İlgili Haberler

Sorularınız ve cevapları ikinci hafta son bölüm
Sorularınız ve cevapları ikinci hafta birinci bölüm
Sorularınız ve cevapları ilk hafta son bölüm...
Orhan Pamuk ve Nobel
EY İRAN ZENGİN VE GÜZEL ÜLKE
Köpekleşmenin Tarihi'nden: İhtişam ve sefalet
Sorularınız ve cevapları birinci bölüm

"Nihat Genç'le Söyleşi" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke