Batı uygarlığı tekrar yıkılıyor. Rönesansla başlayan ve edebiyattan fen
bilimlerine, siyasetten felsefeye, dünyaya beşyüzyıldır yön veren ve bugünkü
dünya kurumlarını inşa eden batı uygarlığı yine ıstıraplar içinde!
Batı uygarlığı, I. ve II. Dünya Savaşı'yla yıkılma tehlikesi geçirdi. Ayrıca,
son iki yüzyılda, kendi içinden hortlayan soykırımcılığı ve kendi mezhep kardeş
kavgası kendi ırkçı ayrımcılığı ve kendi emperyalist sömürgeciliğiyle büyük
badireler atlattı.
Ancak, bu vahşi gelişmelere karşı kendi içinden insanlar, aydınlar, partiler,
ideolojiler çıktı ortaya. Yine kendi içinden savaş karşıtı, sosyalist ya da bu
vahşi gelişmelere dur diyen ve iyilik, insanlık, ahlak ve vicdan üzerine büyük
felsefeler inşa edenler Batı'yı eleştirdi, onardı. Yeniden insanlık aşkı için
yola çıkıp partilere, kitlelere yön verdiler ve bu vahşi gelişmeleri hiç değilse
zihinlerde, akıllarda ve vicdanlarda tölere etmeye çalıştılar.
Batı, bir taraftan vahşi kapitalistleriyle/ırkçılığıyla saldırdı, aşağıladı, yok
etti, ama, yine kendi aydın kuşağı, kendi aklı, partileriyle bu gelişmeleri
baştan sona eleştirdi.
Tarzan, yine zor durumda. Londra sokaklarında İngiliz gençler başörtülü
kadınlara saldırıyor, tekme tokat dövüyor. Binlerce başörtülü kadın aylardır
korkudan sokağa çıkamıyor. Londralı gençler, Arap yüzlü, göçmen, mülteci,
Mısırlı, Pakistanlı tipleri tarıyor, saldırıyor...
Bu saldırıların yatışmasını beklemek hayaldir. Çünkü, Batı uygarlığı
zencilerden, Yahudilerden zaten sabıkalıdır. Yani bu bir uygarlık hastalığıdır.
Batı kendi devasa hastalığını iyi bildiği için yüzlerce yıldır birey ve insan
hakları üzerine kendini sıkı bir tedaviden geçiriyor.
Evet, Batı dışı topraklar, Batı'dan, teknoloji, sağlık, ilaç, şehir, anayasa,
demokrasi, bağımsız akademi, bağımsız aydın, örgütlenme, muhalefet gibi çok şey
öğrendi!
Ancak, Batı uygarlığının genlerinden koparılması imkansız hale gelen başkasına
tahammülsüzlük yine hortladı.
Bu seferki hortlayışı daha büyük felaketler taşıyor. Çünkü, Batı'nın, solcu,
sosyalist ya da insan hakları, insan, birey, af örgütü, işkence örgütü gibi
vicdan örgütleri son yirmi yılda hayli gevşedi...
Batılı gençlere, Batı'nın ne boklar yediğini eleştirileriyle anlatacak,
aydınları, sineması, tiyatrosu, gazeteleri kalmadı.
İnsanlık için, hepimiz için, şehirlerimiz için, uygarlığımız için elzem olan bu
insani kurum, yardım, vicdan örgütleri, zaman içinde binlerce örneğiyle gördük
ki, ajan servisleriyle ortak çalışmaya başladı.
Yani, bugün Batı'nın vicdan örgütlerini gizli servisler, gazete ve aydınlarını
holdingler yönetiyor.
Bu gelişmeleri artık çoluk çocuk halk biliyor. Vahşi sanayileşmeye karşı otu
böceği korumak isteyen Yeşiller'in ülkemizde hangi terör örgütüne destek
verdiğini bilmeyen var mı?
Ya da dünya işkence örgütünün, Burma krallığında dahi burnu kanayan bir
gerillanın haklarını raporlara yazıp manşete çekerken, aynı yıllarda, 1995'li
yıllarda, Bosna'da ikiyüzbin insanın soykırımdan geçirilmesine ne diyorsunuz,
sorusuna, örgüt başkanının 'Bu onların sorunu' diyebilmesi, bu örgütlerin artık
vicdandan değil, ideolojiden çalıştığını tüm dünyaya öğretti.
Batı'nın eleştirel vicdan örgütlerini hemen kesip yargılayıp, atmayalım.
Batı'nın bu eleştirel kurumları, Batı'nın emperyalist gelişmelerine karşı
Batı'yı vicdani bir baskı altında tutuyordu. Vahşi Batılı bu boyunduruktan
kurtulamıyordu. Çünkü bu eleştirel kurumlar partilerde, gazetelerde ve geniş
kitlelerde yankı buluyordu.
Ama aynı vicdani örgütler neden son yirmi yıldır Pentagon raporlarıyla ortak
hedeflere yönelip, İslam, terör ve asıl önemlisi dünyanın suçluları olarak
batışı toprakları işaret etmeye başladı?
Ve gördük ki, Çeçenistan, Afganistan, Bosna, Irak topyekün katliamlarla
haritadan silinirken, bu eleştirel insani kurumlar, yani, kah partiler, kah
aydınlar, gazeteler görevlerini kasıtlı bir şekilde yerine getirmedi.
Hatta bu insani vicdan kurumları, aydınları paraya doyurup kafa kola aldı ve
besleyip şımartıp, bu dünya savaşı karşısında hepsini susturdu.
Şimdi, Müslümanlara karşı Londra'da Batı uygarlığının mekteplerinden yetişmiş
gençler av partisi düzenliyor. Müslüman kadınları döven bu gençler, yarın
İngliiz akademilerinde profesör olacak, sinemacı, şarkıcı olacak. Ve Müslüman
genç kızları köşebaşında tekme tokat döven bu Londralı genç, muhtemel ki yarın
İngiliz parlamentosunda milletvekili olacak...
Batı uygarlığı, şöhretini, sömürge savaşlarıyla yapmadı. Bu sömürge savaşlarına
rağmen, kendi içinden bu savaşlara karşı duracak büyük partiler, filozoflar,
ahlakçılar, yani, insanlık davasını üstlenen aydınlar yetiştirmesini bildi.
Ancak bugün, bu kurumlar, ajan servislerinin kontrolüne girdi. Ve Londra'da
gençlere, bugün Şam'da ve Kahire'de Hıristiyanların ve Müslümanların binlerce
yıldır güle oynaya birlikte mutlulukla yaşadığını kimse anlatmak istemiyor.
Londra'da gençlere, Batı'nın bombalarının düştüğü her yerde, insanlığın ortak
kardeşlik değerlerinin parçalanmakta olduğunu kimse anlatmıyor.
Ve bu yüzden, tarih boyu Hıristiyan ve Müslüman'ın bu kadar yoğunlukta ve
mutlulukta yaşadığı Şam ve Kahire bombalanma sırasını bekliyor. Bombalamaların
erkene alınması için Batılı gizli servislerin kendi şehirlerini bombalamakta
olduğu şüphesini kimsecikler anlatmıyor...
Önce Birleşmiş Milletler devreden çıkarıldı. Sonra, insan, vicdan, haklar, birey
örgütleri, bağımsızlığını yitirdi ve dünyanın ortak değerleri, Batılı holdingler
ve ajan servislerinin kontrolüne girdi...
Hadi, şimdi, bağımsız aydınların olmadığı, yok edildiği, dışlandığı bu dünyada
yaşayın da görelim!..
Akşam
04/08/2005
Nihat Genç'e soru sormak için tıkla