Tanrı hepimizi cehaletten korusun. Çünkü bugünlerde Tanrı hepimizi taşkafa
aydınlarla tecrübeden geçiriyor. Olsun, hastalık henüz
bedenimize sızmış değil.
Boğaziçi Üniversitesi'nde yapılması düşünülüp iptal edilen Ermeni Konferansı'nın
konuşmacılarını kastediyorum. Bu yazarların metinlerine on yıllar boyu zahmet
edip eğildim. Eserlerini inceledim.
Yani, muhteremlerin ne dediklerini anlamaya
çalıştım, defalarca kafamda döndürdüm, durdum.
Ve şimdi onları, ellerinde tahta bir haç, gökkubbemize girmiş şaşkınlar,
yüzlerinde bir yarasa karanlığı olarak görüyorum.
Bunların güya bir düşmanları var, resmi tarih tezi. Bir statüko, bir devlet
tezi, tutturmuşlar. Akıllarınca bu resmi tezleri şeytanileştirmeye çalışıyorlar.
Yani, bütün kötülüklerin kaynağı bu resmi tezlermiş. İşte bu yüzden
yaygaralarının yettiği Avrupa'daki lobilerle bu tezleri kanundışı ilan etmeye
başladılar bile.
Şimdi? Şimdi, ülkemizde bu tezleri o küçük beyinleriyle insanlıkdışı hale
getirmek için aydınca kahramanca hoplaya zıplaya kavga
veriyorlar. Allah
sonlarını hayırlı etsin.
Yüz elli yıl önce hepsi Osmanlı'nın toprağı, tebaasıydı, aldıkları yetmedi. Yine
istiyorlar, yüz elli yıldır, kazmayı aynı yerden vuruyorlar...
Neden? Çünkü halkı, ulusal
onuru, devleti yıpratmak istiyorlar. Hedef
yıpratmaktır, ileri. Genç kuşağın kafasını karıştırmak, çünkü, fesatla,
sinsilikle yoğrulmuşlar...
Peki bu 'yıkma' işini hangi kazmalarla yapıyorlar? Şu kazmalarla: Demokrasi,
liberalizm, aydın sorumluluğu, özgürlük gibi kavramlarla.
Aslında bu kavramlar küçük sevimli şeytanlar. Çünkü bu kavramlar I. Dünya
Savaşı'nda ellerinde patlayan zavallı, küflü, paslı savaş baltaları!
Şimdi, bu
muhterem zevattan, herhangi birinin son on yılda bölgemiz hakkında
yazdığı iç/dış politika/yorum/analiz yazılarına iyi bakalım. Ne demişler, ne
istiyorlar, anlayalım. Ciddi bir şey tartışıyorsak neler düşündüklerini
bilelim.
Zahmet buyurmayın, ben baktım. Yazılarında ortaya şöyle bir yekün çıkıyor:
Lübnan'da Maruniler, İsrail'de Yahudiler, güneyimizde Barzani, doğumuzda
Ermeniler, Kıbrıs'ta Rumlar, bu muhteremlerin
yazılarında sürekli haklı
çıkıyor...
Yani, yazılarının tümüne baktığımızda, bölgemiz üzerine neler düşünüyorlar diye
tetkik ettiğimizde, ortaya çıkan manzara bu.
Bu topraklarda, bu yazarların fikirlerine göre,
iyilik, doğruluk, hak, hukuk,
demokrasi, özgürlük, liberalizm, insanlık, aydınlık, gelecek, en haklısı, en
iyiler, işte şunlar:
MARUNİ, YAHUDİ, RUM, ERMENİ ve BARZANİ...
İşte asıl konferansı bunun
için toplayalım. Bu muhteremlerin yazılarını masaya
koyup tartışalım. Ve bu muhteremlerin yazılarına bakıp onlara soralım. Neden
sizlerin yirmi yıllar boyunca bu topraklarda yazdığınız yazılarda, hep,
Kıbrıs'ta Rumlar, Ermeniler,
Yahudiler, Maruniler ve Barzani, her defasında
haklı, doğru çıkıyor!...
Bu muhteremlerin yazılarını yine toplayalım, inceleyelim, bu sefer onlara şu
soruyu soralım. Sizin yazılarınızda neden Müslümanlar, Türkler, Farslar,
Araplar
hep haksız çıkıyor... Yazılarındaki sıfatları da ortaya koyalım, bunlara göre,
Türkler/Farslar/Araplar hep, despot, diktatör, geri kalmış, çağdışı, aşağılık,
demokrasiden anlamaz!..
Bir muziplik yapmıyor, bu cümleleri
komedyenlik adına kaleme almıyorum, bu
konferansı tertip edenlerin metinlerindeki felsefi dökümü ortaya koyuyorum.
Onlara göre demokrasinin ve özgürlüklerin en güzel çiçekleri, İsrail'de
Yahudiler, Lübnan'da Maruniler,
Kıbrıs'ta Rumlar, güneyimizde Barzani ve
şüphesiz Ermeniler!..
Şüphesiz bu çiçekten demokrasiler/özgürlükler arkasında sıkı bir stratejik düzen
var. Avrupa Birliği gibi. ABD'nin emperyalizmini görmemek gibi. Gözle
görülmeyen
bağlar da var, vakıflardan beslenmek gibi.
Hani, bizim de aklımız yok ya, hani biz de kekiz, şebeğiz ya, bunlara uyduk,
onların aydınlık yolundan yürüdük, ne olacak. Diyelim Ermeni tezlerini kabul
ettik,
diyelim, ülkemiz ve halkımızın haysiyetini kırmalarına izin verdik,
diyelim tazminatlar ödedik, diyelim daha ileri gittik, toprağımızın ne kadarını
verelim tartışmalarına başladık, bitti mi?
Sonra şunlar olacak, bir konferans daha
toplayıp, şu sonuçlara doğru
ilerleyeceğiz: 'Mustafa Kemal aslında köylülerden çocuklarını zorla askere aldı,
köylülerin erzaklarına el koyup cephanesine kattı...'
Hani, kekiz, şebeğiz ya, yine bitti mi?
Bitmez!
Bin yıllık tarih, ellerinde kazma, devam edecekler. Özgürlük deyip, aydınım
deyip sallayacaklar...
Ama bu tarih bin yıllık, çok uğraşmaları lazım. Çünkü kazmayla yıkılamayacak
şeyler var. Vakıflardan
beslenmeyle çürütemeyecekleri çok değerler var. Şimdi
mesela Yunus Emre'nin, Mevlana'nın neresine vuracaksın kazmayı. Allah insanı
çarpar? Peki toptan şehit olmuş 57. Alay'ın neresine vuracaksın kazmanı!..
Bu
muhterem yazarlara bir de başka yerlerden bakalım, metinlerini önlerimize
serelim. Ortadoğu topraklarının şairleri, evliyaları, kültürleri, türbeleri,
yıkılan kubbeleri, folklorü, dili, şehitleri ve bağımsızlık savaşları, ne varsa
bakalım. Bakalım
metinlerinde bizim kanımıza işlemiş bu değerlerden bahseden var
mı?
Yok... Yani, bu toprakların kültürel/edebi/dini/milli tarihiyle bir duygusal
ilişkiyi dillendiren metinleri yok ortada. Peki ne var, sayfalarını çevirdikçe,
kuşlar gibi cıvıldayan özgürlük, demokrasi, aydın olma, gibi kavramlar var...
Yani kardeşlerim. Şu soruyu soralım. Neden Ermenistan'da Ermeniler, İsrail'de
Yahudiler, Lübnan'da Maruniler, Kıbrıs'ta Rumlar ve güneyimizde
Barzaniler bu
kazmalarca hep haklı çıkıyor. Ve bu kazmalar niye hep buralara vuruyor!..
Bu tesadüf mü? Bu devlet ve halkların isimlerine bakın, tampon bölgelerine,
devletlerine bir daha bakın...
Bunun
bitmemiş 1.dünya savaşı olduğunu göreceksiniz. Bugün verdikleri yıpratma
savaşı, birinci dünya savaşının, devamıdır. Bu yüzden Lozan yırtılmak isteniyor.
Mustafa Kemal Samsun'a çıkmasaydı, işler yolunda olacaktı, İngilizler
İstanbul'u, Yunanlılar Ege'yi terk etmek zorunda olmayacaktı. Ama Lozan inşa
edildi.
O halde, Lozan yıkılmalı. Bugün 1.dünya savaşıyla bu halklar devlet olmuş ya da
siyasi haklar kazandılar. Yüz elli yıl önce hepsi
Osmanlı'nın toprağı,
tebaasıydı, aldıkları yetmedi. Yine istiyorlar, yüz elli yıldır, kazmayı aynı
yerden vuruyorlar...
Bu insanlar içinde doğdukları halklarını, kendi tarihlerini, kendi onurlarını,
kendi kültürlerini, kendi dillerini,
dinlerini sevmemek gibi hastalıkları var,
bu yüzden bizim çektiğimiz acıları çekmezler...
Ama ben bu yazıyı başka bir şey için yazdım. Şunlara bakın, Kıbrıs'ta Rumlar,
Lübnan'da Maruniler, Ermenistan'da Ermeniler, İsrail'de
Yahudiler, hepsinin
ortak bir kimliği var?
Bir tornadan çıkmış, vakıf desteklerinden beslenmiş, yabancı ajan servislerince
piyasaya sürülmüş bu insanların bu cüretleri ve küstahlıklarının altında ne var?
Nedir
ortak kimlikleri? Bakın hepsi komşularıyla oturmak / karışmak istemiyor.
Tampon devletler. Çelikten gömlek gibi kafes duvarlardan sınırlar. Kız alıp
vermek istemiyor. Ortak mahalle pazarı kurmak istemiyor.
Çünkü,
kendilerini, Batılı, farklı, çok yüksek ve güçlü bir kültürün mucizeleri
olarak görüyorlar. Bu beş/altıyüz yıldır böyle. Kendileri cici, Batılı, akıllı,
her şeyi bilen, anlayan. Ama komşuları pis, Müslüman, çağdışı, aşağılık...
Soralım
Ermenistan'da kaç tane yabancı yaşıyor, Maruniler binlerce yıl Lübnan'da
niye hala Müslüman mahallesine karışmıyor, Kıbrıs'ta Rumlar Annan Planı'nı niye
kabul etmedi.
Buradan nereye geleceğim. Bu konferansı tertip
edenler de işte bu yüksek
kültürün, ileri Batı medeniyetinin en ileri çocukları. Aralarına, başka kimseyi
almak istemiyorlar. En uygar fikirler onlarda. Oturup, kendi aralarında büyük
meseleleri konuşacaklar. Aşağılık halkların statükocu,
despot, diktatör
yazarlarını niçin alsınlar?
Kardeşlerim. Bu saçma sapan kazmaların demokrasi, aydın, özgürlük gibi
fikirlerine kananlar, onlar gibi suratsız, meymenetsiz olurlar. İnsan yüzü
görmek
istemiyorlar.
Halkımızın çocuklarının yüzlerini, dillerini, dinlerini, giyimlerini,
alışkanlıklarını, tarihini 'konuşmak' istemiyorlar. Bu yüzden Batıdakiler gibi
gittikçe 'insan sıcaklığını' kaybediyorlar. Ama tanımaktan, karışmaktan
korktukları bu halkların çocuklarının yüzlerinde hala onları anlamak gibi, etten
kemikten, duygudan ifadeler var.
Hepimiz hala bu Batı özentisi, Batı'nın aşağılanmalarıyla yetişmiş aydın kuşağı
hayretle, şaşkınlıkla
izliyoruz...
Bir tornadan çıkmış, vakıf desteklerinden beslenmiş, yabancı ajan servislerince
piyasaya sürülmüş bu insanların bu cüretleri ve küstahlıklarının altında ne var?
Dünyanın hakim güçlerince desteklenip
üstümüze sürüyorlar!.. Hayal dünyasında
'aydıncılık' oynuyorlar!...
Biz, 1. dünya savaşı bitti diyoruz, bitmedi diyorsanız, bir daha gelin, öyle
uyduruktan demokrasi, özgürlük, aydınım, lafları yemiyor
artık.
Akşam
26/05/2005
Nihat Genç'e soru sormak için tıklayın