Nükleer bomba tesiriyle toplumları parçalayan kavramlar
Tarih: 19.05.2005 Saat: 12:34
Konu: Nihat Genç


Sevgili okuyucu, derdimi gayet basit ve tane tane anlatacağım, lütfen yazımı yarıda bırakmayın, üzülürüm ve bir daha yazmam. Basit anlatabilmek için ben de gayret göstereceğim, ama, kavramak için siz de biraz iştah gösterin, hadi bismillah!..

Bundan yüzelli yıl önce insanımız, ben Müslümanım, Osmanlıyım, dediğinde kendini ifade etmiş oluyordu. Ama bugün kendini ve ülkesini ve siyasetini tarif etmekte zorlanıyor!



Çünkü duygu, düşünce ve siyasi isteklerini neyle tartıp neyle ölçüp biçeceğini bilemiyor. Bir yığın tuhaf kavram içinde sıkışmış. Bir literatür kuşatması altında.

Birer siyasi gömlek, birer düşünceden giysiler gibi bakın şu kavramlara, hangisini giymek istersiniz. İşte dünyanın/Avrupa'nın/Türkiye'nin bütün köşeleri, yazarları, aydınları, her gün milyonlarca kez bu siyasi gömlekleri ölçer, biçer, tartıp, keser...

Milliyetçilik. Aşırı milliyetçilik. Demokrat, Merkez parti. Halkçı parti. Sosyal demokrat. İşçi Partisi. Radikal. Muhafazakar. İslamcı. Ilımlı. Liberal. Liberal demokrat. Gelenekçi. Modern. Çağdaş. Laik. Şeriatçı.. vb.

Avrupa'nın bütün gazete dergilerini gezin, her gün milyon kez karşınıza bu kavramlar çıkacak. Her yerde onlar var... Tüm dünyayı bu kavramlarla anlamaya çalışıyoruz.

Peki dünyamızın bu kavramlarla yol bulması mümkün mü? Çoğu yakıştırma. Çoğu uydurma. Çoğunun karşılıkları oturmamış. Gerçeklikleri şüpheli. Yakın anlamları var ama, eh işte... Ama bugün dünyamızda olup biten bütün siyasi tartışmaları bu kavramlarla tarif ediyoruz.

İşte bu literatürü, çelikten bir ağ gibi tüm dünya aydınlarının beynine atan, batılılardır. Onların tarihi, onların siyasi kültürü, onların felsefi tartışmaları, onların sosyolojik çalışmaları bu kavramları tüm dünyaya öğretti.

Öyle ki bu kavramlar hepimiz için anne, baba, ülke, gelecek, tanrı olmuştur. Mesela şöyle tabelalar görürsünüz: Çağdaş... Modern... Ne demekse? Mesela şöyle konuşan öküzler görürüz: Ben liberalim. Ya da, ben sosyal demokratım... Ya da, ben gelenekçiyim... Ne demekse?

Ya da gazetedeki köşesinden öfkeyle kudurmuş şöyle bağıran yazarlar görürsünüz 'Onlar aşırı milliyetçi, onlar anti-seminist, onlar ırkçı...' ne demekseler?

Dile kolay, şu anda dünyamızda milyonlarca aydın bu kavramlarla konuşuyor bu kavramlarla didişiyor. Suyun başını çeken dünyanın büyük ajansları. Büyük siyasi dergiler. Büyük vakıflar. Büyük TV'ler. Büyük holdingler. Büyük araştırma kurumları. Akademisyenler. Tüm tartışmalarını ve dünyayı siyasi olarak, işte bu kavramlarla izah etmeye çalışıyorlar.

Mesela siz, kahvede otururken, kendi kendinize, kardeşim, pazar demek açık yer demektir, dünyada kapalı/kafes ekonomisi mi kaldı, mallar tabii ki girip çıkacak, yani, hepimiz liberaliz... Kardeşim, seçim istemeyen mi kaldı, hepimiz demokratız. Kardeşim ülkesini, dağlarını, kendi insanını coşkuyla sevmeyen mi var, hepimiz vatanseveriz.

Biz böyle düşünüyoruz, ama sanki, yine de tuhaf bir şey oluyor. Sanki bu kavramlar beynimize bir şeyleri talim ettiriyor. Biz, kendimiz gibi düşünmüyoruz sanki, bu kavramları ezberleyip talim ettikçe, bu kavramlar bize bir şeyleri öğretiyor. Sonra hepimiz bu kavramları elimize alıp birbirimizin gırtlağına ciğerine sallıyoruz...

Sallıyoruz, doğru, çünkü bu kavramlar 'sallama' kavramlardır.

Vaktimiz olsa, demokrat, modern, laik, gelenekçi, sosyal demokrat gibi kavramların hepsinin altına girer burada tartışırız. Ancak bir fikir edinebilmek için, mesela, 'aşırı' kelimesinin altına girelim.

Aşırı milliyetçi. Aşırı. 'Ne demek aşırı?' Karşısında ne var! Merkez Parti... Kitle partisi... Bilemiyoruz, anlamaya çalışalım.

Şimdi Yunan tarihinden bir aşırı bulalım, şu, Kıbrıs'ta darbe yapan EOKA'cı Sampson... Şöyle soralım. Bugün Yunanistan'ın sağ ve sol merkez partileri bu adamdan farklı mı düşünür?

Asla. Peki neden birine aşırı deriz. Bugün Yunanistan'ın merkez partileri tıpkı bu adam gibi düşünür ve milli davalarından bir milim geri adım atmazlar, atamazlar. Bütün Yunanistan böyle düşünür. Ayrıntılarda boğulmadan hızla geçelim.

Avrupa'da son elli yıldır aşırı milliyetçiliği yabancı/göçmen düşmanlığıyla ölçüp biçiyorlar.

Mesela bundan otuz yıl önce Le Pen yabancı düşmanlığını alenen haykırınca Fransa ayağa kalktı, adama demediğini bırakmadılar, Le Pen vahşi oldu, ırkçı oldu... Güya bu adamı dışladılar. Şeytanileştirip sistem dışına çıkartmaya çalıştılar.

Peki bugün Fransız siyasetinin merkez partileri yabancı/göçmen düşmanlığında Le Pen'den farklı mı düşünür? Hayır! Merkez partiler yabancı/göçmen sorununu en büyük milli sorun ilan etmiş ve programlarına taşımış ve göçü/yabancıyı durdurmak için habire çalışmaktalar. Ülkeye girişleri yasaklamak, sınırlamak için kaç yüz yasayı ayrıntılarıyla tartışıp kanunlaştırdılar. Öyle sert yasalar çıkarttılar ki, Le Pen gibi adamlara konuşma fırsatı kalmıyor. Ve kalmadı. Çünkü merkez partiler aşırı milliyetçi istekleri programlarının merkezine çoktan aldılar!..

Geçelim. Aşırı milliyetçiliğin hortlamasından en çok korkulan ülke Almanya / Avusturya. Dünyanın gözü üstlerinde. Bir genç nazi amblemli şapka taksa dünya basını üstlerine çullanır ve hemen şeytanlaştırılıp medya tarafından dışlanıp kovulur.

Kohl denilen adam ise Hristiyan demokrat. Kohl ne yaptı? Berlin duvarı çöker çökmez iki Almanya'yı anında birleştirdi. Bu aşırıların bile hayal edemeyeceği büyük ütopyaydı. Ama bunu merkez partisi yapıverdi. Tüm sert, radikal, aşırı Almanlar'ın isteğini hayata geçirdi. Artık aşırılar yüzde 1, yüzde 0,5'te kalır ve Kohl'un saflarına geçer.

Bu örneği iyice anlayabilmek için ülkemize taşıyalım, Sovyetler çöktüğünde Demirel, Azerbaycan'la Türkiye'yi birleştirseydi, Türkiye'de miliyetçi parti kalır mıydı? Kalmazdı... Ya da yine günümüz Türkçesine çevirelim, Tayyip Erdoğan Kerkük konusunda aslan kesilebilseydi onu yirmiyıl iktidardan kimse uzaklaştıramazdı... Milliyetçi partilerin işi bitiverirdi.

Hızla geçelim. Emperyalist bir savaşa başkahraman olarak katılan işçi partisi ve başkanı Blair'in bu milliyetçi / sömürgeci varlığı İngiltere'de başka aşırı bırakır mı? İşte en aşırı sömürgeci, istilacı, emperyalist lider: Blair.. Artık İngiltere'de aşırı milliyetçiler tutunabilir mi? Çünkü merkez parti aşırının Allah'ı, üstelik sosyalist.

Ayrıntıya girip konuyu dağıtmak da istemiyorum, ama, mesela, evangelist protestanların hakimiyetinde İsveç gibi bir ülkede artık aşırı dinci olabilir mi?

Ya da, biz otuz, böceğiz, yaprağız, yeşili koruyoruz, silaha karşıyız diyen Yeşiller'in, dünyaya silah satması, Schröder uçak dolusu işadamıyla Ortadoğu'yu gezişi, Türkiyeye gelişi ve İran'a ve hatta ambargo altındaki Çin'e silah satmak için her yolu denemelerinin anlamı nedir? Silah satan yeşiller aşırı değil de nedir? Çin'e silah satmak için Çin'deki insan hakları konusunda susan, İran'a silah satmak için İran'daki mezhep iktidarı ve şeriatından hiç bahsetmeyen ve hatta İran'daki Kürtler'le Diyarbakır gibi hiç ilgilenmeyen bu yeşiller aşırının Allah'ı değil mi?

Yani Avrupa'nın radikal sağcıları Avrupa'da iktidardadır. Adları demokrat, yeşil, sosyalist, sağ olur, bu değişmez!

Sonuca gelelim. Zengin güçlü ülkelerin aşırı milli istekleri merkez partilerinde temsil ediliyor!

Zayıf ve güçsüz ülkeler, aşırı istekleri merkezin dışına itiliyor. Merkez partiler Avrupa'da aşırı milliyetçi programları habire devreye sokarken, güçsüz ülkeler, aşırı milliyetçi programları hızla şeytanileştirip, dışlıyor... Terörist diyor, yasadışı ilan ediyor.

Peki ne oluyor? Zayıf ülkelerde 'merkez partiler' oluşamıyor! İşte sırasıyla, Özal, Demirel, Tansu, Erbakan, Ecevit, Erbakan, hepsi yüzde otuzlarla merkeze taşındı ve hepsi üç/dört yıl içinde eriyip sıfırlanıp tarihten silindi.

Sorumuz şudur? Türkiye gibi ülkelerde aşırı milliyetçi istekler neden merkez dışında kalır? Yani neden hep patlak lastikle yola devam edilir. Neden her seçim döneminde yedek lastiğe (stepne)ye ihtiyaç duyulur?

Şundan dolayı: Zengin, güçlü ülkeyseniz, modern, çağdaş, liberal, milliyetçi, demokrat, laik, sağcı, solcu, muhafazakar, gelenekçi, vb. gibi kavramların tarifleri/anlamları başka olur..

Eğer zayıf bir ülkeyseniz, vatansever beklentilerinizi birileri bu kavramlarla sıkıştırıp, sizi dışlar, sizi terörist ilan eder, sizi yasadışı bırakmak için hukuku, Avrupa'yı, dünyayı üstünüze sürer!...

'Vatan sevmeyi' dahi terörist ilan edene, yasadışı ilan edip, dışlayıp, şeytanileştirmeye çalışan bir medyamız var. Çünkü bu medyamız kendisine batı tarafından sunulan işte bu kavramları aynen, tartışmadan, milimi milimine alıp kullanır!...

Vatanımızı aşırı sevmekten korkmayın, bundan bir maraz çıkmaz. Avrupa'ya rezil olmayız. Vatan sevmek utanılacak bir duygu değildir. Bakın Avrupa'ya, öyle seviyorlar ki ülkelerini, mesela Almanya, beş milyon işsizin hakkından gelebilmek için Yeşili bile dünyaya silah satıyor, çatır çatır satıyor, ne insan hakkı, ne yeşil, ne doğa, dinleyen yok. Çünkü, Almanlar mutlu olsun istiyorlar!...

Kardeşlerim. Gördüğünüz gibi medya aydınları batıdan bilip bilmeden birçok kavramı alıp sizleri bu kavramlarla kırbaçlıyor. Yani vatan sevmeyi bile size çok görüyorlar. Vatanınızı sevdiğiniz için kelimeleri bir şekilde eğip büküp sizi utandırmaya çalışıyorlar. Onlara inanmayın.
 

 

Akşam
19/05/2005







Bu haberin geldigi yer: Nihat Genç
http://nihatgenc.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://nihatgenc.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=760