Sevgili okuyucu, derdimi gayet basit ve tane tane anlatacağım, lütfen yazımı
yarıda bırakmayın,
üzülürüm ve bir daha yazmam. Basit anlatabilmek için ben de
gayret göstereceğim, ama, kavramak için siz de biraz iştah gösterin, hadi
bismillah!..
Bundan yüzelli yıl önce insanımız, ben Müslümanım, Osmanlıyım,
dediğinde kendini
ifade etmiş oluyordu. Ama bugün kendini ve ülkesini ve siyasetini tarif etmekte
zorlanıyor!
Çünkü duygu, düşünce ve siyasi isteklerini neyle tartıp neyle ölçüp biçeceğini
bilemiyor. Bir yığın tuhaf kavram
içinde sıkışmış. Bir literatür kuşatması
altında.
Birer siyasi gömlek, birer düşünceden giysiler gibi bakın şu kavramlara,
hangisini giymek istersiniz. İşte dünyanın/Avrupa'nın/Türkiye'nin bütün
köşeleri, yazarları, aydınları,
her gün milyonlarca kez bu siyasi gömlekleri
ölçer, biçer, tartıp, keser...
Milliyetçilik. Aşırı milliyetçilik. Demokrat, Merkez parti. Halkçı parti. Sosyal
demokrat. İşçi Partisi. Radikal. Muhafazakar. İslamcı. Ilımlı. Liberal. Liberal
demokrat. Gelenekçi. Modern. Çağdaş. Laik. Şeriatçı.. vb.
Avrupa'nın bütün gazete dergilerini gezin, her gün milyon kez karşınıza bu
kavramlar çıkacak. Her yerde onlar var... Tüm dünyayı bu kavramlarla anlamaya
çalışıyoruz.
Peki dünyamızın bu kavramlarla yol bulması mümkün mü? Çoğu yakıştırma. Çoğu
uydurma. Çoğunun karşılıkları oturmamış. Gerçeklikleri şüpheli. Yakın anlamları
var ama, eh işte... Ama bugün dünyamızda
olup biten bütün siyasi tartışmaları bu
kavramlarla tarif ediyoruz.
İşte bu literatürü, çelikten bir ağ gibi tüm dünya aydınlarının beynine atan,
batılılardır. Onların tarihi, onların siyasi kültürü, onların felsefi
tartışmaları, onların
sosyolojik çalışmaları bu kavramları tüm dünyaya öğretti.
Öyle ki bu kavramlar hepimiz için anne, baba, ülke, gelecek, tanrı olmuştur.
Mesela şöyle tabelalar görürsünüz: Çağdaş... Modern... Ne demekse? Mesela şöyle
konuşan öküzler görürüz: Ben liberalim. Ya da, ben sosyal demokratım... Ya da,
ben gelenekçiyim... Ne demekse?
Ya da gazetedeki köşesinden öfkeyle kudurmuş şöyle bağıran yazarlar görürsünüz
'Onlar aşırı
milliyetçi, onlar anti-seminist, onlar ırkçı...' ne demekseler?
Dile kolay, şu anda dünyamızda milyonlarca aydın bu kavramlarla konuşuyor bu
kavramlarla didişiyor. Suyun başını çeken dünyanın büyük ajansları. Büyük siyasi
dergiler. Büyük vakıflar. Büyük TV'ler. Büyük holdingler. Büyük araştırma
kurumları. Akademisyenler. Tüm tartışmalarını ve dünyayı siyasi olarak, işte bu
kavramlarla izah etmeye çalışıyorlar.
Mesela siz, kahvede
otururken, kendi kendinize, kardeşim, pazar demek açık yer
demektir, dünyada kapalı/kafes ekonomisi mi kaldı, mallar tabii ki girip
çıkacak, yani, hepimiz liberaliz... Kardeşim, seçim istemeyen mi kaldı, hepimiz
demokratız. Kardeşim
ülkesini, dağlarını, kendi insanını coşkuyla sevmeyen mi
var, hepimiz vatanseveriz.
Biz böyle düşünüyoruz, ama sanki, yine de tuhaf bir şey oluyor. Sanki bu
kavramlar beynimize bir şeyleri talim ettiriyor. Biz, kendimiz gibi
düşünmüyoruz
sanki, bu kavramları ezberleyip talim ettikçe, bu kavramlar bize bir şeyleri
öğretiyor. Sonra hepimiz bu kavramları elimize alıp birbirimizin gırtlağına
ciğerine sallıyoruz...
Sallıyoruz, doğru, çünkü bu
kavramlar 'sallama' kavramlardır.
Vaktimiz olsa, demokrat, modern, laik, gelenekçi, sosyal demokrat gibi
kavramların hepsinin altına girer burada tartışırız. Ancak bir fikir edinebilmek
için, mesela, 'aşırı' kelimesinin altına
girelim.
Aşırı milliyetçi. Aşırı. 'Ne demek aşırı?' Karşısında ne var! Merkez Parti...
Kitle partisi... Bilemiyoruz, anlamaya çalışalım.
Şimdi Yunan tarihinden bir aşırı bulalım, şu, Kıbrıs'ta darbe yapan EOKA'cı
Sampson... Şöyle soralım. Bugün Yunanistan'ın sağ ve sol merkez partileri bu
adamdan farklı mı düşünür?
Asla. Peki neden birine aşırı deriz. Bugün Yunanistan'ın merkez partileri tıpkı
bu adam gibi düşünür ve milli
davalarından bir milim geri adım atmazlar,
atamazlar. Bütün Yunanistan böyle düşünür. Ayrıntılarda boğulmadan hızla
geçelim.
Avrupa'da son elli yıldır aşırı milliyetçiliği yabancı/göçmen düşmanlığıyla
ölçüp
biçiyorlar.
Mesela bundan otuz yıl önce Le Pen yabancı düşmanlığını alenen haykırınca Fransa
ayağa kalktı, adama demediğini bırakmadılar, Le Pen vahşi oldu, ırkçı oldu...
Güya bu adamı dışladılar. Şeytanileştirip sistem
dışına çıkartmaya çalıştılar.
Peki bugün Fransız siyasetinin merkez partileri yabancı/göçmen düşmanlığında Le
Pen'den farklı mı düşünür? Hayır! Merkez partiler yabancı/göçmen sorununu en
büyük milli sorun ilan etmiş ve
programlarına taşımış ve göçü/yabancıyı
durdurmak için habire çalışmaktalar. Ülkeye girişleri yasaklamak, sınırlamak
için kaç yüz yasayı ayrıntılarıyla tartışıp kanunlaştırdılar. Öyle sert yasalar
çıkarttılar ki, Le Pen gibi adamlara
konuşma fırsatı kalmıyor. Ve kalmadı. Çünkü
merkez partiler aşırı milliyetçi istekleri programlarının merkezine çoktan
aldılar!..
Geçelim. Aşırı milliyetçiliğin hortlamasından en çok korkulan ülke Almanya /
Avusturya.
Dünyanın gözü üstlerinde. Bir genç nazi amblemli şapka taksa dünya
basını üstlerine çullanır ve hemen şeytanlaştırılıp medya tarafından dışlanıp
kovulur.
Kohl denilen adam ise Hristiyan demokrat. Kohl ne yaptı? Berlin
duvarı çöker
çökmez iki Almanya'yı anında birleştirdi. Bu aşırıların bile hayal edemeyeceği
büyük ütopyaydı. Ama bunu merkez partisi yapıverdi. Tüm sert, radikal, aşırı
Almanlar'ın isteğini hayata geçirdi. Artık aşırılar yüzde 1, yüzde
0,5'te kalır
ve Kohl'un saflarına geçer.
Bu örneği iyice anlayabilmek için ülkemize taşıyalım, Sovyetler çöktüğünde
Demirel, Azerbaycan'la Türkiye'yi birleştirseydi, Türkiye'de miliyetçi parti
kalır mıydı? Kalmazdı... Ya da
yine günümüz Türkçesine çevirelim, Tayyip Erdoğan
Kerkük konusunda aslan kesilebilseydi onu yirmiyıl iktidardan kimse
uzaklaştıramazdı... Milliyetçi partilerin işi bitiverirdi.
Hızla geçelim. Emperyalist bir savaşa
başkahraman olarak katılan işçi partisi ve
başkanı Blair'in bu milliyetçi / sömürgeci varlığı İngiltere'de başka aşırı
bırakır mı? İşte en aşırı sömürgeci, istilacı, emperyalist lider: Blair.. Artık
İngiltere'de aşırı milliyetçiler tutunabilir mi?
Çünkü merkez parti aşırının
Allah'ı, üstelik sosyalist.
Ayrıntıya girip konuyu dağıtmak da istemiyorum, ama, mesela, evangelist
protestanların hakimiyetinde İsveç gibi bir ülkede artık aşırı dinci olabilir
mi?
Ya da, biz otuz, böceğiz, yaprağız, yeşili koruyoruz, silaha karşıyız diyen
Yeşiller'in, dünyaya silah satması, Schröder uçak dolusu işadamıyla Ortadoğu'yu
gezişi, Türkiyeye gelişi ve İran'a ve hatta ambargo altındaki
Çin'e silah satmak
için her yolu denemelerinin anlamı nedir? Silah satan yeşiller aşırı değil de
nedir? Çin'e silah satmak için Çin'deki insan hakları konusunda susan, İran'a
silah satmak için İran'daki mezhep iktidarı ve şeriatından hiç
bahsetmeyen ve
hatta İran'daki Kürtler'le Diyarbakır gibi hiç ilgilenmeyen bu yeşiller aşırının
Allah'ı değil mi?
Yani Avrupa'nın radikal sağcıları Avrupa'da iktidardadır. Adları demokrat,
yeşil, sosyalist, sağ olur, bu
değişmez!
Sonuca gelelim. Zengin güçlü ülkelerin aşırı milli istekleri merkez partilerinde
temsil ediliyor!
Zayıf ve güçsüz ülkeler, aşırı istekleri merkezin dışına itiliyor. Merkez
partiler Avrupa'da aşırı milliyetçi
programları habire devreye sokarken, güçsüz
ülkeler, aşırı milliyetçi programları hızla şeytanileştirip, dışlıyor...
Terörist diyor, yasadışı ilan ediyor.
Peki ne oluyor? Zayıf ülkelerde 'merkez partiler' oluşamıyor! İşte sırasıyla,
Özal, Demirel, Tansu, Erbakan, Ecevit, Erbakan, hepsi yüzde otuzlarla merkeze
taşındı ve hepsi üç/dört yıl içinde eriyip sıfırlanıp tarihten silindi.
Sorumuz şudur? Türkiye gibi ülkelerde aşırı milliyetçi istekler neden merkez
dışında kalır? Yani neden hep patlak lastikle yola devam edilir. Neden her seçim
döneminde yedek lastiğe (stepne)ye ihtiyaç duyulur?
Şundan dolayı: Zengin, güçlü ülkeyseniz, modern, çağdaş, liberal, milliyetçi,
demokrat, laik, sağcı, solcu, muhafazakar, gelenekçi, vb. gibi kavramların
tarifleri/anlamları başka olur..
Eğer zayıf bir ülkeyseniz, vatansever beklentilerinizi birileri bu kavramlarla
sıkıştırıp, sizi dışlar, sizi terörist ilan eder,
sizi yasadışı bırakmak için
hukuku, Avrupa'yı, dünyayı üstünüze sürer!...
'Vatan sevmeyi' dahi terörist ilan edene, yasadışı ilan edip, dışlayıp,
şeytanileştirmeye çalışan bir medyamız var. Çünkü bu medyamız kendisine batı
tarafından sunulan işte bu kavramları aynen, tartışmadan, milimi milimine alıp
kullanır!...
Vatanımızı aşırı sevmekten korkmayın, bundan bir maraz çıkmaz. Avrupa'ya rezil
olmayız. Vatan sevmek utanılacak bir duygu
değildir. Bakın Avrupa'ya, öyle
seviyorlar ki ülkelerini, mesela Almanya, beş milyon işsizin hakkından
gelebilmek için Yeşili bile dünyaya silah satıyor, çatır çatır satıyor, ne insan
hakkı, ne yeşil, ne doğa, dinleyen yok. Çünkü, Almanlar
mutlu olsun
istiyorlar!...
Kardeşlerim. Gördüğünüz gibi medya aydınları batıdan bilip bilmeden birçok
kavramı alıp sizleri bu kavramlarla kırbaçlıyor. Yani vatan sevmeyi bile size
çok görüyorlar. Vatanınızı sevdiğiniz için
kelimeleri bir şekilde eğip büküp
sizi utandırmaya çalışıyorlar. Onlara inanmayın.
Akşam
19/05/2005