Mersin'de bayrak yakma olayından hemen sonra hız kazanan gerilim, Trabzon'da
linç girişimi gibi ürkütücü noktalara
taşındı. Yüreğimiz ağzımıza geldi. Madımak
günlerini hatırlıyor, korkuyoruz. Bin defa Allah korusun, Allah korusun, diye
dua ediyoruz.
Akşam Genel Yayın Yönetmeni Serdar Turgut, Trabzonlu bir yazar olmam hasebiyle
benden konuyla ilgili yazı istedi. İsabet etmiş. Sadece Trabzonlu olmam değil,
üslup olarak da konuya uygunum, çünkü galeyancı bir üslubum vardır, birden
parlayan harlayan edebi tarzım beni Anadolu'da şöhret yapmıştır. Oysa
konuyla
ilgili çok şey bilmiyorum, olsun, memleketimizi anlatmak için bir fırsattır,
girelim mevzuya..
Memleketim Trabzon'u Octavya Paz'ın Meksika'yı anlattığı gibi anlatmak isterdim,
kısmet değilmiş, işin galeyanlı linçli
tarafı bize kaldı, hayırlısı.
Trabzon yeryüzü topraklarının en dramatik şehridir. Çünkü bu şehir tarihten
bugüne sebebi henüz keşfedilmemiş bir gençlik enerjisiyle mağdurdur. Şehvet dolu
enerji. Hangi yokuşa tırmansa
yamaçları söküp indirir. Kabından çıkamayan bu
enerji her insana, her aileye akılalmaz derinlikte ıstıraplar yaşatır. Fatih
1461'de bu şehri aldı, iyi mi yaptı henüz anlaşılmamıştır, çünkü 1807'de laz
uşakları Kabakçı Mustafa'yla ihtilal
yapıp lazlar bir müddet Osmanlı tahtına
dahi oturmuştur. Bugünkü kabadayı ve dikbaşlı kültürü o günlerden miras mı kaldı
bilemeyiz.
Yani Trabzon'un trajedisi aşırı enerjidir. O günlerde nüfusu 160.000 olan bu
şehrin altı
kez Türkiye futbol şampiyonu olduğunu unutmayalım. Bu şehrin
gençleri henüz iki yıl önce dünya liseler şampiyonuydu, bunu da unutmayalım.
Gençler her spor dalını delirmişçesine bir iştahla yapar. 1. 2. 3. liglerdeki
Trabzonlu
futbolcuları saysak, Trabzon'un ligde iki takımla değil, 10'un üstünde
takımla oynadığını görürüz. Futbol aşırı yüksek enerjinin temposuyla oynanan bir
oyundur.
Bildiğim bir şey var. Bu yüksek enerji, ya hayal kurmayı
öğrenecek ya da akşama
kadar top oynayacak. İkisini de sonsuz bollukta yapar. Bu şehir kadar hayal
kurulan toprak parçası yoktur. Yerinde duramaz, kabına sığmaz bu tarifsiz
enerji, hayal kurmayla birleşince, asırlardır Trabzon'un
çocukları, en uzak
ülkelere, en uzak adalara kaçıp göçüp giderler.
Bu şehirde nedeni henüz keşfedilmemiş başka derin şeyler de var: Kendine aşırı
güven. Her bilim, sanat, din, kitap, yönetici, her alanda coşkuyla kendini
kaybetmiş kimi görürseniz, o mutlaka Trabzonlu'dur.
Trabzon'u tüm dünyalılardan ayıran ikinci büyük özellik, 'huzur'dan ne
anladıklarıdır. Dünyalılar için huzur, sakinlik, dinginlik, sabır ve bekleyiş ve
rahatlıktır. Trabzonlu
için huzur 'coşkudur'. Delilendikçe, kafaları karıştıkça,
kendilerini kaybettikçe 'huzur' bulurlar. Bu yüzden horon demek, yüzleri
kıpkızıl oluncaya kadar oynamak, tepinmek demektir. Horon, bitmeyen bir ayin
gibidir. Etleri / kasları iyice
kızdırıldıktan sonra bedenlerinden harlı alevler
çıkmadıkça oyunu bitirmezler.
Bu şehrin yetiştirdiği bilim adamları, din adamları, yazarlar, sanatçılar bu
yüzden 'normal' değildir, sakin, oturmuş, dingin hiç olamazlar. Bilimi de
dini
de sanatı da çıldırmışcasına yaparlar. Her şeyi kudurmuşcasına yapan bir
iştah...
O denli hızlı konuşur o denli hızlı düşünürler ki, sizin bir ömürde
sarfettiğiniz cümleleri, onlar, bir günde, hatta, öğle vaktine varmadan
dünyayı
konuşup, bitirirler.
Yani, rüzgarın en çok estiği, yağmurun en çok yağdığı, toprağın en çok kaydığı
bu şehirde büyüyen çocuklar, bedenlerine toprağın kattığı zalim bir enerji
yüzünden dünyaya ayak uydurmakta
zorluk çeker. Dolu dizgin parlamış at gibi
yaşarlar. Belki de biz Trabzonlular bu yüksek enerjinin kurbanı olarak hayatımız
çatışma, çarpışma ve şok ve trajedi ve kavgayla başlar ve biter!.
Trabzon şehir merkezi birbirine
paralel üç sokak ve bir sahilden oluşur. Üç
sokak: Uzun Sokak, Maraş Caddesi, Kunduracılar Çarşısı. Bu üç sokak Meydan
Parkı'na açılır. Meydan Parkı aynı zamanda yan semtlere ve merkez köylere kalkan
dolmuş ve otobüslerin
merkezi durak yeridir, her saat Meydan Parkı ana baba
yeridir. Hayat günboyu burada döner. Meydan Parkı kalabalık, işlek, hareketli ve
enerji doludur. Belediye binası, oteller, lokantalar, her şey bu üç sokak ve
Meydan Parkı'nda
başlar ve biter.
Bu üç sokak ve açıldıkları Meydan Parkı'nda gün boyu voltalayan üçbine yakın
işsiz genç görürsünüz. Bütün Anadolu şehirleri gibi işsizlik had safhadadır.
Kırk yaşına kadar iş bulamamış, kırk yaşına kadar
hiçbir işte çalışma şansı
bulamamış kalabalığın ileri geri hareketiyle kaynar bu sokaklar. Gün boyu hızlı
adımlarla aşağı yukarı volta atıp, sağ sola bakınılıp, sonra bir kahvede
oturulup, ya da köşebaşlarında dikilinip, yine sağa sola
bakınılarak.
Yani bu sokakta her gün üç bine yakın genç hareket halinde. Dışardan gelenin
bilmediği, bu üç bine yakın gencin birbirini tanıdığını, kestiremez. Üç bine
yakın genç birden toplanır. Aniden harekete geçebilir.
Şehrin misafiri, bu üç
bine yakın gencin ortak hareket edebileceğini düşünemez.
Bu genç kalabalığı ayrıca şehirde olup biten şeyi anında birbirine taşır,
fısıltıyla, dedikoduyla , futboldan, Yattara'dan, siyasete kadar her şey
bu
kalabalık içinde hızla yayılır, yeni uydurulmuş bu espri, onbeş dakikada bir
koca şehri anında dolanıp geri gelir.
Bu yüzden, diyelim Uzun Sokak'ta bir hadisenin başına bu mahşeri kalabalığın
toplanma süresi üç
dakikayı geçmez. Ki, malum vakada üç bine yakın genç, anında
koşarak toplanıverdi.
Olayın anlaşılmayacak tarafı yok. Olay Türkiye'de geçer. Mersin'de başladığı
iddia edilir. Birileri Türk bayrağı yakıldı haberini bu kalabalık
içine atıverir
ve bir TV kanalı, alt yazıyla bu haberi pekiştirir. Kalabalık çığırından çıkar.
Bu hadise üzerine şimdi iki tür görüş hakim. Birinciler, bunun provokasyon
olduğu, yani yalan haberin kalabalığa birileri tarafından kasıtlı
atıldığını
söylüyor. Diğerleri, bu başıboş gençlerin galeyana, linçe çok açık bir psikoloji
taşıdıklarını iddia ediyor.
Hadisemiz budur, ben size şehir hakkında genel bilgiler verip, tekrar buraya
döneriz.
Şimdi hızını kesmiş olsa da, beş/altı yıl önce yapılan bir ankette, Rus kızların
bu şehre yüz dolarla giriş yapıp, üç bin dolarla ayrıldıklarını yazar. Şehir,
teşvik kapsamına alınmasına rağmen yatırım sıfırdır.
AKP iktidarını da bu yüzden
sevmez. Şehire yapılan tek yatırım 'fıkra' gibidir, Çimento fabrikası şehrin
ortasında ve günboyu tipi kar fırtınası gibi şehri bembeyaz yapar. Karsusan Su
Ürünleri Sanayi ve Yomra Su Ürünleri Sanayi, tek
sanayiidir ve hacimleri üç/beş
milyon dolardır.
Arsin Organize Sanayi Bölgesi'nde hareketli 50/60 firma vardır, ancak firmalar
çok düşük kapasitede çalışır. Rusya kapıları açıldıktan sonra çevre ülkelerle
gezi turizminde
canlanma olmuştur. Özellikle zengin turistlerin sürat
tekneleriyle bir bavul ticareti söz konusu, ancak bu da hızını kaybetmiştir.
Geriye kalır, on binyıllık ekmekleri, fındık ve balıkçılık. Balık dediğimiz de
istavrit, mezgit ve hamsidir,
birazcık palamut ve birazcık da kalkan... Bugün
şehrin nüfusu 200. 000 bin, toplam nüfus bir milyon civarında..
Yol hastalığı
Trabzon şehri, otuz yıl öncesine kadar Anadolu'nun en güzel şehriydi. Sağ
politikacıların, müteahhitlerin 'yol kavgası' bu şehri bitirdi. Akılalmaz bir
cehaletle Karadeniz yok edildi. Birinci yol, 'tanjant' denilen şehrin tam
ortasından geçiyor. Onlarca sokak, tarihi bina, yani şehrin dokusu paramparça
yapıldı. Bu
cehalete akıl sır ermiyor. Ve istimlak parasının sevabına Trabzonlu
birçok insan bu çirkinliği alkışladı. Yani Trabzon'un katledilmesine göz yumdu.
Öyle böyle bir cehalet değil.
İkinci yol faciası, Karadeniz sahil yolu projesi.
Karadeniz Oto Yolu, dünya
tarihinin en büyük çevre faciasıdır. Binlerce koy kaybedildi. Dünya
coğrafyasının bu en eşsiz manzarası tarihten silindi. Kıyılar betonla
dolduruldu. Yüzlerce km. asfaltla kaplandı. Sağcı müteahhit politikacılar,
bu
yol sizi kalkındıracak propagandası yaptı, yol kalkındırmadı, kandırdı. Artık iş
işten geçti. Karadenizliler el ele verip tarihin bu en güzel coğrafyasını
katletti. Suça herkes ortaktır. Artık Karadeniz sahili sıradan bir Konya
yoludur.
Hem şehri hem de sahili yok eden bu iki yol otuz yıl içinde olup bitti.
Medya yazmadı. Halk ilgisiz kaldı. Bu denli amansız bir vahşete seyirci kalındı.
Bu toprağın çocuğu olarak, kıyılarını, koylarını, manzarasını, şehrin tarihini
dokusunu paramparça eden müteahhitlerle işbirliği yapan Karadenizliler'le
duygusal bağlarım sona ermiştir. Trabzonlu olmaktan utanıyorum. Tarihin bize
bağışladığı bu çarpıcı güzellikler sağcı politikacılar ve şehir işbirliğiyle
betonlaştırıldı. Asıl 'galeyan' buydu. Asıl galeyan müteahhit galeyanıydı, sağcı
politikacı galeyanıydı ve bu galeyan tarihin en güzel şehri ve sahilini
paramparça yapıp tarihten sildi.
Yani ben artık kendime Trabzonlu'yum
diyemiyorum, toprağının değerlerini
bilmeyen insanlarla, ya da üç/beş kuruş uğruna sağcı müteahhit politikacılarla
tarihin bu en güzel şehrini katledenlerle işim olmaz...
Yanlış sevgi
O halde diyorum
vatan sevgimiz yanlış. Yanlış saçma sapan şeyleri seviyoruz.
Milliyetçi bir dalga deniliyor. Hayır. Dünyadan habersiz kitleler. Ülkesini,
toprağını, değerlerini tanımayan bir dalga...
Korumacı, sadakat, kabadayı
kültürü
Savaş tarihimizin hangi sayfasını açsam, orada cesareti ve saflığıyla ve
inanılmaz ateşiyle Karadenizli gençlerin kahramanlık hikayelerini bulurum. Her
yerde onlar vardır. İnanılmaz atılgandırlar. Devletlerine,
saltanata, sultana,
cumhuriyete bu inanılmaz bağlılığın nedenlerini bilemem. Ama sağcı politikacılar
bu 'sadakat'ın şifrelerini çözüp, Karadenizli gençleri kullanmasını bilmiştir.
Asırlardır bu toprak delirmişcesine sadık insan üretiyor.
Sadakat kültürü.
Devleti korumak denilince akılları çıkıyor. Burada milliyetçilik tam anlamıyla 'devletçilik'tir.
Devletin ta kendisine sahip çıkmak. Topal Osman'ın öyküsü Karadenizli'yi bize
özetler. Savaş tarihimiz bu sadakatin tarihidir.
Osmanlı'dan başlayarak Kabakçı
Mustafa'dan Topal Osman'a ve Mesut Yılmazlar'a kadar, Türk komutan, sultan,
devlet başkanlarının 'korumalarına' dikkat edelim. Tek tek araştırıp sayalım. Şu
derin devlet denilen yakın korumaların,
komutanlara, sultanlara yakın
duranların, şu özel adamların, sağcının, komünistin, edebiyatın en sıkı, en
sert, en radikal 'karakterleri'nin hep bu topraktan yetiştiğini göreceksiniz.
Araya özel
notum
Türkiye'de ne zaman Amerikan karşıtı bir hareket büyüse, hemen bir sağ/sol
çatışması ya da benzeri bir çatışmayı birileri büyütür, soru işareti?
Milliyetçilik
ideolojisi
Milliyetçilik devletçiliktir, devletin bekası. Devlet uğruna halkı feda etme.
Kanuni ve sonraki Osmanlı çağlarında başlar. Bu yüzden devletin kutsal simgeleri
milliyetçiler için her şeydir.
Oysa bir de
vatan vardır, vatanımız, fındığımız, yolumuz, pamuğumuz, Ziganamız,
halkımız, ürettiklerimiz. Milliyetçiler'e yüzlerce yıldır 'toprağın' ve
'vatan'ın gerçek değerlerini öğretemedik. Milyonlarca genç devlete tapınarak
vatansever olduğunu
düşünüyor ama yolları, hazinesi birileri tarafından
yağmalanırken, sessiz kalıyor.
Ve birileri bu toprağın değerlerini gençlere anlatmadan, kutsal devletin kutsal
simgeleriyle gençleri milliyetçilik dolmuşuyla talim
yaptırıyor!..
Yakın tarihten bir galeyan öyküsü
Bugün, tiyatronun olduğu Zağnos mevkii 1969'da boş bir arsaydı. Çok eskiden de
şehitlikti. Bu arazide mitingler yapılır, kumpanya, cambaz çadırları
kurulurdu.
1969 yılında üniversiteli solcu gençler burada miting yapar. Yüz/yüzelli kişi
kadardırlar. Ellerinde mikrofon 'üniversiteye İstanbul'dan taşıma hoca
gelmesini' eleştirip protesto ederler. Miting başlar başlamaz halk gençlerin
üstüne hücum eder. Öğrenciler kaçarak bir büyük meydan bir de Zağnos köprüsünü
geçip hükümet binasına sığınır. Halk hükümet binasını çevirip gençlerin
kendilerine teslim olmasını ister. Yani, bugünkü hadisenin tıpkısı, kırk yıl
önce...
Üniversite/şehir çatışması
Üniversite, Trabzon'un sosyalleşmesi için fırsat olmadı. Bunun sebebi, ilk
kurulduğu yıllar 60'lı yıllar, üniversiteli gençler, hippi, uzun saçlı ve
solcudur. Halk bu
öğrenci tipini sevmez, onlara evini kiraya vermez. Öğrencilere
iyi gözle bakmaz. Ve Trabzon halkıyla üniversite arasında bitmeyen bir çatışma
başlar. Bu yüzden Trabzon'da üniversite okuyan dışardan gelenler Trabzon'u,
Trabzonlu'yu
sevmez. Trabzon'da okuyan üniversiteli kızlar Trabzon'daki ağır
delikanlı kültürü yüzünden şehirden olumlu intibalarla ayrılmaz. Bu son günlerde
yeni yeni üniversiteyle şehir nihayet kaynaşmaya başladı...
YARIN:
Trabzon'dan aydın göçü
Akşam
13/05/2005