Nihat Genç
Ana sayfa
Arşiv
Arama
Metin Hali
Metin Gönder
Tavsiye Edin
İletişim

Reklam


Reklam



Site içi Arama



Eskimez Yazılar
17.07.06
· Ece Temelkuran'a yanıt!
· Engin Ardıç'a yanıt!
26.05.06
· Karakutu Tv'ye 6 yeni klip eklendi.
12.05.06
· Söyleşi
10.05.06
· Karakutu Tv'ye 7 yeni klip eklendi.
16.02.06
· Müslümanlık eğilmiyor, bükülmüyor bunu gördüler
17.01.06
· Nihat Genç bir iftiradan kurtuldu
04.01.06
· Skytürk'te 30 Aralık Cuma Günü Yapılan Nihat Genç Söyleşisi: Orhan Pamuk Üzerine
09.11.05
· ARAPLAR İNSAN DEĞİL Mİ?
23.09.05
· Nihat Genç'le Söyleşi

Eski Haberler

Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Google Arama

Karakutu.Com - Arama



97 Yazı (10 Sayfa, 10 yazı/sayfa)
[ 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 ]

Nihat Genç:  Trabzon'dan aydın göçü
 

Trabzon şaşılacak bollukta sanatçı, edebiyatçı, tarihçi, din adamı, siyasetçi yetiştirmekle şöhret bulmuş bir şehir.

1800'lerden başlayarak şehrin yakın tarihi üzerine sosyal çalışma yapanlar, Trabzon'un çok hareketli, kültürlü ortamı karşısında şaşkınlık yaşar. Ayrıca Trabzon, İpek Yolu'nun en hareketli limanıdır.

Bu coğrafyaya yüzlerce ayrı ırk ve renkte ve çeşitlilikte kültürler bu limanla taşınmıştır. Macar'ından Bulgar'ından Ortadoğu'sundan ve Asya'nın her ırkından çeşitleri hala Trabzon köylerinde bulmamız mümkündür. Şehrin ırk, etnik yapı, dil, folklorü üzerine yapılan çalışmalar, karşımıza dünya coğrafyasının en renkli/en zengin sosyal yapısını çıkartır.

Trabzon'da bugün dahi sıkı edebiyat dergileri, klasik müziği ve bunların lokalleşip gelenekselleştiği sosyal kurumlar hep yaşamıştır. Ancak Trabzon'da en sert sosyal dönüşüm yılları 1980'lerdir ve gözümüzü bu yıllara dikmek zorundayız. Bu süreç 1960'lı yıllarda başlamış tam bir sosyal patlamayla 90'larda doruğa ulaşmıştır.

Bu sosyal dönüşüm, şehrin yakın köylerinin şehre akması ve şehirli aydın nüfusun şehirden kaçmasıyla oluşmuştur. 1980'li yıllardan sonra denilebilir ki, bambaşka bir Trabzon çıktı ortaya. Sağ politikacıların hükümdarlık kurduğu ve ideolojik tabiriyle tutucu, bağnaz kalabalıklar oluştu. Aynı şekilde sağ politikacıların koruması ve mafyatik çeteleşmeye evlatlar yetiştirdi.

Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın Yazdırılabilir Sayfa Bu Haberi Arkadaşına Gönder Nihat Genç

 

Nihat Genç:  Galeyana gel, bir iki galeyana
 

Mersin'de bayrak yakma olayından hemen sonra hız kazanan gerilim, Trabzon'da linç girişimi gibi ürkütücü noktalara taşındı. Yüreğimiz ağzımıza geldi. Madımak günlerini hatırlıyor, korkuyoruz. Bin defa Allah korusun, Allah korusun, diye dua ediyoruz.

Akşam Genel Yayın Yönetmeni Serdar Turgut, Trabzonlu bir yazar olmam hasebiyle benden konuyla ilgili yazı istedi. İsabet etmiş. Sadece Trabzonlu olmam değil, üslup olarak da konuya uygunum, çünkü galeyancı bir üslubum vardır, birden parlayan harlayan edebi tarzım beni Anadolu'da şöhret yapmıştır. Oysa konuyla ilgili çok şey bilmiyorum, olsun, memleketimizi anlatmak için bir fırsattır, girelim mevzuya..

Memleketim Trabzon'u Octavya Paz'ın Meksika'yı anlattığı gibi anlatmak isterdim, kısmet değilmiş, işin galeyanlı linçli tarafı bize kaldı, hayırlısı.

Trabzon yeryüzü topraklarının en dramatik şehridir. Çünkü bu şehir tarihten bugüne sebebi henüz keşfedilmemiş bir gençlik enerjisiyle mağdurdur. Şehvet dolu enerji. Hangi yokuşa tırmansa yamaçları söküp indirir. Kabından çıkamayan bu enerji her insana, her aileye akılalmaz derinlikte ıstıraplar yaşatır. Fatih 1461'de bu şehri aldı, iyi mi yaptı henüz anlaşılmamıştır, çünkü 1807'de laz uşakları Kabakçı Mustafa'yla ihtilal yapıp lazlar bir müddet Osmanlı tahtına dahi oturmuştur. Bugünkü kabadayı ve dikbaşlı kültürü o günlerden miras mı kaldı bilemeyiz.

Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın 1  1 yorum var. Cevaplamak isterminiz ? Yazdırılabilir Sayfa Bu Haberi Arkadaşına Gönder Nihat Genç

 

Nihat Genç:  Örgütten Yetişme Tahir Öğretmen
 
Öğle sıcağında 7 Haziran günü Kamu Emekçileri Sendikası (KESK'in) eylemi vardı.

Şöyle bir bakayım, dedim. Çöküverdim kaldırıma, yarım saat sonra fırlar, kaçarım. Yanıma, sonradan 18 yıllık öğretmen olduğunu öğrendiğim, benim yaşlarda, çok yaşlı gösteren, sıska, gözlüklü, elbiseleri eskilikten parlamış, kır saçlı bir bey oturdu. Bin yıllık arkadaşmışız gibi hemen lafa girdi.

Seri konuşuyordu. Konuşmamız daha önceden kesilmiş, şimdi yeniden başlıyormuş gibi. Ne söylese hoşuma gidiyor, ne söylese, durup alnından, elinden öpmek istiyorum, konuşurken gizli gizli not almaya başladım...

"Bıktık kardeşim, on yıldır bu meydanlara gelip gelip dayak yiyoruz, hiçbir umudumuz yok. Bu Kızılay'ı yıksak yukardakiler için vızıltı değil.. Olsun, koyu koyu sövmeden rahat edemiyor insan. (Yüzünü polislere dönüp) Nasıl ısı gibi bakıyorlar, suratlarına bak, deli deli gülüyorlar. Bunları kim işe aldı. Karıların göbeğine muska yazan cinci hocaların torpiliyle polis oldular.

"..Devletin parası yok ki vermiyor.. Devletin eli bolken verdi mi? Borç yiğidin kamçısı.. borç kölenin kırbacı olmuş.. Biz on milyon borç alsak uyku tutmuyor.. Milyar dolarları gazeteler kıyak manşet atıyor diye gazete patronlarına yedirdiler. RTÜK yasası da çıktı. Bizim yasamız çıkmadı.

Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın Yazdırılabilir Sayfa Bu Haberi Arkadaşına Gönder Nihat Genç

 

Nihat Genç:  Tarihin En Renkli Ve En Yeni Atlısı:Futbol
 
Tüm tarih içinde verilebilecek en yüksek paralar bir sporcuya ödeniyor. Yüzbinkişilik stadlar, TV başında iki milyara yakın izleyiciyle tüm tarih içinde futbol, yeryüzü kültürünün en büyük katılımını sağlıyor. Sporun ve müsabakanın tarihi şüphesiz çok eski.

İstanbul'da binyıl yaşayan Bizans'ta, bugünkü Sultanahmet Meydanı'nda Maviler ve Yeşiller arasında bitmeyen çekişme, imparatorluğun son yüzyılında "siyasete" dönüştü, spor, sağ-sol gibi, imparatorluk halkını keskin bir siyasi bıçakla ikiye ayırdı.

Müsabakanın izaha (eleştiriye) muhtaç olması, maç sonrası tüm taraftar ve spor yazarlarına yorucu işler doğurtuyor, TV'ler günde üç-dört saat, gazeteler hergün 4-5 sayfasını bu taşkın romantiklerin sloganlarla süslü futbol yazılarına ayırmak zorunda kalıyor.

Gündelik hayatın tüm dedikodusu, insanların birbirleriyle nerdeyse tüm sözlü alışverişlerini belirleyici duruma geliyor. Birbirlerini acımasızca yerin dibine batıran yazarlar, hakeme, oyuna, futbolculara, antrenörlere itirazlarını hafta boyu sürdürüyor. Dik kafalı isyankarlar mı bu taşkın romantikler, yoksa, yeni bir hastalığı mı bulaştırıyorlar?

Gittikçe kravatları daha süslü ve renkli, konuşmaları gittikçe cazgırlaşıyor, komik giysili hokkabazlara dönüşürken, fena halde öfkeleniyorlar. Tüm zamanlarında bıkmadan usanmadan "futbol" konuşuyorlar.

Söz ustalıklarıyla bir atı mı şaha kaldırmak istiyorlar, yoksa, angaryadan beyin tartaklaması bir muhabbet mi? Gürültülü patırtılı bu muhteşem kargaşanın büyük mutluluğunu anlamamız lazım. Yakıcı güneş ya da kar yağmur altında, kan-ter içinde bir topun peşinde koşan futbolcuları modern tarihin en büyük savaşçıları yapan şey nedir? Hangi kaba arzularımızı, hangi sanat tutkumuzu, hangi ilahi sevinçlerimizi saklıyorlar? Bir stadyum dolusu rengarenk bayraklı gençlerin topluca şarkı söylemesi, kalabalıkların birden istilacı bir düşman güruhuna dönüşmesinin altında neler yatıyor?

Tabiattan kopup, topluluk halinde yaşamaya başlayan insanlar, bulundukları şehri, alanı, tepeyi, arazileri, düşmana karşı savunmak zorundaydılar. Tüm eski şehir yapılarında kalelerin dik, yüksek, aşılmaz surlarla çevrelendiğini, korunma güvenlik sağladığı, bilinen tarih içinde, tüm savaşların kalelerin savunulması - ele geçirilmesi olduğunu biliyoruz.

Artık bazı "ideolojik" bilgilerimizi de değiştirme zamanı geldi. Sosyal bilimciler bir halkı, bir milleti oluşturan-kaynaştıran temel değerlerin dil, din, ortak tarih, ortak heyecanlar olduğunu iddia ederse de, eksiktir bu tanım. Daha da geriye, "aynı kale savunması", "aynı istilaya karşı koyma, yani, aynı kale içinde yaşayan insanların biriktirdiği korkular heyecanlardır toplulukları halklaştırıp birarada tutan.
Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın Yazdırılabilir Sayfa Bu Haberi Arkadaşına Gönder Nihat Genç

 

Nihat Genç:  Zavallı İnsanlar Kulübü
 
Yıllardır bayi-kitapçı vitrinlerinde sırtını sonsuz imkanlara dayamış Hürriyet'in Gösteri Sanat, Milliyet'in Milliyet-Sanat, sırtını sonsuz banka imkanlarına vermiş Yapı Kredi'nin "sanat" dergileri, ya da yıllardır çıkan adam Sanat, Cumhuriyet Kitap Dergi, E Dergisi gibi, edebiyatla, sanatla ilgili sözde dergiler..

Yıllardır gazete köşelerinde sanatla ilgilendiği söylenen hacivat kılıklı Doğan Hızlan, Ülkü Tamer gibi isimler görürsünüz. Bu dergilerde bir yazı okumuşsanız, Orhan Veli, II. Yeni, Necatigil, Edip Cansever gibi onlarca isme, bir daha bir daha bir daha rastlamaktan gına gelir.

Bunun üstüne, yetmiş üniversitenin yetmiş tane Edebiyat Fakültesi, onlarca kendi imkanlarıyla çıkan oyuncak edebiyat dergileri, yarışmalar, taşrada düzenlenen kültür programları, TRT 2'nin kültür-sanat programları, paneller, seminerler, dört köşe bir edebiyat dünyasının yaygınlığına işaret eder.

Arasıra kitap fuarlarında görüyorum bu adamları, bir zamanlar Yeşilçam'ın düştüğü hazin durumu göstermek için Sami Hazinses'in zavallı yüzünü gösterirdi kameralar.

Tek bir kitap imzalamadan kokmuş peynir gibi, piyaz tabağındaki sona kalmış pilaki gibi orda otururlar. Fuar, budalalar panayırına dönüşür.

Hepsi, televizyonların-gazetelerin tüm imkanlarını tanınmak için kullanmışlar, ahlak diye birşey sormadan, her kurumun paneline, her TV'nin, her ideolojinin tartışmasına ilgili-ilgisiz koşarak, uçarak atlamışlardır, oysa.

Edebiyat konuşmak için hiçbir fırsatı kaçırmayan, her birinin suratı kirli çarşaflarla dolu eskimiş plastik selelere benzeyen bu insanlar her zaman önemli adamlarmış gibi poz vermeyi de ihmal etmezler.
Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın Yazdırılabilir Sayfa Bu Haberi Arkadaşına Gönder Nihat Genç

 

Nihat Genç:  Dedemin Daşağı İn Aşağı
 
Cebeci Tren İstasyonu'nda arkadaşım Yahya'yla geze geze yürüyoruz, istasyonda bekleyen, tırnakları kir dolu, küçücük gözlü, biçimsiz ve çok yıpranmış pantolon giyen ihtiyarları tek tek gözledi Yahya, "birazdan keçi ağıllarına" girecekler dedi, "bunlardan doğuda o kadar var ki, kafayı yersin!".

Usul usul yürüyüp ordan burdan konuşurken birden Amok koşusucusu gibi (hiç durmadan koşma hastalığı) trenle yarışa girdi. Koşarken, elindeki (İranlı yazar Ali Şeriati'nin, Her Yer Kerbela, Hergün Aşure sloganının yazarı, marksist tahlileriyle İslamcılar arasında çok sevildi. Seyyid Kutup'un Yoldaki İşaretler kitabı, Nasır tarafından İran'da asıldı, Hasan Elbenna'nın, Müslüman Kardeşler Cemaatinin kurucusu'nun hatıraları, bugün Mısır'da en kanlı eylemleri yapıyor)  kitapları fırlattı, ki, kutsal sayardı bu kitapları. Koşmanın ileri safhasında terlikleşmiş ayakkabılarını ağırlık yapmasın diye fırlatıp attı.

Şaşırıp kaldım. Babasının mühendislik yıllarında, Doğu'da trenlerle yarışırmış. Oyun arkadaşı hiç olmamış, gün boyu can sıkıntısıyla uçsuz bucaksız ovaya bakıp, kara trenin geçmesini bekler, sonunda ölümüne yarışa girermiş. "Geçmen mümkün değil?" dedim.

Yahya: "Eğer tren üç-dört kilometre karşıdan gidiyorsa, geçersin", dedi. Ben de ona karatren anılarımı anlattım, annem Hasankale'liydi, Horasan'da da evimiz vardı. Beş yaşlarında yaz sıcağında karatrenleri doldurmuş askerlere su satardım.

Hem doğu, hem karatren, Yahya ağlar gibi oldu. Yoksul insanlar nezaketen hikayeler anlatıldığında çok şaşırırlar, yeni tanışmıştık. Küçükken babası bir bisiklet almış. Sabah evden çıkarken, "oğlum hadi bisikletinle oyna, bak bomboş arsalar, ama sakın gidip orda oturan demirci amcaya çarpma! Bomboş arsa. Dönüp dolaşıp bisikletiyle sonunda amcaya çarparmış. Babası ertesi gün, yine, "oğlum çık dışarı bisikletinle oyna, ama sakın, o köşede yufka açan teyzeye gidip çarpma. Koskoca arazi bomboş, yine gidip yaşlı teyzeye çarparmış...

Bir sabah kalktığında, babasına "baba bugün bana birşey deme, ya da al bu bisikleti, bomboş arazide sen sür, bakalım kimseye çarpacak mısın?.."

11 Eylül günü birbiriyle sokak sokak savaşan, hergün cenaze kaldıran gençler, 12 Eylül günü kaçacak yer, gizlenecek delik arıyordu. Tüm partiler, dernekler, dergiler kapatıldı. Yaralı ve organları çürümüş hayvanlar gibi yarı canlı büyük bir mezarın içine düşmüştük. İşkenceler, basılan evler, kaçaklar, korku, mezarlıklardaki çukurların içinde gizlenecek kadar savurdu hepimizi.
Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın 3 yorumlara cevap vermek istermisiniz ? Yazdırılabilir Sayfa Bu Haberi Arkadaşına Gönder Nihat Genç

 

Nihat Genç:  Milli Sohbet
 
Ermeni karar tasarıları için "sözde" kelimesini kullanıyoruz, çünkü gerçeği Lozan, Lozan, hezimet mi, zafer mi, çok tartışıldı. Beş milyon km'den
yediyüzbine düşen Osmanlı topraklarına bakıldığında hezimet, Sevr'den bakıldığında Zafer!


Lozan'ı Ermeni tarihinin en kara günü olarak gören dünyaya
yayılmış Ermeniler (diaspora) yüzyıldır tek birşey düşünüyor: Lozan. Lozan, Ermeniler için evhamlı bir taşkınlık.

Lozan'a karşı kinleri sadece Türkler'e değil. 1830 Yunan ayaklanmasından beri, yüzyıldır ellerine silah verip, Anadolu topraklarında kışkırtan Batılı devletlere karşı bitmeyen bir öfke! Uğursuz, karanlık ve uzakta kalmış bir mezarın hikayesi.

Yoldan geçen Arap şeyhlerine bile devlet verilip Ermeniler'in acılar içinde bomboş sürülüşü milli kudurmuşluğun asıl sebebi. Ermeni lobisi, aslında Fransa'da, Amerika'da, Sevrcilerden intikam alıyor. Hunharca öldürüldüklerini düşünen bir nesil, "bizi, neden yüzyıl kullanıp umut verdiniz, kardeş kardeşe bir cinayetin içine atıp, sonunda imparatorluğun yağlı parçalarını aranızda bölüşüp, Lozan'la bin yıldır yaşadığımız topraklardan ayrılmamıza imza attınız." Bu kin dolu ölüm şarkısı, Ermeniler'in milli ağıtı olmuştur.
Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın Yazdırılabilir Sayfa Bu Haberi Arkadaşına Gönder Nihat Genç

 

Nihat Genç:  Üreterek yaşamak
 

Hayat hikayesini okurken gururla ağladığım bilimadamımızın adı: Mitat Enç'tir. Bu ismi unutmayın. İçimizden hiçkimse onun kadar güzel adam olamaz.

Çünkü, ülkemizde verilmiş en soylu onur kavgasının baş kahramanıdır. Birgün çocuklarınıza ülkenizi sevdirmek için onurlu bir insan başarısı okutmak isterseniz Mitat Enç'in hayatını unutmayın.

Mitat Enç gençlik çağında kör oldu. Eğitimine sıfırdan ve Amerika'daki özel eğitim merkezlerinden devam etti. Özel eğitim konusunda bilgi ve tecrübelerini ülkemize taşıyıp bu konuda bir çığır açtı. Türkiye'de özel eğitim okullarını ilk düşünen, tasarlayan, açan, kurumsallaştıran odur. Ayrıca ODTÜ'nün ve Ankara Üniversitesi'nin eğitim bilimleri ona çok şey borçlu.

Mitat Enç bundan ellibeş yıl önce Amerika'dan dönüp 'körleri okutalım' dediğinde, Milli Eğitimimiz ona: 'Ya hoca işin mi yok, biz sağlamları okutamıyoruz' cevabını vermişti.

Ayrıca o günlerdeki eğitim felsefesi, körü, sağırı, dilsizi, kolsuzu yani hepsini 'sakatlar' başlığıyla aynı okul çatısı altında topluyordu. Mitat Enç körler ayrı, sağırlar ayrı eğitime tabi tutulmalı diyerek işe başladı.

Mitat Enç'in özel eğitim kavgası ciltler doldurur; bu sınırlı sütunumuza sığmaz. Unutmayın, özetin özetini yazıyoruz!

Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın 4 yorumlara cevap vermek istermisiniz ? Yazdırılabilir Sayfa Bu Haberi Arkadaşına Gönder Nihat Genç

 

Nihat Genç:  Yeni ortaçağ
 

Trabzon/Maçka'da yalçın tepeler üstüne kartal yuvası gibi kurulu Sümela Manastırı'na yürüyerek yirmi dakikada ancak çıkılabiliyor. Tarihçiler, kilise neden bu tepeye inşa edildi sorusuna, ilk Hıristiyanlar Romalı askerlerden saklanıp gizleniyorlardı, diye cevap veriyor. Bu soru sizi bilmem, beni tatmin etmiyor.

Çünkü Hıristiyanlar tehlike geçtikten sonra binlerce yıl daha bu manastırda yaşadı, cihan harbine kadar. Bu soruya başka tür cevap bulmak için başka bir soru soralım. Kilise binlerce yıl bir kıyamet takvimi yönetiyordu, her yüzyıl başı İsa inecekti, yılbaşılarında inecekti, şuraya inecekti, buraya gelecekti, diye. İsa'nın nereye ne zaman ineceği sorunu kilisenin her günki işiydi.

İşte Sümela Manastırı milyonlarca ladin ağacının (çam türü) ortasında, canlı yayın arabası gibi milyonlarca çam ağacını izliyor, İsa'nın hangi çam ağacına ineceğini buradan gözleyebiliyorsunuz. Yani, Sümela Manastırı'nın buraya inşası, buradaki milyonlarca ladin ağacından dolayıdır.

Tabii bu benim düşüncem, siz de başka sorular sorun. Ancak kilisenin bin yıllık iktidarı bir fikir değil, bir dünya gerçeğidir. Binlerce yıl hüküm sürmüş kilise iktidarı, bugün, karanlık çağ, ortaçağ, skolastik (dini dogmalar) çağı gibi adlarla tarif edilir.

Bir de şu soruyu soralım. Zamanla gaddarlaşan ve mutlak bir egemenlik kuran kilise, gücünü hangi silah/ordulardan alıyordu?

Cevabı şaşırtıcı? Kilisenin silahı yoktu. Ta ki 10/11. asırda Haçlı seferleri başlayana dek.

Peki bir soru daha! Öldürmeye ve silaha inanmayan kilise, tarihin en zalim hakimiyetini nasıl kurabildi?

Şöyle. Kilisenin silahları başkaydı. Birincisi ve en önemlisi kıyamet düşüncesi/teorisi...

Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın Yazdırılabilir Sayfa Bu Haberi Arkadaşına Gönder Nihat Genç

 

Nihat Genç:  Kapitalizme Yumruk Atmak Elimizde
 
Dünyanın gerçek kara delikleri, karanlık bölgeleri, insanlığın emeğini, kazancını çalan 150-200 Amerikan şirketidir!

Amerika hem iktisadi sisteminin hem de tek, küresel bir imparatorluğa dayalı siyasal sisteminin doğru, gerçek, kaçınılmaz olduğunu söylüyor! Bu iki çift laf, dünyanın en büyük yalanı olarak büyük tepkiler görüyor! Kısa vadede Amerika’nın askeri gücüne karşı yapabileceklerimiz sınırlı, ama uzun vadede hem askeri hem de iktisadi olarak bu topraklardan pıllarını pırtlarını alıp kaçmak zorunda kalacaklar!

Nasıl?

Amerika, kapitalizmden, sömürüden, kölelikten başka alternatif yoktur diyor. Vardır. Adı da ekonomidir. Ekonomi ile kapitalizmi ayırıyoruz. Çünkü bir disiplin, bir bilim dalı, bir hayat döngüsü biçimi olarak ekonomi ile kapitalizmi sömürü ve yıkım getiren işleyişi farklı şeylerdir.

KATLİAMCI, SAVAŞÇI, YIKICI ŞİRKETLER

Amerika’nın kapitalizm dediği, 150-200 şirketin dünyayı istilasıdır. Bizim ekonomi dediğimiz, dünyayı çekip çevirecek, alınterine, titizliğe, ahlaka, paylaşmaya, helal kazanca dair işleyiştir.

Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın Yazdırılabilir Sayfa Bu Haberi Arkadaşına Gönder Nihat Genç

 

Bir sonraki 10 yazının listesi.
Nihat Genç: Karışmak [ 10/03/05 - 1221 ]
Nihat Genç: İç ses [ 03/03/05 - 1189 ]
Nihat Genç: Dert bir değil [ 24/02/05 - 1561 ]
Nihat Genç: SEKA'nın yanındayız [ 20/02/05 - 722 ]
Nihat Genç: Allem kullem yazarlar [ 17/02/05 - 1231 ]
Nihat Genç: Nihat Genç - Yarın Dergisi Röportajı [ 11/02/05 - 1451 ]
Nihat Genç: SEKA [ 10/02/05 - 527 ]
Nihat Genç: Serdar Akinan - Nihat Genç Röportajı [ 10/02/05 - 2518 ]
Nihat Genç: Hisse senetleri [ 03/02/05 - 1162 ]
Nihat Genç: KOMEDYA [ 12/09/04 - 2895 ]

97 Yazı (10 Sayfa, 10 yazı/sayfa)
[ 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 ]
Eserleri

Son Kitabı

 


Galerisi güncelleniyor


 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke