 |
|  |
97 Yazı (7 Sayfa, 15 yazı/sayfa)
[ 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 ]
|
|
|
Nihat Genç: Dedemin Daşağı İn Aşağı
|
|
Cebeci Tren İstasyonu'nda arkadaşım Yahya'yla geze geze yürüyoruz, istasyonda
bekleyen, tırnakları kir dolu, küçücük gözlü, biçimsiz ve çok yıpranmış pantolon
giyen ihtiyarları tek tek gözledi Yahya, "birazdan keçi ağıllarına" girecekler
dedi, "bunlardan doğuda o kadar var ki, kafayı yersin!".
Usul usul yürüyüp ordan
burdan konuşurken birden Amok koşusucusu gibi (hiç durmadan koşma hastalığı)
trenle yarışa girdi. Koşarken, elindeki (İranlı yazar Ali Şeriati'nin, Her Yer
Kerbela, Hergün Aşure sloganının yazarı, marksist tahlileriyle İslamcılar
arasında çok sevildi. Seyyid Kutup'un Yoldaki İşaretler kitabı, Nasır tarafından
İran'da asıldı, Hasan Elbenna'nın, Müslüman Kardeşler Cemaatinin kurucusu'nun
hatıraları, bugün Mısır'da en kanlı eylemleri yapıyor) kitapları fırlattı, ki,
kutsal sayardı bu kitapları. Koşmanın ileri safhasında terlikleşmiş
ayakkabılarını ağırlık yapmasın diye fırlatıp attı.
Şaşırıp kaldım. Babasının
mühendislik yıllarında, Doğu'da trenlerle yarışırmış. Oyun arkadaşı hiç
olmamış, gün boyu can sıkıntısıyla uçsuz bucaksız ovaya bakıp, kara trenin geçmesini bekler, sonunda ölümüne yarışa girermiş. "Geçmen mümkün değil?" dedim.
Yahya: "Eğer tren üç-dört kilometre karşıdan gidiyorsa, geçersin", dedi. Ben de
ona karatren anılarımı anlattım, annem Hasankale'liydi, Horasan'da da evimiz
vardı. Beş yaşlarında yaz sıcağında karatrenleri doldurmuş askerlere su
satardım.
Hem doğu, hem karatren, Yahya ağlar gibi oldu. Yoksul insanlar
nezaketen hikayeler anlatıldığında çok şaşırırlar, yeni tanışmıştık. Küçükken
babası bir bisiklet almış. Sabah evden çıkarken, "oğlum hadi bisikletinle oyna,
bak bomboş arsalar, ama sakın gidip orda oturan demirci amcaya çarpma! Bomboş
arsa. Dönüp dolaşıp bisikletiyle sonunda amcaya çarparmış. Babası ertesi gün,
yine, "oğlum çık dışarı bisikletinle oyna, ama sakın, o köşede yufka açan
teyzeye gidip çarpma. Koskoca arazi bomboş, yine gidip yaşlı teyzeye
çarparmış...
Bir sabah kalktığında, babasına "baba bugün bana birşey deme, ya da
al bu bisikleti, bomboş arazide sen sür, bakalım kimseye çarpacak mısın?.."
11
Eylül günü birbiriyle sokak sokak savaşan, hergün cenaze kaldıran gençler, 12
Eylül günü kaçacak yer, gizlenecek delik arıyordu. Tüm partiler, dernekler,
dergiler kapatıldı. Yaralı ve organları çürümüş hayvanlar gibi yarı canlı büyük
bir mezarın içine düşmüştük. İşkenceler, basılan evler, kaçaklar, korku,
mezarlıklardaki çukurların içinde gizlenecek kadar savurdu hepimizi.
|
Ermeni karar tasarıları için "sözde" kelimesini kullanıyoruz, çünkü gerçeği
Lozan, Lozan, hezimet mi, zafer mi, çok tartışıldı. Beş milyon km'den
yediyüzbine düşen Osmanlı topraklarına bakıldığında hezimet, Sevr'den
bakıldığında Zafer!
Lozan'ı Ermeni tarihinin en kara günü olarak gören dünyaya
yayılmış Ermeniler (diaspora) yüzyıldır tek birşey düşünüyor: Lozan. Lozan,
Ermeniler için evhamlı bir taşkınlık.
Lozan'a karşı kinleri sadece Türkler'e değil. 1830 Yunan ayaklanmasından beri,
yüzyıldır ellerine silah verip, Anadolu topraklarında kışkırtan Batılı
devletlere karşı bitmeyen bir öfke! Uğursuz, karanlık ve uzakta kalmış bir
mezarın hikayesi.
Yoldan geçen Arap şeyhlerine bile devlet verilip Ermeniler'in acılar içinde
bomboş sürülüşü milli kudurmuşluğun asıl sebebi. Ermeni lobisi, aslında
Fransa'da, Amerika'da, Sevrcilerden intikam alıyor. Hunharca öldürüldüklerini
düşünen bir nesil, "bizi, neden yüzyıl kullanıp umut verdiniz, kardeş kardeşe
bir cinayetin içine atıp, sonunda imparatorluğun yağlı parçalarını aranızda
bölüşüp, Lozan'la bin yıldır yaşadığımız topraklardan ayrılmamıza imza attınız."
Bu kin dolu ölüm şarkısı, Ermeniler'in milli ağıtı olmuştur.
|
|
Nihat Genç: Üreterek yaşamak
|
|
Hayat hikayesini okurken gururla
ağladığım bilimadamımızın adı: Mitat Enç'tir. Bu ismi unutmayın. İçimizden
hiçkimse onun kadar güzel adam olamaz.
Çünkü, ülkemizde verilmiş en soylu onur
kavgasının baş kahramanıdır. Birgün çocuklarınıza ülkenizi sevdirmek için onurlu
bir insan başarısı okutmak isterseniz Mitat Enç'in hayatını unutmayın.
Mitat Enç gençlik çağında kör oldu. Eğitimine sıfırdan ve Amerika'daki özel
eğitim merkezlerinden devam etti. Özel eğitim konusunda bilgi ve tecrübelerini
ülkemize taşıyıp bu konuda bir çığır açtı. Türkiye'de özel eğitim okullarını ilk
düşünen, tasarlayan, açan, kurumsallaştıran odur. Ayrıca ODTÜ'nün ve Ankara
Üniversitesi'nin eğitim bilimleri ona çok şey borçlu.
Mitat Enç bundan ellibeş yıl önce Amerika'dan dönüp 'körleri okutalım'
dediğinde, Milli Eğitimimiz ona: 'Ya hoca işin mi yok, biz sağlamları
okutamıyoruz' cevabını vermişti.
Ayrıca o günlerdeki eğitim felsefesi, körü, sağırı, dilsizi, kolsuzu yani
hepsini 'sakatlar' başlığıyla aynı okul çatısı altında topluyordu. Mitat Enç
körler ayrı, sağırlar ayrı eğitime tabi tutulmalı diyerek işe başladı.
Mitat Enç'in özel eğitim kavgası ciltler doldurur; bu sınırlı sütunumuza sığmaz.
Unutmayın, özetin özetini yazıyoruz!
|
|
Trabzon/Maçka'da yalçın tepeler üstüne kartal yuvası gibi kurulu Sümela
Manastırı'na yürüyerek yirmi dakikada ancak çıkılabiliyor.
Tarihçiler, kilise
neden bu tepeye inşa edildi sorusuna, ilk Hıristiyanlar Romalı askerlerden
saklanıp gizleniyorlardı, diye cevap veriyor. Bu soru sizi bilmem, beni tatmin
etmiyor.
Çünkü Hıristiyanlar tehlike geçtikten sonra
binlerce yıl daha bu manastırda
yaşadı, cihan harbine kadar. Bu soruya başka tür cevap bulmak için başka bir
soru soralım. Kilise binlerce yıl bir kıyamet takvimi yönetiyordu, her yüzyıl
başı İsa inecekti, yılbaşılarında inecekti, şuraya
inecekti, buraya gelecekti,
diye. İsa'nın nereye ne zaman ineceği sorunu kilisenin her günki işiydi.
İşte Sümela Manastırı milyonlarca ladin ağacının (çam türü) ortasında, canlı
yayın arabası gibi milyonlarca çam ağacını
izliyor, İsa'nın hangi çam ağacına
ineceğini buradan gözleyebiliyorsunuz. Yani, Sümela Manastırı'nın buraya inşası,
buradaki milyonlarca ladin ağacından dolayıdır.
Tabii bu benim düşüncem, siz de başka sorular sorun.
Ancak kilisenin bin yıllık
iktidarı bir fikir değil, bir dünya gerçeğidir. Binlerce yıl hüküm sürmüş kilise
iktidarı, bugün, karanlık çağ, ortaçağ, skolastik (dini dogmalar) çağı gibi
adlarla tarif edilir.
Bir de şu soruyu soralım.
Zamanla gaddarlaşan ve mutlak bir egemenlik kuran
kilise, gücünü hangi silah/ordulardan alıyordu?
Cevabı şaşırtıcı? Kilisenin silahı yoktu. Ta ki 10/11. asırda Haçlı seferleri
başlayana dek.
Peki bir soru daha!
Öldürmeye ve silaha inanmayan kilise, tarihin en zalim
hakimiyetini nasıl kurabildi?
Şöyle. Kilisenin silahları başkaydı. Birincisi ve en önemlisi kıyamet
düşüncesi/teorisi...
|
|
Nihat Genç: Kapitalizme Yumruk Atmak Elimizde
|
|
Dünyanın gerçek kara delikleri, karanlık bölgeleri, insanlığın emeğini, kazancını çalan 150-200 Amerikan
şirketidir!
Amerika hem iktisadi sisteminin hem de tek, küresel bir imparatorluğa dayalı
siyasal sisteminin doğru, gerçek, kaçınılmaz olduğunu söylüyor! Bu iki çift laf,
dünyanın en büyük yalanı olarak büyük tepkiler
görüyor! Kısa vadede Amerika’nın
askeri gücüne karşı yapabileceklerimiz sınırlı, ama uzun vadede hem askeri hem
de iktisadi olarak bu topraklardan pıllarını pırtlarını alıp kaçmak zorunda
kalacaklar!
Nasıl?
Amerika, kapitalizmden, sömürüden, kölelikten başka alternatif yoktur diyor.
Vardır. Adı da ekonomidir. Ekonomi ile kapitalizmi ayırıyoruz. Çünkü bir
disiplin, bir bilim dalı, bir hayat
döngüsü biçimi olarak ekonomi ile
kapitalizmi sömürü ve yıkım getiren işleyişi farklı şeylerdir.
KATLİAMCI, SAVAŞÇI, YIKICI ŞİRKETLER
Amerika’nın kapitalizm dediği, 150-200 şirketin dünyayı
istilasıdır. Bizim
ekonomi dediğimiz, dünyayı çekip çevirecek, alınterine, titizliğe, ahlaka,
paylaşmaya, helal kazanca dair işleyiştir.
|
|
Yazımın ana fikri, dünyalılara en çok karışan ve karışmaya devam eden
Türkler'in şehir kültürü üzerinedir.
Dünya güzeli
halkımızın bizi nerde ne zaman gülmekten kıracağını bilemeyiz.
Artvinliler'in gecesine katıldım. Spiker açılış konuşmasını yapıyor, izleyin:
'Sevgili Artvinliler gecemize hoş geldiniz. Önce İstiklal Marşı ve bir dakikalık
saygı
duruşu. Kurtuluş savaşımızın kahramanı ve cumhuriyetimizin kurucusu
Mustafa Kemal Atatürk ve iki gün önce trafik kazasında ölen arkadaşımız
Fahrettin Topbaş için bir dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum...'
Saygı
duruşunda inceden kıkırdayıp durdum, yanımda Artvinli arkadaş durumu fark
etti ve bana kendini savundu: 'Gerçi arkadaşı ben de tanımam. Ben Atatürk için
kalkayım, dedim'.
SKY TV'de haftalık konuşmalar yapıyorum ve
bazen sinirli çıkışlarım oluyor.
Karadenizli bir arkadaş: 'Niye sinirleniysin ben anlayrim. Sinirleniysin ki
aklına bir fikir gelsin. Karadenizliler sinirlenmeden bir fikir bulamaz! Ben de
senin gibiyim, ne zaman sinirlenirim Allah bir kapı açar
hiç olmadık güzel
laflar bulurum!'
Geçelim. İran mizahında en çok gülünen komik tip Farsçayı yarım yamalak acemice
kullanan Tebrizli (Azeri-Türk) tipi. Tebrizli, Farsça'yı yanlış kullanarak
İranlılar'ı gülmekten kırar. Bu
komik tip asırlardır İranlılar'ı eğlendirir
durur.
|
|
İçimde gün boyu bitmeyen bir iç ses, dilime takılıyor, durmaksızın:
'Yaslı gittim şen geldim
aç koynunu ben
geldim
bana bir yudum su ver
çok uzak yoldan geldim...
'Yürü ey şanlı gazi
kılıcı kanlı gazi
Meriç seni bekliyor
büyük ünvanlı gazi...
Nasıl bir atmosfere girmişiz bilmem,
içimde bu sözler. Siz de öğrenin yavaş
yavaş, gün geliyor artık. Çocukca mı? Çok romantik, fazla ağır. Artık istemesem
de beynimiz mırıldanıyor. Fazla mı militan. Aşırı duygusal, yoğun. Körükleyici
sözler.
Kim kilitledi
bizi bu marşların içine. Sanki içimdeki ses, saatin yaklaştığını
söylüyor. Söyledikçe marşlarla kuduruyor. Elli yaşıma dayandım, hep hikayeler
yazmak isterdim. Hala marşların içindeyim.
'En kötüsü ne olur bu Amerika'nın?
Japonya'daki Hiroşima, Nagazaki. Daha kötüsü
ne olur bunun. Vietnam, Cezayir, milyonlarca ölü. Ne yapalım şimdi oturup
ağlayalım mı? Diyelim İstanbul, bir milyonu gitti, beş milyon daha gitti. Kaç
kişi kalırız. Savaş başladı, herkes
sırasını bekliyor. Gün yaklaşıyor, üç yıl
beş yıl. Bugün komşuna yarın sana. Ne olacak sonu. Bıçak kemiğe dayandı. Ölümden
öte köy mü var. Geride kalan çocuklar, Allah verdi Allah düşünsün. Ben delirdim
mi? Hemen dalmalıyım.
Kaç nükleer atarlar, yirmi, otuz, kırk.
|
|
Nihat Genç: Dert bir değil
|
|
Benim güzel halkım. Dükkanını açtın mı? Ortalığın tozunu aldın mı? Çayını
demledin mi? Telefonlarına baktın mı? Bugün olsun üzme kendini.
Allah bir kapı
açar. Allah hepinize sakin bir vicdan versin.
Dert bir değil hangisinden başlasak. Açlığımız yetmiyormuş gibi başımızda
Amerikan belası. Durmadan değişen kanunları var, bakın, Birleşmiş Milletler'i
devreden
çıkardılar.
Şimdi kanun da kalmadı. İnsan dünyayı yönetir de bir yasası olmaz mı? Kanunları
yok ama parayla satın alınmış gazetecileri var. Gidin Avrupa'yı, Asya'yı
karıştırın. Yok. Tutturmuşlar buraları infilak ettirecekler.
Buna sebep İsrail
şeytanı burada oturuyor.
İsrailliler yüzyıl önce İsrail'i kurmak için dünyayı kandırıyor; konferans
üstüne konferans yapıp kardeşçe nutuklar atıyorlar: 'Bütün dünyaya Araplarla
Yahudilerin kardeşliğini
göstereceğiz!' diye.
O zaman sözleri buydu. Şimdi dünyanın en çok kan dökülen coğrafyası oldu. Tarih
boyu Müslüman topraklarda tek Yahudi öldürülmedi. Endülüs'te, Abbasi'de,
Osmanlı'da... Onları öldürüp soykırımdan
geçiren Avrupalılar.
|
|
Nihat Genç: SEKA'nın yanındayız
|
|
Bir fabrika daha boşaltılıyor. Bir fabrika daha polis marifetiyle tasfiye
ediliyor. Polisler yaka paça işçileri yıllarca çalıştıkları ve ekmek
yedikleri
işyerinden sürükleyerek sokağa atıyor!
Türkiye bu acıklı manzaralara daha çok dayanamaz. Fabrikalar neden kapanır? Tam
tersi olmalı. Fabrikalar açık tutulmalı, işçiler akinelerinin başında gümbür
gümbür
çalışmalı.
Şu tuhaf şeyler oldu: 80'li yıllarda dünyayı saran özelleştirme dalgası
Türkiye'yi de içine aldı. Anlayan anlamayan bilim adamları, medya yazarları,
plansız programsız özelleştirme programlarını devreye soktu.
Kabaca sloganları
şu oldu: Her şey satılacak, her yer satılacak. Yüzlerce fabrika sırf satılsın
diye gözler önünde ve kasıtlı olarak çürütülüp zarar ettirildi.
Oysa modernize edilmeli, yenilenmeliydi, tamiri, pazar payı, üretimi
medyamız
tarafından tartışılmalıydı, tam tersi: Satalım, tek politika türü oldu.
|
|
Nihat Genç: Allem kullem yazarlar
|
|
Bugünlerde en çok konuşulan harika yaratıklar: Hırsızlar. Sosyal hayatımızın
deşifre edilmesi için bize aydınlık bilgiler veriyorlar.
Türk hikaye ve
masallarında en çok anlatılan şey: Hırsızlıktır. Hikmetli dersler çıkartmak için
okuruz. Özal dönemini hatırlayın.
Hırsızlar aşırı ve korkusuz insanlardır. Çelik kasaları yırtma, demir kapıları
delme yetenekleri
vardır. Ve topluca devlet üstün nişanı alma becerisini
gösterip ödüllendirildiler.
Bütün hikaye ve masallarda 'hırsızlık' macerası bir 'pişmanlıkla' sona erer.
İşte bizde olmayan budur. Ancak onlar hakkında her şey
söyleyebiliriz ama,
tembel olmadıkları kesin!
|
|
Nihat Genç: Nihat Genç - Yarın Dergisi Röportajı
|
|
Nihat GENÇ, 1956 Trabzon doğumlu... Ofli Hoca, Şeriatta Ayıp
Yoktur(Hikaye), Bu Çağın Soylusu, Dün Korkusu,
Dar Alanda Tufan, Soğuk
Sabun(Roman), Komik Hikayeler, One Man Show, Köpekleşmenin Tarihi, Modern Çağın
Canileri(Deneme), isimli kitapları ve Leman Dergisi’ndeki yazılarıyla tek başına
bir ekol, bir ordu...Yüreği ve
kalemi dışında hiçbir şeyi yok. Sert ve soylu bir
kavga veriyor. Selam diyoruz Nihat Genç’e, sadece selam..
YARIN-En sonda sorulacak soruyu, en baştan soralım. Dergimizi nasıl
buldunuz?
NİHAT GENÇ- Genel görünümünü Nazi mimarisine benzettim. Eğlencesi eksik.
Her çıkış, her iddiayı uzun süre takip ederim. Kimdir bunlar, ne yapmak
istiyorlar. İşte birazcık umutlandım.
Görevlerimden biri bu, kim ne yapıyor.
İnanılmaz, kalleşçe bir medya işgaline karşı bu dergilere normalden daha fazla
güveniyor, vaha olarak görüyorum. Umut olarak görüyorum.
YARIN- En kısa şekliyle Nihat GENÇ
kimdir?
|
|
Akşam Gazetesi'nde misafir yazar olarak haftada bir yazmayı bakalım
becerebilecek miyim? Medyayla duygusal ilişkim olmadı, kitlelere ulaşmak
gibi
derdim de yok.
Medyanın yazarlığıma ilave faydası olacağına da inanmıyorum. Eksik olsun.
Medyadan şöhret, imaj, karizma bekleyenlerin maymundan şebeğe hazin evrimlerini
birlikte izledik. Eğlendik. Araya girip
bu neşeli oyunu bozmaya niyetim de yok.
Medyada yazmışım yazmamışım kimsenin de umurunda olduğunu sanmıyorum.
Yine de yazmam konusunda teklifler alıyor, tereddütler yaşıyorum. Sorun, nasıl
katılacağımı
bilmiyorum. Bildiğim iki tür karışmak var. Birincisi emiştirme.
Sürüden ayrı tutulan kuzular nihayet sürüye katılır ve emmeye başlar. Bu
piyasada sütü temiz kalmış kim var, kimden emeceğim? İkinci karışma yöntemi:
Koçlar sürüden
uzak tutulur. Çiftleştirme mevsimi sürüye salınır.
|
|
Nihat Genç: Serdar Akinan - Nihat Genç Röportajı
|
|
Son olarak 'Amerikan Köpekleri' isimli bir kitap çıkaran Nihat Genç, SKYTURK'te
yayınlanan 'Ne Var Ne Yok'
programına katıldı.. İşte programda Serdar Akinan'ın
sorularını yanıtlayan Genç'ten çarpıcı açıklamalar.....
Serdar Akinan: Nihat 81.yılda Cumhuriyet ne ifade ediyor?
Nihat Genç: Derin mevzular
konuşacağız yani bugün. Bugünlerde halkımız da
derin mevzular konuşuyor. Cumhuriyet gitti gidiyor.Satıldı satılıyor.Önce ben
bir cumhuriyet çocuğuyum, sonra da 81 yıl kutlu olsun ve bu cümleden hala
heyecan
duyuyorum.
Cumhuriyet çok büyük bir proje ve bu proje eğer bizler çalışırsak devam edecek.
Devam etmesi için de yazarlık yapıyorum ben. Çok şey var tabi yani bugün
Cumhuriyet'in üzerinde tartışacağımız.
|
|
Nihat Genç: Hisse senetleri
|
|
The New York Times yazarı Paul Krugman'ın Büyük Çözülme adlı kitabı Türkçe'ye
çevrildi. Küçükken annesi-babası ona bir tişört vermiş.
Üstünde 'küresel-müresel'
yazıyor. 'Seni bir toplantıya çağırdıklarında küresel-müresel' dersin, demiş
ailesi. Bir ekonomik programın uzun vadede neler getirebileceğini tartışırken
'Unutmayın John Maynard Keynes uzun vadede hepimiz
öleceğiz demişti' diyor.
Amerika'nın yaşadığı ekonomik felaketleri gören yazarların bu mizahı koruması
bugünlerde Amerika'da çok şey ifade ediyor. Çünkü sakin güvenli bu esprilere çok
ihtiyaçları var.
|
Milliyetçilik hepimizi boğdu, sıktı, öldürdü. Biz, yumuşak, duygusal, çok rahat,
üstün bir kültürden geliyoruz. Birçok milleti, kültürü barındıran Itri'nin
müziği, Nedim'in şiirleri, fazlasıyla ince zevklerin, derin hassasiyetlerin, aşk
zaferlerinin ülkesinden geliyoruz. İlk milliyetçi kuşağımız, içimizde ilk okuyan
kuşaktı, bunlar Rum'du. br>Okumuş Rumlar'ın ilk işi Yunan bağımsızlık savaşı oldu.
Milli romantik heyecan ve maceraların kahramanı olmak hepsini sarhoş etti, bize
de bulaştırdı. Osmanlı'nın milliyetçiliği kavraması, daha alt düzeyde, düşük,
daha dar, edebi, milli duyarlılıkları kavraması yüzyıl sürdü. Bugün insan
haklarını batıdan alıyoruz, tepki gösteriyorlar, yüzyıl önce de milliyetçiliği
gidip batıdan aldık.
Batıya giden öğrenciler, Fransızca gibi dillerle haşır
neşir yaşayan aydınlarımız milli romantik bir edebiyat, şiir yaratması 1890'ları
bulur.
|
97 Yazı (7 Sayfa, 15 yazı/sayfa)
[ 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 ]
|
|
|  |
|
Son Kitabı

|
|
|